Eğitim kimin sorunu?



Eğitim,  eskiden az gelişmiş ülkeler ve gelişmekte olan ülkelerin en büyük sorunuydu. Zaten bu sorunu çözemedikleri için az gelişmiş veya gelişmekte olan ülke durumunda değil miydi ki?  Eğitim, Türkiye’nin de öteden beri gelen ve hala da çözemediği en büyük meselesidir.  Ancak görüyoruz ki, sadece bizim değil artık tüm Dünyanın meselesi durumunda. Çağı yakalamak, geleceğe şekil vermek isteyen ülkeler eğitim yapılarını yeniden gözden geçiriyorlar. Her ne kadar onlar, bizim gibi  45 kişilik sınıflar, yetersiz derslikler, bir türlü düzeltilemeyen müfredat ve sınav sistemleri ile uğraşmasalar bile süregelen bilgilerle çocuklara eğitim vermenin gelecekte sıkıntı yaşanacağının bilincindeler. 

E-ticaret devi Alibaba’nın kurucusu, dünyanın sayılı zenginlerinden Çinli Jack Ma’nın sosyal medyada paylaşılan bir konuşmasına tanık oldum önceki gün.

Adam işi çözmüş bile;

Oysa kendisi liseyi güçlükle bitirmiş, üniversiteye bile 3 kez başarısız olduktan sonra girebilen bu adam, iş için başvurduğu bir çok firmadan da red yanıtını almış.   Yeni dünyanın  girişim dâhisi olarak gösterilen bu adamın eğitim ile ilgili söyledikleri beni çok etkiledi. Her ne kadar bunları söylemek ya da bilmek için Jack Ma olmaya gerek olamasa da yine kulak vermek gerekiyor; 30 yıl sonra işçilerin yerini robotların alacağına dikkat çeken Ma, “ Yeni çağda ülkeler için geri kalmak diye bir şey olmayacak, yok olma, ortadan kalkma olacak. Çocuklarımıza verdiğimiz eğitimi değiştirirsek ancak makinelerle rekabet edebilirler’ diyor…

Ülkemize baktığımızda hala düzeltemediğimiz işlerin birinci sırasında eğitim geliyor.

Dersler, müfredat ve öğretim modeli sorunlarını aşamadık. Henüz okul tatili yada ara tatilin ne olduğunu anlatamadık öğrencilere. Sınav sistemi her dönem değişiyor. Ama sınavların içeriği yada isminin değişmesi ile eğitim sistemi maalesef düzelmiyor. Bunu yaşayarak da gördük bu ülkede…  

Geçtiğimiz aylarda Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk, bugün belkide bir çoğumuzun ilgi alanına bile girmeyen okulların ara tatilleri ile ilgili bir açıklaması vardı; Ara tatiller bir çok ülkede var. Ara tatillerde öğrencilerin yapabileceği çalışmalarla ile ilgili hangi okulun ya da hangi öğretmenin bir planı, yol haritası var acaba? Bu kısa  tatil dönemlerinde çocukların yapacakları çalışmalar, okullarında öğretmenler  bir bilimsel etüd gibi işlenmeli, öğrencilere aktarılmalı. Çocuklar akademik gelişimi veya eğitim öğretimi okullarında bir şekilde alıyorlar. Ya sosyal ve duygusal gelişimleri? Onları okulda onca dersin arasında almaları mümkün mü? O yüzden tatil deyip geçmemeli, bu dönemlerde de öğrencinin öğrenmeye ihtiyacı olduğu, tatil yaparken de öğrenebileceği unutulmamalıdır. 

