İTİRAZ EDİYORUM !



İTİRAZ EDİYORUM !

Aile toplumun mihenk taşıdır,bel kemiğidir, tohumudur.Ve ailenin en temel özelliği; güven, sevgi ve merhamet duyguları üzerine inşa edilmiş olmasıdır.

Peki toplumda son durum nedir?Bu özelliklerden uzak,aile olmanın zahmet/külfet hâline geldiği, acayip hayat hikâyelerinin gündeme oturduğu bir dönemden geçiyor. Çocuk gelinler,baba ya da abi tarafından tecavüze uğrayan genç kızlar ,kararan hayatlar…Aile güvenli, sevgi dolu,merhamet kokan güvenli limandı hani? Nasıl bu duruma devrildi peki,evet evet evrilmek değil tam olarak devrilmek!!Cahiliyenin kör karanlığındaki kadın, dinin gelişi ile hakkettiği değere ve muhafazaya kavuşmuşken neden geri sardı herşey dersiniz?

Özgürlük ve sınır kavramlarının idrak edilememesi sonucu, herşey bir kaosa sürüklendi. Mehmed Akif’in dediği gibi;

“Medeniyet dediğin soymaksa bedeni,

Öyleyse hayvanlar bizden daha medenî…”

Haya duygusunu yok sayarak çıplaklığı modernlik algılamak, yeniden cahiliyeye dönmektir. Kadınlığın güzelliğini, kıymetini henüz anlayamayacak yaştaki çocukların,kürtaj masası ile tanışmasının özgürlük olduğuna beni kimse inandıramaz!

Hayatının en verimli,güçlü döneminde bir gencin adına keyif dediği bir bardak alkolle,sağlığını/kesesini/ruhunu/kalbini zarara uğratmasına ne demeli?Sınırsız özgürlük, kendini kaybetme,kavga,cinayet izlemiyor mu bazen o bir bardak keyfin(!) ardını?

Çocuklara mahremiyet eğitimi konusunu her taciz/tecavüz ardından bilmiş bilmiş konuşup, sonra kendi fotoğraflarını boy boy paylaşan, videolarla çocuklarını da bu duruma ortak eden ebeveynler var bir de!Çocuklar söylenenden çok yapılanları taklit etmeye yakındır,biliyoruz.

Babanın koruyan,kollayan,çözüm bulan yanı,kadının nahif,evcimen tavrı ve çocukların saygılı, teslimiyetçi tutumları zaman içinde özgürlüğe kurban edildi.Sonuç; bireyselleşen aile üyeleri, akşam yemeği sofralarının şahsileşmesi,aile büyüklerini saf dışı bırakma ya da aile büyüklerinin büyük gibi davranmayı bir kenara bırakıp gençleri yok sayması türünden pek çok aksaklık, yeni düzen gibi kabul gördü.

İtiraz ediyorum;

Yavrusuna merhametle sarılmayı başaramayan babaya,

sevgimi gösteremiyorum ben böyleyim diyen eşe,

kadının nahifliğini unutarak kabalaşmasına,

anne/babasına hürmetten aciz evlâda,

gelini/damadı “yavrum” deyip evlât sırasına koyamayan ebeveynlere,

sevmeyi,merhameti öğrenmemiş yüreklerin evliliği cinsellikten ibaret sayıp evlenmesine,

ablasının evliliğine karışıp huzur kaçıran baldıza,

kardeşlerin arasını açan eltiye, geline ve kim varsa hepsine,

duygularını tanımadan, kendini bilmeden,iradesini yönetmeye muktedir olamayan,ruhî dengesi oturmamış bireylerin, “evlenince düzelir” denilerek evlendirilmesine…

Bitmeyen itirazlarımız var herbirimizin…Şikâyet yerine birseyler yapmalı. 80’li yıllara ait bir İngiliz gazetecinin ; “Müslüman Türklerden, aile ve din kavramlarını alırsanız geriye hiçbir şey kalmaz” tespitini yaşıyoruz artık. Bizi bizden iyi keşfetmişler yazık ki!Aile toplumu oluşturan en küçük yapı taşı ve din de yaşam tarzı…Bozuk lego parçaları ile dengesiz bir din imar etmek beyhude çabadır.

Bugün mağdur olan özgür kadınlar (!) dinin kendilerine verdiği hak ve özgürlükleri bilmedikleri için bu halde olduklarını biliyor mu acaba? Ömür boyu nafaka tartışmaları sürerken, mehir nedir bilmeyen insanlar var.Miras hakkında kadının bir pay almasının ardındaki kocaman güvenceyi hiç duymamış erkekler,dinin erkek müdafaası yaptığını mı sanıyor?

İnandığımız dinden uzaklaştıkça yorgunluğumuz, yaşadığımız kaoslar gün gün artıyor. Bu kadar mı zor Rabbe teslimiyet? Oysa nefse ve ortağı olan şeytana hiç düşünmeden bırakıyoruz kendimizi ve adına da özgürlük diyoruz.Sana teslim oldukça özgürleşiyorum Allah’ım diyecek yürekler ikram eyle bize Rabbim…(Amin)

Şimdi bir daha bakın ailenize; erkek erkekliğin, kadın kalınlığın, evlât evlâtlığın hakkını veriyor mu? Kim kimin sınırını ihlâl etti ise usulca olması gerektiği alana çekilsin, Mevlânâ Hz.nin buyurduğu gibi “had sınırına”! Bakın bakalım, huzursuzluk kalıyor mu vesselâm…

Baki hürmet ve dua ile kıymetli dostlar…