ORTAYA KARIŞIK!!!
İhtilât ortamı; kadın ve erkeğin aynı ortamda bulunduğu alanı ifade eder.Sosyal alanda artık öyle iç içe geçmiş durumdaki herşey! Bu konudan biraz bahsedilecek olsa en dindar olduğunu düşündüğünüz insan bile itiraz edebiliyor.Oysa son ve hak dine iman eden bir mü’minin bu konuda yapacağı şey bellidir. Allah Rasulü (S.A.V) nasıl bir uygulama öğretmiştir bu konuda diye araştırmak!
Hadis inkarcılığı bir yandan artarken,iyice farkediyorum ki bir mü’mini yolundan saptırmanın en garanti yolu hadislerle bağını zayıflatmak…İhtilât ortamı konusuna dair pek çok örnek var.Ama en calibi dikkat olanı beraberce hatırlayalım ;
“Ümmü Seleme der ki: Biz Meymune ile beraber Resulullah (s.a.s)’in yanında iken Abdullah b. Ummi Mektum gelerek onun yanına girdi. Bu hadise bize örtünme emri geldikten sonra idi. Resulullah (s.a.s): “ondan örtünün (gizlenin)” dedi. Bunun üzerine “Ya Resulullah! O a’ma değil midir? Bizi görmez ve tanıyamaz?” dedim. Resul-i Ekrem (s.a.s) “Siz ikiniz de mi körsünüz siz onu görmüyor musunuz?” dedi (Tirmizi, Edeb, 63)
Sübhanallah! Görmeyen birinin yanında dahi dikkate davet ve edeb sınırını muhafazadan söz ediliyor.Biraz da günümüz şartlarını inceleyip, iğneyi hep birlikte nefsimize batıralım.
Artık sosyal hayattan daha da hızlı akan bir sosyal mecra var ki; bir tıkla dünya elimizde.Üstad Necip Fazıl’ın dediği gibi;oluklar çift,birinden nur akar birinden kir…Neye kullanılırsa o amaca hizmet eden bir teknoloji!Pekçok
yayın,paylaşım aracılığı ile güzel bir amaç ile dine hizmet edilmeye çalışılıyor. Ancak ilginç bir yanı var;bakıyorsunuz konu din,iman,nesil kaygısı gibi hepimizin dert edindiği hassas değerler.Konuşmacı ve sunucu karşı cins!Hemen devreye giriyor izleyiciler kendi hassasiyet ve yaşam şekillerine göre;
-“Aaa,içiniz fesat sizin!”
-“Orada onca kamera var,hanımın eşi var,bilmem kimler var vs…”
-“Yalnız kalmadılar ki çekimde! “
-“Bu çağda hâlâ buna mı takıldınız?”
-“Kesinlikle uygun değil! “
vs.vs.vs….
İslâm son din olduğuna göre çağ konusuna değinmeyelim bile!Yalnız kaldı kalmadıyı da geçtim.Bu hanımefendilerin anlattıklarını anlatacak bir beyefendi yok mu peki? Biz hanımlar olarak hanımlara hitap etsek,kendi etki alanımız kadar,ihtilât ortamına bulaşmadan çok daha etkili olmaz mı?
Bakınız kadının camiye gidiş gelişine dair bile Efendimiz (S.A.V) şöyle buyuruyor;
“Kadınların en hayırlı mescidleri evlerinin köşesidir” (Ahmed b. Hanbel, VI, 297)
O hâlde eskilerin dediği gibi,kaş yaparken göz çıkarmaya hacet yok!Hizmet ederken,hayra koşarken o lezzeti hissedince sanki o da imtihan oluyor usulca…”Daha çok insana ulaş” diye içimizden fısıldayan nefs;sayı artsın derdine düşerken, bir zaman sonra Allah muhafaza bilinme arzusu ile markalaşma sürecine de sürüklenebilir.Sayılara takılmaksızın sadece Allah için yap ve geç kâfi! Bu demek değil ki,herkes böyle!Elbette değil,bununla birlikte İslâm’a hizmet amaçlı bir iş yaparken mutlaka dinin çizdiği sınıra bakıp,Rabbim buna müsaade eder mi diye tartmak şarttır.Demem o ki; bu kadar güzel iş yapılırken,hâlâ İslâmı anlatmaya çalışıyor olmamızdan,birşeylerin eksik/yamalı olduğunu hissediyor olmalıyız. Sözlerin %7,ses tonunun %38,beden dilinin etkisi %55’tir.
