Boş Umut ve Tutulmayan Sözler
Yine İbrahim Erdem’in Erdemli Öyküler’inden bir hikaye ile geldim bugün. Kısa bir zaman önce ele almıştım bu kitabı ama birbirinden bağımsız hikayeleri öyle hoş ve göze gelir ki yazmazsam hakkı kalır.
Çok basit çok kısa bir hikaye okudum. Bir gün Kral askerleri ziyarete gider. Bakar ki muhteşem bir soğuk! Ve o dondurucu soğukta çakı gibi nöbet tutan bir asker.. Kral’ın hem hoşuna gider hem de vicdanı rahatsız olur. “Üşümüyor musun?” der. Asker “Hayır komutanım” cevabını verir. Kral da; “Olmaz öyle şey yine de sağlam bi giyecek göndermeliyiz sana, bu akşam iletilecek bu kıyafetle bu soğukta donar insan” der ve gider. Ve iş yoğunluğundan askeri de verdiği sözü de unutur.
Sabah bir haber gelir hudutta nöbet bekleyen bir asker donarak öldü diye. Bir bakarlar ki bu günlerdir çakı gibi nöbet tutan asker.
Ve asker ölmeden önce yakınlarına demiştir ki “Beni soğuk değil Kral’ın verdiği umut öldürdü.”
Ne acıydı. Kendi halinde kendi gücüyle doğa ile savaşan bu delikanlının karşısına Kral çıkmıştı çocuk başına talih kuşu kondu sanmıştı belki de. Kolay mı Kral söz vermiş. Kesin sözünü tutar. Birazdan gelir. Bir saat sonra, yarım saat sonra, gece belki sabaha karşı diye diye tükenen umut ve moral fiziki olarak da güçsüz kalan bir beden. Ve kaçınılmaz son. Mücadeleye vücudun kapanması..
Mehmet Akif Ersoy şu hayatta en çok verilen sözün tutulmasına dikkat edermiş. Kar da olsa yağmur da söz verdiyse eğer gerekirse yayan gider ama gideceği yere gidermiş. Ve sözünde durmayan bütün arkadaşlarını tek hamlede siler hayatından çıkartırmış sebebi de gereksiz yere umut verip hem duygusal hem fiziksel sağlığına zarar verdikleri için.
Gerçekten yıpratıcı sözler, olumsuz cevaplar değil tutulmayacak sözleri vererek karşı tarafa verilen o boş umut varya.. Size kul hakkı olarak yeter de artar bile. “Ne var ki, dedik de olmadı işte, unutmuşum ya, keşke hatırlatsaydın.”
Ya verdiği sözü tutmalı insan ya da şartlar değişip de artık yapamayacaksa bunu kırmadan dökmeden izah etmeli. Boş tabanca gibidir boş umut. Şarjörü boştu ya dersin bir sıktım öldü dersin. Kurşun değil ölümü ensesinde hissetmesiyle ölmüştür oysa insan. İnsan ruhtan ibaret. Hiçbirimiz ruhsuz değiliz. Birbirimizin bedenlerine zarar veremeyeceğimiz gibi ruhuna da dokunamayız. Ama öyle bir hale geldik ki. Öyle hoyrat bir zaman ki.
Bu devirde söz verip de sonuna kadar arkasında duran biri varsa elmas kadar altın kadar belki de daha çok kıymetlidir. Vallahi kaş göz değil ruhtan ibaret insan. Ruhunuza dokunan, halden anlayan insanların karşınıza çıktığı, çuvaldaki o bozulmamış incirlerle rastlaştığınız günleriniz olsun, günlerimiz olsun.
Keyifli okumalar…