“BİLE” DEN İNCİNİR KARINCA
“Karıncayı bile incitmem.” Deme! ‘Bile’ den incinir karınca! Söz söylemek irfan ister, anlamak insan. Fuzûlî ne kadar güzel söylemiş. Hassasiyetin eleğinden, tecrübenin kantarından geçmiş, nice manalar barındıran bu sözün üzerine hemen hemen herkesin örnek verebileceği bir anısı, kalp kırıklığı, incindiğini dile dahi getiremediği anları vardır. Bazen yapıyoruz sanırken yerle bir ederiz. Kaş yapalım derken göz çıkarttığımızın farkına varamadığımız da olur. Bizim farkına dahi varamadığımız davranışlarımız, hassas sinelerde yaralar açar. Başımıza bir iş geldiğinde, “Kime ne ettim de bu iş başıma geldi?” sorusunu kendimize yönelttiğimiz anlarda dahi hassas sinelere açtığımız yaralar aklımızda, listemizde olmaz. “Hassasiyet gösterdik, iyilik yaptık, güller açtırdık yüreklerinde, gül kokacak yürekleri.” Diye düşünürken, “Bile” sözünü kullanarak açtığımız yaralardan kan kokuları gelir. Çünkü o “Bile” sözü, zihnimizin gerilerinde, nefsimizin arzularına hizmet eden, kendini yüksek karşısındakini alçak görmenin kodlanmış halidir. “Karıncayı bile incitmem.” Derken karıncayı aciz görmektir. Karıncanın cüssesinin kaç katı yükü taşıdığını görmezden gelmektir. Kâinatın en çalışkan canlılarından biri olduğunu es geçmektir. Yaratılışında ki muhteşem nizamı düşünmeden, kendini karıncadan üstün görmektir. Bir “Bile” sözü ile ne çok incitiriz karıncayı.
İnsan yaptığı iyilikleri empati yoluyla, kendine yapıyormuş gibi yapmalıdır. Birine moral verirken, kendisine moral veriyormuş gibi hassas konuşmalıdır. Kelimelerini tartmalı, kendine ağır geleni karşısındakine söylememelidir.
Çayırova, İstiklal caddesinde. Kaldırımda yürüyen yaşlı bir teyze gördüm bundan iki sene önce. Teyzenin iki elinde de baston var. Beli iyice bükülmüş, iki büklüm denecek şekilde. Ağır adımlar ile yürüyor. O vakitler, sık sık gördüğüm bir teyze idi. Sağ elinde, bastonu ile elinin arasına sıkıştırdığı ekmek poşeti var. Poşetin içinde bir ya da iki ekmek var. Ağır olmadığı belli ama yine de ona yardım etmek geldi içimden. Aramızda üç- dört metre kadar mesafe var. İki adım atmıştım ki yanından geçen bir bayan durdu. Onunla konuşmaya başladı. Bayanın sesi gür çıktığı için dediklerini net bir şekilde duydum.
“Teyze nereye gidiyorsun? Yardıma ihtiyacın var mı? Diye sordu. “Ne kadar iyi bayanmış. İyiliği yapmak benden önce nasip oldu ona.” Diye düşündüm. Ardından yaşlı teyze bir şeyler söyledi. Sesi yaşlığın etkisi ile cılız ve yorgun çıkıyordu. Dediklerini anlayamadım. Yanında ki kadın onun konuşması bitene kadar dinledi. Teyzenin konuşmasına cevaben,
“Olur mu teyzeciğim? Yardım edeceğiz tabi. Görevimiz.” Dedi. “Bayan ne güzel moral veriyor.” Diye düşünürken, konuşmalarının devamını duyunca donup kaldım.
“Allah kimseyi senin gibi yapmasın. Rabbim bizi bu hale düşürmesin. Ancak maşallahın var teyze. Nice gençler senin kadar olamıyorlar. Sen ‘bile’ ekmeğini kendin almaya gidiyorsun. Ne gençler var yerinden kalkmıyorlar.” Dedi.
Ah kadın! Ne yaptın kadın? Yapacağın iyilik yerinde kalsaydı. Orada öylece dursaydı da kimseyi incitmeseydi. Geçip gitseydin keşke. Görmezden gelseydin. İnan bu sözlerinden daha az incitirdi o yaşlı bedeni, yorgun yüreği, titreyen sesi… İyilik yapmanın, moral vermenin adabı var. Derdi olanın yüreği kıl gibidir. Her an kopabilir. O insanlara moral vermek, iyilik yapmak kılın üzerinde yürümek gibidir. Hassasiyet ister. On tartıp bir söylemek, kılı kırk yarmak ister.
Yaşlı teyzeye moral verdiğini, iyilik yaptığını sanan kadın, gül bahçeleri vermiş, gönül inşa etmiş gibi rahat ve huzurlu ayrıldı, yaşlı teyzenin yanından. Oysa yıktı viran etti. Hoyrat cümleleriyle sinesinde yara açtı teyzenin. Yetmedi ‘Bile’ diyerek incitti, yarasını kanatıp gitti… O gittikten sonra yaşlı teyze birkaç dakika olduğu yerden kıpırdamadı. Öylece yere baktı. Kim bilir aklından neler geçti. Belki de ağır gelen cümlelerin ardından gücünü toparlamak içindi bu birkaç dakika… Endişelenip yanına doğru ilerliyordum ki yorgun adımlarına eşlik eden bastonları ile ağır ağır yürümeye başladı. Hareket ettiğini görünce yanına gitmekten vazgeçtim. Bir yara da ben açmaktan korktum belki. Ama gözden kayboluncaya kadar baktım ardından ne olur olmaz diye.
Bizim de ‘Bile’ ile incittiklerimiz vardır belki. Onca emek vererek inşa ettiklerimizi, bir ‘Bile’ ile yıktıklarımız da vardır. Böyle hasarlarımız var ise onarabilmek, hassasiyet ilmeği ile yüreklere dokunabilmek dileğiyle.
Saygılar, Sevgiler.