UKRAYNA’DA TÜRK İZLERİ

Kıymetli okuyucularım bu hafta sizlere TV 24’te ‘Furkan Kaya Mercek” konuk olarak katıldığım ve üzerinde çalışmalar yapıp, bizzat incelemeye gittiğim Ukranya konusu hakkında bilgi vermeye çalışıcam.Yazıya başlamadan önce program daveti için hocam Dr. Furkan Kaya, Buket Belgin hanıma ve tüm TV 24 ekibine teşekkür ederim bu program vesilesi ile tarihi boyuttan olayları inceleme ve anlatmamıza imkan sundular için.Ukrayna.. Avrupa Hun İmparatorluğu, Avarlar, Berendi’ler, Peçenekler, İdil Bulgar’ları, Hazar’lar, Altınordu Devleti, Osmanlı İmparatorluğu ve Kırım Hanlığı’nın hüküm sürdüğü, düzlüklerden oluşan verimli topraklar diyarıdır.
UKRAYNA HALKININ MENŞEÎ
Hunlar’ın Avrupa’ya yaptığı akınlar, diğer Türk Kavimleri tarafından aralıksız devam etmiş ve Tabgaç Hânedânı’nın yerine, 394-552 yılları arasında Büyük Türk Hakanlığı tahtına oturan Avar’lar, (552’den sonra Göktürkler’e devrettiler) zamanında hız kazanmıştı. Karadeniz’in kuzeyi ve Balkanlar’a kadar giden Avar akınları bâzı bölgelerde yerleşik düzene geçmeleriyle oluşturdukları kasabalardan bir tanesi de Kiev olmuştu. Sonra gelen Hazar’lar burasını muhkemleştirerek savunma hattı kurdular. Bölgede bulunan Slav kabileleriyle kaynaştılar. Zamanla Şehir gelişerek Knez’lik (prenslik) olunca ismini Kiev koydular.Bu küçük prenslik büyüdü. Başka bölgelerde bir kaç prenslik daha kurulmasıyla hayatlarına, tâ ki Cengiz’in torunu Batu Hân’ın bölgede Altınordu Devletini kurana kadar devam ettiler. 283 yıl süren Altınordu İmparatorluğu’nun sınırları Kazan’dan Karadeniz’e kadar Ukrayna’yı da içine alan geniş bir coğrafyayı kaplamıştı. Altınordu Devletinin yine başka bir Türk Devleti tarafından yıkılmasıyla; Kazan Hanlığı, Astırahan Hanlığı ve Kırım Hanlığı ortaya çıkmıştır. Osmanlı Devleti ise Kırım’ın Liman Şehri Kefe ve çevresini Cenevizlilerden fethederek Kânûni Sultân Süleyman’ın da genç yaşta sancakbeyliği yaptığı Kefe Sancağını kurdukları gibi, Romanya üzerinden Beserabya bölgesini de fethetmişlerdi. Kırım Hanlığı’nın 1475’te Osmanlı Devletine bağlanmasından sonra Osmanlı, atadığı Kırım Hânları üzerinden sınırlarını Moskova’ya dayamıştı.Altınordu Devleti dağıldıktan sonra orada yaşayan bâzı Türkler ile Türkleşmiş Moğollar Slavlaşarak Ukrayna Kazaklarını oluşturmuşlar ve başlarında “Hatman” dedikleri beyleriyle derebeylik şeklinde yaşamaya başlamışlardı.Ruslar da bu Slavlaşma sürecini hızlandırmışlardır. 1445’te Cengiz Hânedânından Uluğ Muhammed’in kurduğu Kazan Hanlığını yıkarak Slavlaştırma çalışmalarına devam etmişlerdir. 1555’te Ortodoks Piskoposu Guriy’in teklifiyle çıkarılan kânûnla, Hristiyan dinini kabûl eden Tatarlar (kıreşin’ler) vergi ve askerlikten muaf tutulacağı söylenmeye başlamıştı.Hatta birkaç Ortodoks’un bulunduğu köylerde geriye kalan Müslüman tebâ dışlanmaya başlanmış, büyük çiftlik sahibi Müslüman Mirza’lardan Ortodoks olmuş gibi görünenlere çiftliklerinde kalma ve topraklarını işleme fırsatı verilmiş, diğerlerinin topraklarına el konulmuştu.1598’den 1605’e kadar saltanatta kalan Çar Boris Gudunov Türk asıllı olmasına rağmen Müslüman Türklere baskı azalmamış, artarak devam etmiştir. Dininden dönmeyince topraklarına el konulan Müslüman-Türk tebâ tüccarlığa başlamış, fakat bu seferde Kazan’daki ticarethâneler kapatılmıştı. Bununla da yetinmeyen Ruslar, 1742 tarihinde bölgedeki 536 camiden 418’ini yıktılar.
