Şeyda/ Hakan Bayram
Az Yayınlarından çıkan 256 sayfalık eserin giriş cümlesi şu; “her şey şiirle başladı.”
Genel itibari ile ya Dünya Klasiği ya da Türk Klasiklerini okuyoruz peki günümüz yazarlarını da takip ediyor muyuz? Kendime sordum bu soruyu ve şu günleri daha güncel daha bizden yazarlara ayırdım. Hakan Taha bir ezgi sanatçısı. Solo ezgi albümü var. Tabi kitabı okumadan önce kendisi ile de tanışmış olduğumdan “rikkatli, müşfik” bir dili olacağını tahmin etmiştim. Ama roman bitince tahminimin ötesine çıktı müşfiklik. Dostoyevski’nin Beyaz Gecelerinde güvenilir, sevebilen ve sevdiğine sonuna kadar sahip çıkan erkek modelleri görmüştük. Açıkçası hadi oradan demiştim. Hepsi hayal. Sonra düşünüp neden hayal olsun ki işte eşim de öyle demiştim. Şimdi Şeyda romanındaki “Melih” de öyle diyorum. Nefsani arzularla değil sevdiğinin fikirlerini, ahlakını, erdemini seven bir erkek. Sevdiği için sabırla bekleyen bir erkek. Melih edebiyatçı, Şeyda tarihçi. Fakültenin Edebiyat klübünde bir şiirle başlayan aşk gayet latif ve naif ilerliyor.
Bir çok satırda yazar kişiliğini ele veriyor. Hamile kadının yer bulup otobüse binmesine “sanki ben binmişcesine sevindim” demesi bir de simitçinin bankta oturan gençlere sattığı simitlere “sanki ben almışım gibi sevindim” demesi ne kadar vicdan ve empati sahibi olduğunu gösteriyor. Üsküdar ve İstanbul tasvirleri biraz uzun olsaydı direk Namık Kemal gelecekti aklıma. Kısa da olsa o tadı yakaladım. Eğer yazar geçmişte yaşasa hangi yazar olurdu derseniz Sabahattin Ali gelir aklıma. Aralarındaki tek fark yazarın daha çok didaktik mesajlar vermesi iç sesinin bize sıkça o özlediğimiz değerleri fısıldaması. Kaybolan bütün güzelliklerin ve sevmeyi becerenlerin hikayesi, güzel bir eser hoş bir sedaydı. Bir de eseri okurken canınız fazlaca çay ve melemen isteyebilir 🙂
Eserin en harika bölümü ise;
Terk etme, yıkılırım.
Bulunmaz enkazım karanlık vadilerinde
Benimle gelecek kadar anlamlısın.
Biliyorum, anlamı yok çünkü
Başka aşklarda anlamlı olmanın
Bir şey daha var
Ama sen yoksun.