Eski tas, eski hamam!
Koronovirisün etkileri her geçen gün artarken, toplum üzerinde yaşattığı sancılar da sürüyor. 10 Nisan Cuma gecesi İçişleri Bakanlığı’nın ilan ettiği sokağa çıkma yasağı TV kanallarında alt yazı olarak geçtikten kısa bir süre sonra Türkiye genelinde inanılmaz görüntüler yasağın uygulanacağı saate kadar birinci haber olarak döndü tüm kanallarda ..
Manzara karşısında insanın adeta kanı dondu izlerken;
Günlerdir TV ekranlarında uzmanların anlattıkları, tedbirlerin hatırlatıldığı her şey bir anda unutuldu. Sosyal mesafe, etkileşim ve virüsün bulaşma konuşmaları sanki hiç olmamış, sanki bu yaşananlar bir gecede yerini ‘eski hamam, eski tas’ anlayışına bırakmıştı…
Açıklanan saat doğru mu? Yanlış mı? Bu konuların hiçbir önemi yok. Burada insanlar kendilerinden çok toplumu, yaşanan süreci düşünmek zorundaydılar. Ama maalesef öyle olmadı. Haberi duyan soluğu benzin istasyonlarında, açık olan marketlerin, manavların kapısında aldı. O saatte kapalı olmaları gerekirken, o marketler veya işyerleri neden açıktı o da ayrı bir muamma.
Ortaya çıkan tablo gerçekten içler acısıydı.
Şimdi bu tabloyu hükümetin sokağa çıkma yasağını açıkladığı saate bağlamak, topu tamamen bu kararı açıklayan bakanlığı ya da yetkililere atmak ne kadar doğrudur?
Biz birey olarak ne yapmamız lazım, ne yaptık? Önemli olan buydu!
Vatandaş olarak açıklanan bu kararın genelgesini beklemeden, gereğini anlamadan sokağa çıkmanın izahı nedir acaba?
Diyelim ki Bakanlık bu kararı saat 24.00’te açıklaması gerekirken erken açıkladı.
Bakanlık bu kararı açıkladı da , “ Çıkın 24.00’e kadar ihtiyaçlarınızı alın” mı dedi?
Oysa sosyal devletin yapacağı şeyler vardır. Bu yasağı ani bir kararla uygulamaya koyan hükümet ya da bakanlığın, mağdur olacak vatandaşlar için bir çözüm planı elbette vardı. Nitekim kısa bir süre sonra bu genelgenin ayrıntıları da açıklandı.
Ama biz ne yaptık?
Henüz hiçbir ayrıntıyı beklemeden, çıkan kararın içine bakmadan bir anda boş bulunan her market ya da benzin istasyonuna hücum ettik!
Bu mudur yapılması gereken?
Demek ki bu olayı henüz milletçe kavrayamamışız…
Demek ki onca söylenenleri, yazılıp çizilenleri 1-2 saatlik bir sürede yerle bir edilebiliyoruz…
Biz nasıl bir milletiz Allah aşkına?
Neden bilinçli bir toplum olamıyoruz?
Her akşam bu illettin kaç insanımıza bulaştığını, kaç insanımızın hastanede olduğunu, kaç insanımızın hayatını kaybettiğini TV başında takip ettiğimiz halde, neden yaşananlardan ders almıyoruz acaba?
Bunu sorgulamak, Bakanlığın bu kararı önce veya sonra açıklamasını sebep göstermekten çok daha doğru ve gerekli değil mi?
İnşallah bu bir iki saatlik sürede virüsün bulaşma ortamı üst seviyelere çıkmaz. İnşallah o saatlerde sorumsuzca hareket eden o insanlar, kendilerini en azından iki haftalık bir süre için karantina altına alırlar da bunca yapılan işler, alınan önlemler heba olup gitmez…
Biz neden böyleyiz?
Türk milleti neden böylesine küresel bir tehlikede dahi içgüdüsel davranıyor?
Neden bu süreci yaşayan, Koronavirüsü merkezine almış bir toplum gibi davranamıyoruz?
Bunun sebepleri elbette irdelenmeli. Elbette bu topluma kurallara uymanın yanı sıra bu tür durumlarda alacakları aksiyonlar bıkıp usanmadan tekrar tekrar anlatılmalı…
Demek ki bu salgın bizi fena bozmuş;
Öyle ki, yaptığımız eylemlerin neye mal olacağını dahi unutur olmuşuz…
Şimdi yarın uzmanlar çıkıp ta “bu virüsün bulaşma riski azaldı, vaka sayılarımız düşüyor” diye bir açıklama yapsa, bundan daha beter görüntülerin eli kulağında…
Biz iyileşeceğiz diye beklerken, giderek kötüleşiyoruz galiba…
Toplum bilincimiz, vakalara bakışımız ya da ortamı idrak edişimiz bu olmamalı…
Biz tüm Dünya’ya “bu işi iyi yapan bir ülkeyiz” mesajı verirken, bu yaşananlar ve yaşatılanları nereye koymalıyız?
Silkinmek lazım…
Silkinip nerede olduğumuzu, ne duruma geldiğimizi ve neyi yok etmek üzere olduğumuzu iyi anlamamız lazım…
Yoksa bu işin sonunda değil evlerden çıkmak, nefes alacak alanları da zor göreceğiz…
Benden söylemesi;