Fakat bütün bunlara rağmen, kendilerine Tatar denen Kazan Türkleri kimliklerini yitirmeden asırlar boyu ayakta kalmayı başardılar. Zâten Rusların temelini Türkler oluşturmuşlardı. Biz bunu, Moskova ile Kazan arasında bulunan ve Moskova’ya yaklaşık 250 km. mesafede bulunan ilk Kremlin’in kurulduğu Suzdal’da bir kış günü, oranın tek kitapevinin sahibi ve çağırdığı bâzı Rus tarihçilerle uzun uzun tartıştık. Önce kabûl etmeseler de, sonunda o meşhur sözü bizzat ağızlarından duydum. “Hangi Rus’u kazısan altından Tatar çıkar.” Başkenti, Osmanlı’nın “Mankirman” dediği Kiev olan Ukrayna’da bu durum farklı değil tabii ki. Ukrayna’nın neresini kazsan altından Türk çıkar. Ukran’ların temelinde de Türkler var. Başkent Kiev’de bile hâlen “Tureski Garadog” Türklerin şehri denilen büyük bir mahalle mevcudiyetini koruyor. Kırım Türkleri dışında, Donetsk bölgesinde Türkçe konuşan, soyadları Türkçe olan ve Urum Türkleri adı verilen azımsanmayacak sayıda Türk yaşadığı gibi, Ukrayna’nın yerel 13 halkından biri olan Gagauz’lar (Gök Oğuzlar) Moldova’dan başka Odessa ve köylerinde de kalabalık bir şekilde yaşamlarını sürdürüyor. Ve Türkçe isimlerini muhafaza ederek günümüze kadar gelen Ukrayna’nın en önemli aileleri tarihçi Laszlo Rasonyi’nin yazdığı kadarıyla buraya aktarıyoruz. Baydinerko, Amekeyev, Peteyko, Kulbaş(ev), Alipka Aydogan(ev), Çemeyko Çübek(ov), Altigey(ko) Totiş(ev), Baydulka İskey(ev), Toktamiş(ko) Tatay(ev), Menkey Saltık(ov), Sandubay Sanduk(ov) vs. gibi.Zâten yüzyıllar boyu Türklerin hüküm sürdüğü bu topraklarda atılmış temellerin üzerinde başkaları oturacak değiller ya. Beklentimiz; an itibariyle yaşadıkları Rus saldırılarını başarıyla püskürterek nefes aldıklarında, Macar soydaşlarımız gibi Türk Devletler Teşkilatına en azından gözlemci üye olarak katılmaları olacaktır.
