FREN
Arabanızın fren sistemi bozulsa ne yapardınız? Gidip cilâ mı yaptırırdınız? Yoksa yeni aksesuarlar mı alırdınız!? Elbette hayır! Fren sistemi ile ilgili tamir edilecek kısımlarla ilgilenir,iyi bir ustaya teslim ederdiniz.
Rabbimiz (c.c) şöyle buyuruyor;
“Şüphesiz ki namaz hayâsızlıktan ve kötülükten alıkoyar.” (Ankebût sûresi, 45)
Şu hâlde iman etmiş bir kulun manevî freni namazdır. Hayatında kulluğa/insanlığa yakışmayan bazı aksaklıklar hâlâ var ise, tamir kısmı ilk namaz ile başlamalıdır.Her şeyin bir usulü, hiyerarşisi vardır. Kul önce günahlardan sakınır ,sonra ibadetten lezzet alır. Ve ilk olarak “dinin direği” diye tabir edilen namaz bilinci yerleşmelidir.
Müslüman gençlerin, hayâsızlığa “özgürlük” kılıfı uydurmuş olması maalesef ki namaz kalkanı ile korunmuyor olmalarından kaynaklı.
Beden zahiren alışkanlık hâline getirdiği şeyleri yapıyor olabilir.Fakat din, örf değildir. Din yaşam tarzıdır.Namaz temel taşıdır.Bu nedenle alışkanlık olduğundan değil, neden yaptığını farkederek yapılmalıdır.
Rabbin Âdemoğulları’ndan -onların sırtlarından- zürriyetlerini alıp bunları kendileri hakkındaki şu sözleşmeye şahit tutmuştu: Ben sizin Rabbiniz değil miyim? “Elbette öyle! Tanıklık ederiz” dediler. Böyle yaptık ki kıyamet gününde, “Bizim bundan haberimiz yoktu” demeyesiniz.(A’raf/172)
Bir sözleşme var Rabbimizle aramızda ve en güzele meftun olmuşuz yaratıldığımız andan itibaren.Dünyaya gelişimizle yine güzeli aramaya koyuluyoruz tabiri caizse. Bazen bir kadında/,erkekte,elbisede,evde,arabada bazen süs eşyasında,parada…Gerçek güzele âşık olduğunu farkedemeyen insanın arayışı son bulmuyor.Bir araba bir tane daha,bir elbise bir yenisi daha!Bir kısır döngüye giriyor. Oysa karnımız acıkınca yiyecek ararız değil mi? Peki ya doymayan nefs ne arar? Ruhunun Mevlâ’ya olan özlemini keşfeden kul, artık çulda çaputta aramaz güzeli, huzuru.Beş vakit gelen davete koşarak ruhunu,kalbini doyuma ulaştırır. Namaz ile sükun bulur dünya yorgunluğu…Namaza durmak,dünyanın fırtınasından güvenli bir limana demir atmak gibidir.O lezzeti bir kez tadan ister ki herkes bilsin bu güzelliği…
En önemlisi; çobanı olduğumuz evlâtlarımıza,mahrum kalmasınlar bu nimetten diye sürekli hatırlatıcı oluruz.Söylediklerimizden çok yaptıklarımız iz bırakır.Örneğin; anne namaz kıl demek yerine,namaz kıldıktan sonraki huzur,şükür ve mutluluk hâlini yansıtmalı. Namaz aradan çıkarılacak iş (haşa) gibi var ise hayatta,gence namaz anlatmak mümkün olmaz. Ama ezanla gelen davete koşan ebeveyn,dünyayı kenara bırakıp huzura duruyor ve manen yaşadığı doygunluğu hayata tesir ediyorsa anlamını bulur.Dönüp varılacak bir yüce divan olduğunu bilmek,en güzelin huzuruna en temiz şekilde durmak adına manevi freni sağlamlaştırmak kalbin Hak ile dirilişidir.İki vaktin arasında Rabbinin huzurundaki temizliği koruma mücadelesi, çabası vardır. Bu hem dünyayı yaşanır hâle getirir, hem de dönüp gidilecek ebedî hayata yatırımdır.
Peki namazsız din algısı ile yaşayan nesle nasıl anlatmalı? İnsanın fıtratında sığınmak, inanmak vardır. Bir ateistin bile inanmamak ve inkâr üzere kurulmuş bir inanç sistemi vardır.Bu nedenledir ki insan hep manen sığınmak ister,bununla birlikte nefs ibadetlerden zorlandığı için kolayı arar.Son dönemlerde ritüel denilen bazı hükümsüz dinlerin davranışları ile huzur aramak moda (!) oldu.Ne yaptığını bilmeksizin Müslüman, kendine ait olmayan şekilde huzuru arayarak ömrü zayi ediyor. Güneşi selâmla, bilmem kaç sayısının etkisi vs. gibi konular yerine namaz ve duanın ne olduğunu öğrenmeye ihtiyacı var.İmanî noktada kocaman yara alan yürekler, sele kapılmış gibi kontrolsüzce savrulmaya mahkum oluyor.