Sorun gerçekten büyük;

Artık adımların kararlı, güçlü atılması gerekiyor. Milli Eğitim Bakanlığı, önümüzdeki yıl itibarı ile düğmeye basmalı. Eğitimciler, ortaöğretim de sınıf geçme yönetmeliğinin değişmesi, sınıfta kalmaya ilişkin uygulamanın kaldırılmasından tutun da müfredatların da sil baştan değişmesi  gerektiğini söylüyorlar. Bakınız, eğitim sistemimizin en devrim uygulaması olarak hayata geçirilen 4+4+4 başladığı yıl ilkokula başlayan çocuklar, gelecek yıl lise bire başlayacak. Bu liselerdeki öğrenci sayısının Türkiye genelinde yaklaşık 600 bin artması anlamına geliyor.  Önümüzdeki yıl başta derslik ve laboratuvarlar olmak üzere, öğretmen ihtiyaçları karşılanamazsa Türkiye belki de tarihinde görmediği bir eğitim krizini yaşayabilir. Bugün bile yeni okul binası, öğretmen ve derslik yetersizlikleri ile boğuşan, tekli eğitimi bir çok yerde rafa kaldıran Milli Eğitim, acaba gelecek eğitim ve öğretim  döneminde ne yapacak?

Sadece lise ve rengi okullarda mı sorunlar yaşanıyor? Peki ya üniversiteler? Oralarda durum güllük gülistanlık mı?

Yine rakamlara bakacak olursak; Ak Parti iktidara geldiği 2002 yılında 76 olan üniversite sayısı, bugün itibarı ile 207’ye yükselmiş. 17 yılda neredeyse 3 katı artmış. Öğrenci sayısı da 1,5 milyondan 8 milyona çıkmış. Acaba bu artış, her noktaya üniversite açma anlayışı Türk sanayisine, istihdamına aynı oranda katkı sağlamış mı? Kesinlikle hayır!

Türkiye’nin yolunu üretim ve istihdam olarak çizdiği bu noktada bu sayıları 200’ ü aşmış üniversitelerin bir çoğu  maalesef bu yolu kat edememişlerdir..

YÖK’de bu yolda üniversitelerin önlerini açamamıştır. Teknik üniversiteler öğrencinin kafasını teorik bilgilerle doldururken, Ar-Ge merkezleri, teknoparklar, teknoloji ofisleri hatta OSB’lerden de destek alıp mühendis yetiştirmenin yollarına bakmamışlar. Sanayi tesislerini döner sermayelerine katkı verecek bir müşteri olarak görmüşler maalesef. Oysa öyle firmalar var ki, ne üniversitelere adeta eğitim verirler. Kullandıkları üretim teknolojisi ile sıfırdan mühendis yetiştirirler. Ancak bu iş sanayicinin işi değil. Onlar üretim yapacaklar, üniversiteler de bu ülkenin yetişmiş insanlarını yetiştirecek…

Üniversiteler, öğrenciye katma değer kazandırmalı, onları iş hayatında iyi bir teknik eleman ya da bilgi insanı olarak yönelmelerinin önünü açmalı. Ama bu tarafımız maalesef hep eksik kaldı. Biz açtığımız üniversitelerde okuttuğumuz çocuklarımıza maalesef iş imkanı sağlayamamış, onlar diplomalarını sosyal medyadan paylaşan ‘diplomalı işsizler’ ordusu kurmuşuz. Bana göre 2023 Türkiye’sine uzanan bu ülke her şeyi bir kenara bırakıp, eğitim sistemimizin düzelmesi için herkes ne katkı verebilir, ne yapabilir bunu ortaya koymalıyız; Eğitim sorunu kimin sorunu?

Hükümetlerin mi? Bakanlıkların mı? Bana göre bu sorun Devlet sorunu. Milli mesele…

Radikal kararlar mı alınacak?

Gemiler mi yakılacak?

Her ne yapılacaksa yapılmalı ama bir an önce bu gidişat tersine döndürülmeli…

Devletimizin, hükümetimizin olmazsa olmazı bu olmalı!

“İyi bir eğitim olmazsa, iyi bir gelecek olmaz ‘

Slogan olmalı…

Düstur olmalı…