Amok Koşucusu/ Stefan Zweig



Amok Koşucusu/ Stefan Zweig

Sağlıkta şiddetin arttığı ve maalesef artık bu konuda duyarsızlaştığımız şu günlerde herkese Amok Koşucusu’nu okumasını şiddetle tavsiye ederim.

Zweig’in eserlerinin hemen hemen hepsinde aynı tat var. Yazar beni herkes değil de kelimelerdeki formülleri görebilenler anlasın dercesine işliyor hikayeyi. Bu eser de bir doktorun hikayesi. Cinnetin eşiğinde bir amok koşucusu doktor!

Hikaye bir gemide geçiyor. Yaşadığı pişmanlığı sohbet ortamında dillendiren doktorun kulak misafiri oluruz. Hikaye başlar. Doktorun kapısını olgun, güzel ve oldukça zengin bir kadın çalar. Kocasından başka bir adamdan hamile olduğunu ve bebeğin muhakkak alınması gerektiğini söyler. Bu sırra ortak olan doktor kadının isteğini red eder. “Yasa dışı bu teklifiniz” der. Kadın öyle gururlu öyle güzeldir ki. Bu ahlaksız olayı bile mağrur bir edayla dillendirir. Belki de bundandır doktorumuz ilk pas vermez. Ama işte doktorluğun verdiği profesyonellik ile sıra dışı bulduğu bu kadına hissettiği duygular arasında git gel yapar ve sonunda bir amok koşucusu olur! Nedir mi amok koşucusu; cinnet geçirmiş bir halde koşmak. Etrafa ve de kendine zarar verecek kadar kendinden geçercesine delirmek!. Sahi aşktan başka ne delleder insanı? Doktor beyimizle birlikte hikayelerin arka kapılarına indik. Hani İntibah’ta Namık Kemal diyordu ya “güzel bir kadından daha tehlikeli bir şey varsa o da güzel olduğunun farkında olan güzel kadındır” diye, işte bu cümleler dirildi Zweig’in satırlarında.

Doktorluk ne kutsal bir meslek bir kez daha hayran bıraktırdı kendine. Hayatını başkalarını kurtarmaya adamanın tarifini, tasvirini yapabilir miyiz ki? Yaşatmayı, iyileştirmeyi hayat felsefesi hatta meslek edinen bu güzel insanların yüzlerinin güldüğü bir Türkiye dileyerek eserin en sevdiğim cümlelerini ekleyip bu haftaki yazıma son veriyorum.

“ Sizden benimle konuşmanızı rica ediyorum, çünkü kendi suskunluğumda boğulmak üzereyim. ”

“Söz konusu başkalarının derdi olunca nasıl da hep daha zeki ve daha nesnel oluruz.”

“…bu kahrolası yalnızlıkta, insanın ruhunu kemiren, iliğini kurutan bu lanet olası ülkede, utanmayı unuttum ben.”

”Güvenin şartı samimiyettir, kayıtsız şartsız samimiyet.”

Amok Koşucusu, Stefan Zweig