Namazın tibbî ve psikolojik faydaları üzerine pekçok araştırma yapılmış ve kanıtlanmıştır.Fakat bu faydaları baz alarak bir gayri müslime;
“Gel iki rekât kuşluk namazı kılalım, çok rahatlatıyor” desem bana ne der?Muhtemelen deli olduğumu düşünür! Ancak başka dine ait öğretileri rahatlama tekniği (!) diye pazarlayanlara bir Müslümanın kapılması can yakan cinsten.
Gençlere namazı anlatmak için namazla kıvama gelen,huzuru bulan anne/baba elzem…Zaman, namazla kıymetlenir.Günde beş vakit ,ömür sandığına bir külçe altın atmak gibidir namaz kılmak…Bu dünyada biriktirip ahirette rahatını sürme vesilesidir.
Biriyle tanıştığımız zaman,onun önce ibadetine değil insanlık başındaki hallerine göre değerlendiririz.Konuşması, oturup kalkması,nezaketi,beşeri münasebetleri…Ve eğer birine hayran oldu isek,artık hayatı ve yaptıkları da merak konusu olur.Hayatı günlük beşe bölünmüş bir plân inceliğinde işlerken,yılda bir ay kulluk kampı tadında Ramazan ayı varsa,yardımda ve infakta cömertse yaptıkları da ehemmiyet kazanır. Gençleri namaza,huzura,cennete davet etme gibi bir misyonumuz olmalı. Ama bunu yapabilmek için yüreklerine dokunmayı bilmeliyiz.
Rahmet Peygamberi’nin ümmeti olarak bunu iyi bilmeliyiz. Zira Efendimiz (S.A.V) dünyaya İslâmiyet’i yayarken ortalama onaltı yaşındaki gençlerden oluşuyordu sahabe,yetmiş yaşındaki dedelerden değil…Nasıl başardı bunu?Sevdi,dinledi,anlattı,severek düzeltti.
Namaz kılmamak,fakirlere, yoksullara, muhtaçlara yemek yedirmemek,bâtıla, boş şeylere dalanlarla birlikte dalıp gitmek,hesap ve ceza gününü yalanlamak ,Müddesir süresinde sekar cehennemine gitme sebebi olarak ifade edilmiştir. Sekar; yakıcı ve korkunç olan cehennemin üçüncü tabakasıdır.Müjde ayetleri yanı sıra, azaba neden olacak durumdaları haber veren ayetlerle Rabbimiz bize kolaylık sağlamıştır.Kul ilerlemek istediği yola göre davranarak, sona ulaşır. Hac ve zekâtı belli bir malî gücü olan yerine getirebilir.Oruç yılda bir ay…Şehadeti zaten getirdik. Kaldı geriye Müslüman olduğumuzun göstergesi olarak günde beş vakit namaz.Namazsız bir dinden, imandan bahsetmek akla sığar mı?Bizi iman etmeyenden ayırt edecek en güzel amelimizdir namaz…
Hadis dersi hocamın bir okulda yaptığı uygulama, bir namaz seferberliği adımı olarak zihnimde kalmış. Aynen paylaşıyorum;
“Anadolu İmam hatip lisesi olmasına rağmen, mescidin dolmuyor olması çok üzüyordu beni.Düşündüm,taşındım dedim ki gençlere; “çocuklar on rekât öğle namazı çok geliyorsa, dört rekât farzı kılın hiç değilse, kulluk borcu bu.Onca nimet veren Rabbe şükür etmemek olur mu hiç?”
Mescid yavaş yavaş dolmaya başlarken bir yandan da ” mahşer günü Rasulullah’ın sünnetine tabi olanlardan” bahsediyorum.Huzura durmanın lezzetine varan sünneti terkemeye kıyabilir mı hiç?
Birkaç gün sonra okulu veliler bastı;
“Hoca ne demek sadece farzı kıl!” diye esip gürlüyorlardı.
“Çocukluklarınızın alnı secdeye değmezken, şimdi hiç değilse kulluk borcunu ödüyorlar. Dua edelim de sünnete de tutunsunlar” dedim.”
Tedricen, yirmi üç yılda tamamlanmış dinimiz. İnsanların ahvaline göre Efendimiz (S.A.V) anlatmış. Ayetler, aşama aşama uygulanmış,hayata işlenmiş. O hâlde gencin anlayacağı usulü keşif, manevî destek büyüklere, sabır ve istikrarla yol almak gence düşer.
Zamanın tüm sıkıntılarına mola,çekinmeden duyguların anlatılacağı en güvenli merci, hâli itiraf edip yardım istenecek tek makam…Müslüman’a ikram edilen bu nimete “namaz kılmıyorum/kılamıyorum” demek dahi basiretsizlik olur.”Ne yaptım da huzura kabul edilmiyorum?” diye kıvranması gerekir kulun.
Düşünün ki işinizi halledecek bir kurumun kapısındasınız. İçeri girmiyorsanız, “girmiyorum” diye bir sebebiniz yoktur.İçeri alınmama nedeniniz vardır ve onu tamamlamanız gerekir,hepsi bu!
Rabbim; nesillerimizin namaz konusunda zorlarını kolaylaştır.Kalplerini,yönlerini sana döndür…(Amin)