BİR FETİH MESELESİ



Mevsim yaz…Sabahın ilk ışıkları ile sahilde yürüyorsunuz. Ortada kimsecikler yok.Rüzgâr,şefkatli bir dost eli gibi okşuyor teninizi.Ciğerlerinize dolan manolya kokusunun,ferahlık veren huzuru ile dinleniyor. Dalga sesleri ile zihninizdeki karmaşa sükunete eriyor. Ayaklarınıza değen minik kum taneleri,denizin nazlı dalgaları,ıslanan etek ucunuz ve uçsuz bucaksız mavilik…Huzurun rengi mi,kokusu mu,dokunuşu mu var dersiniz?

……..

Okuduğunuz şu kısacık paragrafta kiminizin gözünde manzara canlandı. Kiminiz deniz ya da manolya kokusunu,kiminiz dalga sesini,kiminiz eteğinizin ucundaki ıslaklığı hissettiniz.Yani?

Yani herbirimizin temsil sistemi farklı çalışıyor,dünyayı/olayları algılama şekillerimiz bambaşka. Görsel,işitsel,dokunsal…

Allah insanı eşref-i mahlukat yaratmış diyoruz. Ve her bir kula ayrı özellikler ikram etmiş Herbirine kendini özel hissettirecek imza atmıştır. Nasıl mı?Meselâ;her insanda farklı olan parmak izi ve iris gibi…

Dünyayı algılama ve anlamlandırma yetileri de birbirinden farklı olunca, ilâhi kelâmın hitaplarından da onların algılama yetisine göre; “akletmez misiniz,görmez misiniz,duymaz mısınız?” şeklinde seslenişleri vardır. 

Meselâ Gaşiye Suresi 17/20;

“Peki onlar devenin nasıl yaratıldığına, göğün nasıl yükseltildiğine, dağların nasıl dikildiğine, yeryüzünün nasıl yayıldığına bakmazlar mı?” 

Mü’min Suresi 67.ayetin sonunda ; “belki artık düşünürsünüz” buyrulur.

Hz.Ömer’in okunan Kur’an sesini duymasının ruhuna bıraktığı işe bakılırsa,işitsel sistemi baskın! 

“Aman Ayşenur Hanım nereden çıktı şimdi bunlar?” diyorsunuz belki de…Sabrın,hoşgörünün,anlayışın erozyona uğradığı ahir zamanda,tedaviye membaını hatırlayarak başlayalım istiyorum. 

Gençler bazen;”babamla iletişim kuramıyorum,en iyisi konuşmamak!” diye serzenişte bulunuyor.

Evli hanımlar;

“Eşim beni hiç anlamıyor!” diye gözyaşı döküyor. 

Aslında sadece aile içi değil,sosyal ilişkilerin devam ettiği heryerde iletişim “enfeksiyon” kapmış durumda.

Hayatı,insanları,inançları,duyguları hissetmek,görmek,dinlemek gerek!

Görülmek isteyeni dinlemekle,duyulmak isteyeni hissetmekle,hissedilmek isteyeni görmekle mutluluğa ulaşamazsınız.

Evin hanımı evin altını üstüne getirmiş,temizlemiş,uğraşmış bütün gün…Bir teşekkür bekliyor kendini değerli hissetmek için. Oturunca eşi “ee,ne yaptın bugün?” diyor.Oysa o görülmeyi bekliyordu. 

Eşinizin,çocuğunuzun,dostunuzun iletişim kanalını keşfedemez,duygularına dokunmayı başaramazsanız,aranılan samimi bağ kurulamaz. 

“Balığa çıktığınızda oltaya sevdiğiniz pastayı değil,balığın sevdiği yemi takarsınız”(W.Rogers)

Güçlü iletişimin ilk adımı,karşındakinin iç dünyasını keşfetmektir.Bunu da iyi bir dinleyici olursanız yapabilirsiniz.

Bazı programlara ait kesitleri gözden geçirdim.Hatta birinde “ben şimdi ne izledim?” deyip dondum.Yüz kızartıcı bir suçun aile üzerindeki yankıları konuşulurken,yapılanı desteklercesine,gelen bir telefonla hatrı sayılır bir hediye vaad ediliyordu. Maksat neydi ki bunda?”Elden tutmak,topluma kazandırmak” böyle mi yapılırdı yani?

Neyse efendim,bu da bambaşka bir konu.O programlar,o reytingleri yapıyorsa,arz/talep meselesi! Peki neden milyonların önünde yaşanıyor bu dramlar?”Biri beni anlasın,dinlesin!” alarmı mı dersiniz?

İletişim sanattır.Sanatçı olabilmenin ilk adımı kendini tanımaktan geçer. Kendini bilen Rabbini bilir.Peki ya Rabbini bilen? O da bu dünyaya sadece kendi arzuları için gelmediğini ve güzelliğe,hayra vesile oldukça, kulluğunu bilir.

“Annem beni hiç anlamadı,sevmedi” cümlelerinin ardından kocaman hikâyeler çıkıyor. Oysa anne,elindeki işi bırakıp iki dakika dinleseydi evlâdını gözlerine bakarak,omzuna dokunarak “aferin” ya da “iyi ki varsın” deseydi, bambaşka olabilirdi tüm hikâye. 

Zaman elimizdeki en büyük hazinemizse,an bu andır.Ne geçmişin pişmanlığına ne de geleceğin kaygılarına feda edemeyiz.

Âna değer katmayı,dinlemeyi,iletişim kurduğumuz bireylerin doğru frekansını yakalamayı öğrendikçe, herşeyin çok daha kolay ve güzel olduğunu keşfedeceğiz.

Dinin sadece seccade başında olmaktan ibaret olmadığını,bir yaşam tarzı olduğunu ve her konuda ihtiyaç duyduğumuz konulara asırlar önce açıklık getiren bir usul olduğunu hatırlayıp,öğrenmeye,sindirmeye ihtiyacımız var.

“Vusulsüzlük, usulsüzlüktendir” denir.Amaca vâsıl olamıyor,kavuşamıyorsak arzuladığımız ilişki sıcaklığına, izlediğimiz yola göz gezdirmek faydalı olur.Ruha dokunabilmeli,gönlü görebilmeli,zihni duyabilmeli…

Velhâsıl kelâm; gönüllerin fatihi olmak için,gönle giden yolu keşfetmeye talip olmalı dostlar…

Baki hürmet ve dua ile…