Hatırlamak mı? Hatırlatmak mı?


Bundan tam 18 yıl önce… Kara bir geceydi; Marmara’nın genelini vuran o şiddetli sarsıntı on binlerce insanımızı bizden almakla kalmadı, verdiği tahribatın izleri bugün hala silinemedi…


17 Ağustos 1999 tarihe kara bir gün olarak geçtiyse de, sonrasında unutulan deprem gerçeği de bir o kadar “umursamazlık” olarak girdi deprem literatürüne… Japonya, İkinci dünya savaşı sırasında maruz kaldığı atom bombası sonrası, adeta yeniden doğarak Dünyaya teknoloji ve bilim ülkesi olarak adını yazdırdı. Felaketle birlikte yıkılıp kalmadı. Bilime, eğitime ve teknolojiye yaptı tüm yatırımını. Yıkılmadan, sabırla ve milli bir şuurla yaptı bunu… Şimdi Dünyanın en büyük ekonomisine ve teknolojik gücüne sahip…

Biz ne yaptık 17 Ağustos sonrası? Bir kaç göstermelik yasa çıkardık. Tepkileri önlemek için birkaç mütahhiti cezaevine yolladık.. Yerel yönetimlere “tokmak yukarılarda davul onlarda” yetkiler verdik… TOKİ diye bir yapı kurduk ki, deprem gerçeği ile mücadele de hiçbir etkinliği yok. AFAD, AHDER, TDM.  DASK, Yapı Denetim diye terimler girdi hayatımıza. Toplasan hepsi bir proje bile yapmamıştır.. Ya da biz bilmiyoruz..

Depremin ardından 18 yıl geçti; Biz daha “ Kentsel Dönüşüm” diye bir projeyi elimize yüzümüze bulaştırdık. Yanlış yapıları, kötü binaları, hasarlı yapıları yıkıp yerine modern konutlar, depreme dayanıklı binalar yapacaktık ama biz burada da Rantı arayan bir yapı oluşturduk maalesef.. Depremi hatırlayacak caydırıcı ve yaptırım güçlü yasalar çıkartıp uygulatamayan bir ülke, sadece depremin o tarihte olduğunu  hatırlamakla geçiştiriyor maalesef… 17 Ağustos’u göstermelik etkinliklerle, sergilerle ya da mevlitlerle, dualarla   geçiştirdik, çıkarılması gereken dersleri hep öteledik … Allahım bir daha bu tür acılar yaşatmasın, bu ülkede deprem yönettiğini zannedenlere de akil fikir versin …