AFFETMEK GÜZEL ŞEY…

Merhaba dostlar, bu hafta sizlerle naif bir konuyu, affetmeyi konuşmak istedim. Günümüzde insanların birbirlerine karşı duydukları kin, öfke, kıskançlık, haset gibi duyguların ve kişinin kendisinde var olacak olan üzüntü, stres, kaygı… gibi hastalıkların ilacı diyebiliriz .
Peki nedir affetmek; nasıl tanımlayabiliriz?
“ Başımıza gelen kötü bir durumu, kabullenmek ve karşı tarafa bu konuda herhangi bir öfke duymama halidir” affetmek. Bir bakıma kendimizin ve karşımızdakinin sırtını sıvazlamak diyebiliriz.
Ne değildir dersek? Hataları görmezden gelmek, desteklemek değildir mesela. Boyun eğmek, tokat atana diğer yanağını çevirmek hiç değildir.
Ne hata yaparsa yapsın bir insanı affetmeniz önce kendinize yaptığınız bir iyilik. Kin ve öfke kişinin önce kendisini yiyip bitirir ki, mide, kalp, depresyon, kaygı bozukluğu… gibi hastalıklara neden olduğu bilinmekte. Tabi bunlar sadece bir kısmı…
Kişinin kendisini sürekli başka kişilerin hatalarıyla ve hayatlarıyla meşgule alması ne büyük zaman kaybı. Kendi hayatından çalar insan ister istemez. Affetmek aslında bizim duruma odaklanmamızı ve sorunlara objektif bakmamızı da sağlar. Öfkeliyken, kin doluyken aklımız ne kadar başındadır ki?
Ya karşımızdaki; Rabbimiz af ediyorken bizim ne haddimize affetmemek. Hatası sürekli yüzüne vurulan bir insanoğlundan hangi kötü davranışını düzeltmesini bekleyebilirsiniz. Ya kalp kırıklıkları kendini içten içe bitirmesi. Değersiz, güçsüz ve kötü insan olarak algılaması… Tüm bunlara sebebiyettir affetmemek. Gerçi insan en çok sevdiğine kırılıyor ve en zor sevdiklerini affedebiliyor. Belki biz öyle zannediyoruz kim bilir.
Objektif bakıp empati kurabildiğimiz de o kadar kolay ki insanları kabullenmek. Hep derim ya hüsnü zan diye, öyle bakarsanız hayata her şeyin tadı başka. Ne kin kalır, ne haset ne kıskançlık. Ne kendinize ne de sevdiklerinize zararınız olmaz. Tasavvufta ilk aşama kırmamak, sonrası kırılmamaktır ya hani, affetmek bunu yaşatır bize.
Aslında bize karşı yapılan hatalar ya da kınamaların hep kendimizle alakalı olduğunu düşünürüz ve yerden yere vururuz kendimizi. Oysa ki; karşımızdaki kişinin duygu dünyasının ne halde olduğunu göz ardı ederiz.
Çoğu zaman bu kınamaların bizimle alakası yoktur. Karşı tarafın kendini ispat çabası, belki iç yenilgilerinin bir göstergesi ya da bizi alt etmeye çabalaması kim bilir. Yalnız şu da var ki “dost acı söyler” sözüne mukabil hatalarımızdan dönmek için uyaran dostlarımız da iyi ki varlar. Kişi bunun analizini tabi ki iyi yapmalıdır. Dostun uyarısı bizi geliştirirken, düşmanın uyarısına kulak kabartmak çöküşümüz olacaktır.
Bu anlamda affetmek; kendimiz için sevdiklerimiz için ve gelişimimiz için olmazsa olmazımız.
Son olarak bir hadis-i şerifle bitirmek istiyorum. “Allah affedicidir, affedenleri sever.” Affa mashar olmanız ve sevilmeniz duasıyla canlar… Kalın sağlıcakla…