Ak Parti’de ivme kaybı!
Ak Parti’nin Bölgedeki içten içe eriyen görüntüsü eminim birçok partiliyi ve bu partinin hizmetlerine gönül vermiş insanları derinden üzüyordur.
Son yerel seçimlerde yaşanan erimenin terse döneceğini, Ak Partinin yeniden bu milletin umutlarını yeşerten parti olacağını umanlar son yaşanan olaylardan sonra eminim bu düşüncelerini ertelemek zorunda kalmıştır;
Oldum olası bu partide iki şeyi benimsememişimdir;
Birincisi kongrelerde tek liste denen şu anlayışı hep sorgulamışımdır. Parti içinde iç çekişme , kacga ortamı yaşanmasın diye genel merkezin almış olduğu bu kararın daha fazla çekişme ve kavga getirdiği bir türlü anlaşılamadı. Ya da bu kararı alanlar, bunu görmek istemedi.
Herkesin Ak Parti’nin bu duraklama döneminin Belediyeler ve milletvekillerinin halka tepeden bakma, liderinin yaptıklarından siyasi nemalanmalarından dolayı olduğunu söyler ama ben tam tersini söyleyeceğim;
Bana göre Ak Parti’de demokrasi ve özgürlükler tam olarak yerine oturamadığı için bu duraklama hatta geriye gitme yaşanıyor;
Tek Liste dayatması zarar vermiyor” diyenler Gebze teşkilatına bir baksın. Atanmış bir ilçe başkanı bu teşkilata ne kadar hakim olabiliyor?
Atanmış bir İlçe başkanı partinin kararlarını, siyasi anlayışını ne kadar anlatabiliyor?
Madem bu iş atama yöntemi ile oluyor, o halde teşkilatlarda seçimlere ne gerek var?
Demokrasiyi işine geldiği gibi harmanlamak, partiye verilen zararın miladı olmuştur bana göre.
2014 yılında Gebze İlçe seçimlerinde dönemin Ak Parti İl Başkanı Mahmut Civelek’in kongrede yaptıklarını hatırlayalım. Ak Parti genel merkezinin adayı Hasan Soba’ya karşı teşkilat içinden biri olan Atilla Karakaş liste çıkartmıştı. O gün, Civelek’in ilke kararı alındığı ve tek liste ile seçime gidileceğini açıklayıp, Hasan Soba lehine çalışma yaptırması Ak Parti’nin artık kuruluştaki o herkesi kucaklayan parti olma ekseninden kaydığını ortaya koymuştu. Sonuçta her türlü engellemelere rağmen gidilen seçimlerde, Karakaş böyle bir ortamda 150’ye yakın delegenin oyunu almış ama seçilmeye yetmemişti.
Oysa burada seçime giren iki isimde Ak Partiliydi ve bu partiye uzun yıllar hizmet etmişlerdi. Oysa Ak Parti, değil tek adaylı kongre, 3-4 adaylı kongreyi teşvik etme yerine bir dayatma ortaya koydu. Bıraksalardı, bu partiye hizmet etmiş insanlar kendi hür idareleriyle. Kendi gözleriyle doğru buldukları adayı başkanlık için seçselerdi..
Şunu unutmamak gerekir; Demokrasinin dili tektir; Demokrasi milletin insiyatifidir. Onu farklı dillerden okumaya anlamaya çalışılırsanız ortaya böyle sorunlar çıkar. Tepkili insan toplulukları karşınızda fırsat kollar. Sırası geldiğinde de de tepkisini bir şekilde ortaya koyar. Ya partinin eleştiri kolunda saf tutar, ya da sandıkta tepkisini bir çok insanı da etkileyerek gösterir.
2017 yılı Ekim ayında İrfan Ayar’ın başkanlığında da aynı benzer hadiseler yaşanmadı mı?
Köksal Tatoğlu, Ufuk Ekinci, Mustafa Yıldıztekin , Murat Yelek, İsmail Keskin, ve Mahmut Yandık gibi partili isimlerle Ankara’ya son anda çağrılıp o gün için adaylık, sonrasında başkanlık görevini alıp Gebze’ye dönmedi mi?