Lviv Arsenal Silah Müzesi
Lviv Arsenal Silah Müzesi, Eski dönemler de bölge de yaşayan birçok insanın medeniyetlerine ışık tutan tarihi bir müze, mutlaka gezilip, görülmesi gereken tarihi bir mekandır.Şehir cephaneliği olarak bilinen Arsenal Silah Müzesi – XVII. yüzyılın Bölge Savunma Binası olarak geçmektedir. “Mutlu bir Şehir Barış Zamanında Gelecekteki Güvenliği Hakkında Endişe Edebilir.” Yazan Tarihi Bina ‘nın kapılarını araladıktan sonra içeride sizi Çok Eski Zamanlardan günümüze taşınan Silah ve Eşyaları görebilirsiniz. Osmanlı tarafından kazanılan ve tarihe dünyanın en kısa meydan muharebesi olarak geçen Mohaç Meydan Muharebesi(1526) kalan ve daha sonraki dönemlerde yapılan savaşlarda kullanılan müze içersinde birçok tarihi olaya tanıklık edeceksiniz.Şehir Savunması için Silah imalatı ve Cephane üretim ve Depolama işlemleri için kullanılan Bina Rönesans Döneminin izlerini taşımaktadır. XVIII. yüzyılda Bodrumunda Ukrayna Kazaklarının Esirleri Tuttuğu yerde bugün Şehire Gelen Misafirlere Müzik dinletisi ile bir cafe ortamı yaratılmıştır.Kaza-matların biri işkence Odası Olarak kullanıyormuş ve Şehir Celladının evi burasıymış.Bu Tarihi Bina 1981 yılında Müzeye Çevrilerek Döneme Işık Tutan Silah ve eşyalar sergilenmektedir.Müze de Orta Çağ Askeri ve Halk Giyiminden Orjinal Ateşli Silahlar, Kılıçlar, Tüfekler, Toplar, Mermi Kovanı ve Çekirdekler, Dönemin Savaşlarında bölgede Savaşan Avrupa, Asya ve Afrika ‘lı insanlara ait Eşyalar görebilirsiniz. Dönemin Savaş mitolojisine, Aşka, ihanetlere, kanunlara, Adet, Gelenek ve Dini inançlara Işık tutan, Dönemin Yaşam Tarzını Gözler önüne seren mistik yapıya sahip Arsenal Silah Müzesini Görmeden Geçmeyin.
Kanuni Sosyal Bilimler Lisesinde Çoban Mustafa Paşa’nın İzini Sürdük
Kanuni Sosyal Bilimler Lisesi Okul Müdürü sayın Ali Temizel ve okul öğretmenlerinden Yasemin Yılmaz Atilla’nın davetlisi olarak Çoban Mustafa Paşa’yı anlatmak üzere gençlerle buluştuk benim de öğretmenim olan Yasemin hoca ile bu vesile görüşüp geçmişi yad ettik. Gebze merkezini oluşturan Osmanlı Yükselme Döneminin önemli şahsiyetlerinden olan Çoban Mustafa Paşa (1478-1529) yılları arasında yaşamış Osmanlı’da Rumelibeylerbeyi, Valilik, Serdarlık, Üçüncü ve ikinci Vezirlik, Elçilik gibi görevleri yürütmüştür. Mora Valiliği görevi İkinci Beyazıd Han dönemi ile ilgili bilinen ender bilgilerden biridir. Çaldıran Meydan Muharebesi, Mercidabık Meydan Muharebesi, Ridaniye Meydan Muharebelerine Yavuz Sultan Selim Han döneminde katılmıştır. Savaş alanından kaçan Tomambayı yakalaması onun en büyük başıralarının başında gelmektedir. Belgrad Savaşı bu savaşın seyrini değiştiren kişi olmuştur. Rodos Fethi ve Kuşatma (1522) Serdar olarak gönderilir kuşatma sırasında Mısır Valisi Hayır Bey vefat edince Mısır Valisi olarak tayin olur Mısır’ın alimlerinden İbn İyas şöyle bahşeder Mustafa Paşa’dan “Ey Mısır, Hayır Bey’in ölümüne üzülme. Aksine Mustafa ile sevin. Yakında onun hayırlı bir bey olduğunu göreceksin.” Mohaç Meydan Muharebesi katılan Çoban Mustafa Viyana seferi öncesi hastalığı ilerler ve 27 Nisa’n 1529’da vefat eder. Yavuz Sultan Selim Han’ın kızı Hanım Sultan ile evlenmiştir. Yavuz Sultan Selim Han ve Kanuni Sultan Süleyman dönemlerinde etkisi çok fazladır.