Ne mutlu ki!
Türkiye aylardır ülkeyi kasıp kavuran Koronavirüs belasından sıyrılmak üzere. Bir yandan vaka ve ölüm sayıları azalışa geçerken, diğer yandan hükümet aylardır yoğun bir şekilde uyguladığı tedbirleri gevşetme yoluna gidiyor…
Kim ne derse desin; Rakamların da teyit edeceği gibi Türkiye bu sıkıntılı süreci başından beri çok iyi yönetti ve aldığı önlemler, gösterdiği çaba ve halkının tedbirlere uyumu ile Dünya’da örnek bir model çizmiştir. Dünyada bir çok ülke pandemi döneminde içine düştükleri dipsiz kuyudan kurtulmak için çaba harcarken diğer taraftan Türkiye’nin bu işi nasıl bu kadar kolay hallettiğini sorgulamaya başladılar.
Pandemi öncesi her platformda bizi Avrupalı olarak görmeyen, insan haklarını ihlalden tutun da özgürlükler ve demokrasi anlayışımıza kadar ayar vermeye çalışanlar, kendilerinin ihmal ettiği ve kucaklarında bulduğu sağlık sistemimize övgüler yağdırır oldular.
Covid-19 salgını bir kez daha gösterdi ki, hastanelere ve sağlık personeline yapılan yatırım çok kıymetliymiş…
Avrupa’nın pek çok ülkesinden hastane kapasitelerinin dolmasının sağlık sistemini tıkadığı, Amerika’da cesetlerin hastane koridorlarında biriktiği, Türkiye’yle kıyaslanamayacak ülkelerde ise çok daha vahim tablolar olduğu ortada.
Türkiye, son 18 yılda sağlık sisteminde yaptığı nitel ve nicel atılımla söz konusu şoka en hazırlıklı, yeterli ve mücadele anlamında az sayıdaki başarılı ülkelerden biri olarak dikkat çekiyor. Bununla elbette övünmemiz lazım. Özellikle alt ve üstyapı, ekipman, ilaç, doktor ve personel sayısı gibi birçok alanda sağlık sistemini henüz salgın ortaya çıkmadan üst seviyeye çıkaran; pandemi öncesi ve sonrası aldığı önlemler ile izlediği stratejide büyük başarı yakalayan Türkiye, hem sağlık sistemi hem de salgınla mücadele bağlamında model ülke haline gelmiştir. Bugün 894’ü Sağlık Bakanlığı’na bağlı, 68’i üniversitelere, 556’sı özel hastane olmak üzere Türkiye 1520 hastaneye sahip. 150 bine yakını yoğun bakım yatağı olmak üzere 250 bine yaklaşan yatak sayısına sahip dev bir sağlık ülkesi. Bu kuruluşlarda hizmet veren 162 bine yakın doktor ve 1 milyonu aşkın sağlık personeli ile pandemi sürecinin parlayan yıldızı durumunda. Türkiye nüfusunun son 18 yılda yüzde 28 oranında arttığı düşünüldüğünde tüm bu alanlarda nüfus artış oranının çok üzerinde bir büyüme gerçekleştiği görülmektedir. Bu da sistemin her alanda nüfusun ihtiyacını karşılamaktan da öte iyileştirdiğinin en büyük göstergesidir. Bakınız, İktidar partisinin 2002’den günümüze sürdürdüğü Sağlıkta dönüşüm programının yeni bir ayağı olan şehir hastaneleri ardı ardına açılırken, belki de bu pandemi sürecinde ihtiyaç dahi olmayacak olan, İstanbul’un her iki yakasında iki salgın hastanesini 45 gün gibi rekor bir zamanda inşa edilirken Türkiye’nin bu meseleyi nasıl sıcak tuttuğunu göz ardı etmemek gerek.
Şehir Hastaneleri’nde tüm sağlık hizmetlerinin kapsamlı ve tek çatı altında sunulması ve nitelik anlamında da en üst düzey hizmet sunulması hedefleniyor. Bugüne kadar 4 tanesi İstanbul’da olmak üzere Bursa, Ankara, Eskişehir, Manisa, Elazığ, Kayseri, Adana, Isparta, Mersin ve Yozgat’ta açılan 14 şehir hastanesi, kısmi veya tamamen hizmet vermeye başlamış durumda. Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın verdiği şu rakamları hatırlatmak istiyorum; Türkiye’de 100 bin kişiye düşen yoğun bakım yatak sayısı 40’ı bulurken bu rakam gelişmiş ülkeler olan ABD’de 34.7, Almanya’da 29.2, İtalya’da 12.5, Fransa’da 11.6, Güney Kore’de 10.6, İspanya’da 9.7, Japonya’da 7.3 ve İngiltere’de 6.6’dır. Bu durum şehir hastanelerinin katkısı ile koronavirüs sebebiyle ölüm sayı ve oranlarının salgınla mücadelede örnek gösterilen bazı ülkelerin dahi aşağısında olmasını sağlamıştır. Yıl sonuna kadar tamamen hizmet vermeye başlayacak 8 şehir hastanesi ile birlikte kapasitenin 20 binin üzerine çıkması öngörülmektedir.
Sadece hastane yapmak, içerisine sağlık personeli koymakla bu iş olur mu?
Elbette olmaz!
Türkiye uzun yıllar sağlık sisteminde öteden beri süregelen SSK, Emekli Sandığı ve Bağ-Kur gibi farklı sağlık sigorta sistemlerinin tek bir çatı altında toplamakla uğraşmıştı. Ücretli yahut ücretsiz sağlık ve ilaca erişimde sıkıntılar yaşıyordu. Hepsinden öte, muayene ve acil hizmetler gibi en temel sağlık hizmetleri için dahi sabah karanlığında caddelere taşan randevu ve ilaç kuyrukları, sistemin halka en temel seviyede ve insanca hizmet vermekten aciz bir durumda olduğunu göstermekteydi. Bu noktada özellikle çok başlı sağlık sigorta sisteminin SGK çatısı altında toplanması ve hizmet ayrımına son verilmesi, özel hastanelerin sisteme eklenerek toplumun önemli kesimince karşılanabilecek ortalama bir özel sağlık hizmeti koşullarının oluşturulması gibi adımlar atılarak sağlık hizmetlerine erişim kolaylaştırılmıştır. Yine Genel Sağlık Sigortası kapsamında toplumun neredeyse tamamının devlet sigortası ile büyük oranda ücretsiz sağlık hizmeti güvencesine kavuşması gibi birçok gelişmiş ülkede hayal dahi edilemeyen bir devrim gerçekleşmiştir. Üstelik bunların yanında şu an yaklaşık 1,5 milyon kişiye ücretsiz bir şekilde evde bakım ve sağlık hizmeti sunulmaktadır. Bunu bugün bu süreci başarıyla yöneten Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı Sistemi, Cumhurbaşkanlığı Bakanlar Kurulu, devletin kurum ve kurulları ve bu aziz milletin sağduyusu ile seferberlik ruhu başarmıştır…
Bu sancılı süreci atlatmak için canla başla mücadele veren, hükümet birimlerinden sağlık çalışanlarına kadar, aziz milletimizin de desteği ile bu virüs belasını bertaraf etmek adına emek veren herkese bir kez daha teşekkürler!
Ne mutlu ki böyle bir ülkede yaşıyoruz!
Ne mutlu ki böyle bir ülkenin bir ferdiyiz!!!