Söz gelir geçer ama davranış modeli hâline gelmiş tutumlarınız sizi siz yapar. Yusuf İslâm’ın sözlerini anımsıyorum bir an; “İslâm’ı tanımadan önce Müslümanlar’ı tanısaydım, Müslüman olmazdım!” Kalp yakan cinsten bir cümle maalesef.
İslâm’ı anlatmanın ötesinde yaşayarak,hassas konuları kendimizce böyle de olur diye yorumlamadan hayat tarzı hâline getirmek elzem.
Gönül ister ki; kadın/erkek ayrı eğitim görülen külliyeler,hastahaneler başta olmak üzere pek çok hizmet olsun ülkemizde. Tercih eden için özgürlük alanıdır bu.İngiltere’de yıllar önce yapılan bir araştırmada kız/erkek öğrencilerin ayrı olduğu ve beraber okuduğu okulların başarı yüzdeleri değerlendiriliyor.Elbette ayrı okuyan çocukların daha başarılı olduğu gözlemleniyor.
Eskilerin deyimiyle; göz,kalbin hırsızıdır.Klinik psikolog Mehmet Dinç Beyefendi’nin çok güzel bir izahı var;
“göz ve kulağı korursanız,zihin ve kalp temiz kalır” diyor. O hâlde karma bir alanda zaruret dışı bulunmak,kalbi muhafazayı zora sokmaktan başka birşey değildir. Bakmamak için mücadele başlar,bir an gözünüz takılsa boyu/posu,duruşu,giyimi,gülüşü vs.gibi bir detay muhakkak göze takılabilir bir risk hâlini alır. Bu sebeptendir ki riske girmektense,inandığımız dinin emrince yaşamayı tarz hâline getirmek elzemdir.
İsra Süresi 32.ayette zina yapmayın değil,zinaya yaklaşmayın buyuruyor Allah (c.c)…Yani benim kalbim temiz,ben yapmam gibi bir cengaverlik yok!Rabbim muhafaza buyursun kalp kayar bir anda!Bir an bir bakış,bir söz,bir hareket cazip gelebilir,kimse garanti veremez nefsine.Bu sebeple bu duruma kapı aralayacak fırsatları da ortadan kaldırmalı.
Sadece bu konuda değil örneğin İslâm’ı anlatan kişi,başındaki eşarbından bir parça saçı görünerek
anlatıyorsa,genç kardeşim “aaa falanca da böyle,demek olabilir böylesi” diye bir çıkarım yapıyor ve sonra önüne geçilemez bir hâle ulaşıyor.
Dünya denilen süreli imtihan alanında gayemiz tek; ahir ömrü kaliteli hâle getirmek…Peki bu nasıl mümkün olacak? Canımızın istediği gibi olsun diye kılıf bularak mı,yoksa canımız ne isterse istesin sadece Allah için yapmakla/yapmamakla mı?
Hâsılı kelâm acilen, “bence,bana göre,bu zamanda” diye başlayan nefsani fetvalardan, sünnet gölgesinde ferahlamaya ihtiyacımız var.
Ya Rabbi dünyada Efendimiz’in (S.A.V) yolundan,ahirette de yanından ayırma. Sevip razı olduğun haller üzere dinine hâdim eyle bizleri…(Amin)