Herkesin kongreyi beklediği bir zamanda, Ayar gibi iyi bir Ak Partili olan, teşkilatın bir çok yerinde görev yapmış olan İl Başkan Yardımcısı Hüseyin Kurt’un adaylığını açıklaması ile işler karıştı. Tıpkı Hasan Soba-Atilla Karakaş döneminde yaşananlar gibi gizli bir el kongre olmaması yönünde hamlesini yaptı. Sonuçta genel merkezin kararı ile kongre iptal edildi ,yine demokrasiyi askıya alınarak İrfan Ayar Gebze gibi önemli bir kente atanmış bir başkan olarak getirildi.
Bu muydu Ak Parti’nin demokrasi anlayışı?
2014 yılında Atilla Karakaş’ın seçilmesinden korkanlar, 3 yıl sonra bu kez Hüseyin Kurt’tan korktular ve çekindiler.
Bari bu sonbaharda başlayacak kongrelerde bunu yapmayın;
Bırakın kim aday olmak istiyorsa ortaya çıksın.
Sizin değil, delegenin olur vereceği insanlar seçimle bu görevlere gelsinler.
Birbirleriyle yarışarak, doğruyu yanlışı, eksiği birbirlerine genel kurullarda anlatarak…
Ama, Ak Parti Gebze’de atanmış bir başkan ile 2019 yerel seçimlerinde bu kadar oy aldığına göre bence, “Demokrasi Ak Parti’ye gülen yüzünü gösterdi”.
Ama bu demek değildir ki her zaman bu yöntem tutar, bu alışkanlık başarı getirir…
Ak Parti, 18 yıldır bu ülkede iktidarı bırakmamış, Belediyelerin büyük bir çoğunluğunu kazanmış, TBMM’ye en fazla milletvekili göndermiş, milyonlarca üyesi olan bir büyük parti;
Bu yöntemleri ve teşkilat dayatmalarını bir başka parti yapsa, aynı yöntemleri onlar denese inanın kaybolur giderdi;
Ancak anlaşılan o ki, iktidar partisi bir şekilde bu çatlakları kendi içerisinde absorbe edebilmiş. Ancak bu kez de demokrasinin kıyısından kenarından dışarı çıkan yöneticilerde görüldü ki “ Güç Patlaması” ardından da “Metal Yorgunluğu” baş göstermiş.
Teşkilatlara alınan isimler, parti kimliğinde ciddi erozyonlar yaratmış…
Özellikle milletvekiliği ve yerel yönetimlere aday gösterilen, bürokrasi de ataması yapılan isimlerde liyakat ya da ehliyet aranmamaya başlamış…
‘Bizden olsun da kim olursa olsun’ anlayışı almış yürümüş…
Seçime girildiğinde “Nasıl olsa Ak Parti Kazanır!” havası maalesef bugün geriye giden bir partinin fitilini ateşlemiş…
İstanbul , Ankara gibi Büyükşehirler kaybedilmiş, ciddi İller başka partilere geçmiş adeta bir ivme kaybı yaşanmış. Kocaeli gibi Ak Parti’nin kalesi bir kentte dahi önemli bir ilçe muhalefet partisine kaptırılmış..
Partiyi zor bir süreç, zor da bir dönem bekliyor…
Bunu kimse göz ardı edemez.
Bugün itibarı ile Ak Partide gerek tavanda, gerek tabanda çok sık görmediğimiz, tanık olmadığımız şeyler oluyor;
İl Başkanları görevlerine devam ettirilmiyor, ilçe başkanları sudan sebepler öne sürülerek istifa ettiriliyor. Partide ihraçlar, disiplin sevkleri ard arda gelmeye başlatılıyor.
Eskiden bu partiyi eleştirmek şöyle dursun, olumsuz bir söz dahi söyleyemeyen partililer bugün en katı eleştirilerini gerek milletvekillerine gerek yerel yöneticilerine yöneltebiliyor…
Ardından ne mi geliyor?
Şevki Demirci örneğine bakmak yeterli.
Adam çalışırken, Çayırova’yı bir cazibe merkezi haline getirirken, ard arda yapılamayanları yaparken, anketlerde sürekli tavan yaparken iyi, birkaç partiliye laf edip, eleştirince kötü öyle mi?
İşte bu anlayış bu partinin düşmanıdır;
Yoksa muhalefet partilerinin, mevcut yapıları ve siyasi anlayışları ile buradan bir şey kopartması mümkün değil!