BÜYÜK BİR DEĞER: MUSTAFA SEDEFOĞLU
Kıymetli okuyucularım bu yazımızda sizlere “Marka Şehir” çalışmasıyla Gebze bölgesinin önemli değerlerinden olan Kıymetli hocam Dr. Mustafa Sedefoğlu hakkında biraz bahsetmek istiyorum..
Gebze bölgesinin gelişimi ile ilgili birçok çalışması olan Mustafa Sedefoğlu 1972 doğumlu olup yaklaşık 30 yıllık iş dünyası kariyerinde; Roche İlaç ve Pınar Gıda Grubu’ndan sonra Bankacılık sektöründe uzun yıllar görev almıştır. Satış Temsilciliği, Satış Yönetmenliği, Satış Müdürlüğü görevlerinde bulunmuştur. En son 11 yıl çalıştığı Şekerbank’tan Pazarlama Müdürü olarak çalışmış ve 1996 yılından bun yana yabancı dil okulu kuruculuğu ve yöneticiliği yapmaktadır.
Bugün American Life yabancı dil kursunu işleten Sedefoğlu aldığı eğitimler ve başarılarıyla adından sıkça söz ettirmeye devam ediyor. Eğitim hayatı ile ilgili olarak;
• Maltepe Üniversitesi, Halkla İlişkiler ve Tanıtım, Markalaştırma & Konumlandırma, Doktora, 2020
• Marmara Üniversitesi, Pazarlama Yüksek Lisans, Stratejik Pazarlama & Marka Algısı, 2011
• Marmara Üniversitesi, İşletme Bölümü, Pazarlama, 1993
Ayrıca yazarımızın bir hikaye kitap çalışması vardır. Kitap ilgili Yazar Bekir Yıldız Mustafa Sedefoğlu’nin Özcan eseri için yaptıgi yorumla yazıya başlamak istiyorum “Bazı öyküler vardır bittiğinde şöyle dersiniz: ‘keşke bu öyküyü ben yazmış olsaydım. ’Yazar Mustafa Sedefoğlu’nun ‘Özcan’ isimli gerçek öyküsünü okuduğumda ‘keşke bu öyküyü ben yazmış olsaydım’ dedim. Hüzünlü bir hikâye. Sürükleyici, açık ve akıcı bir üslupla yazılmış. Türk edebiyatına kazandırılmış harika bir ‘ilk eser’.”
Özcan kitabından kısa bir bölum “Komutanım, Barış Manço’yu sever misiniz?”
Yerden sigara izmaritlerini toplarken, diğer askerlerin arasından hafifçe başını doğrultup bana bakarak sordu bu soruyu. Acemi birliğinde toz toprak içinde kaldığı için solduğu anlaşılan yeşil bir kamuflaj içindeki zayıf bedeni ile yere çömelmiş; yanaklarının terden mi, yoksa kendiliğinden mi pembe olduğunu o an bilemediğim, güleç yüzlü bir çocuk bana doğru bakıyordu…
Onun da kaderinin çizilmeye başladığı gün olduğunu sonradan anladığım bu tanışma anına, benim o şarkıyı istemsizce mırıldanmamın mı, yoksa acemi birliğinden usta birliğine geldiği ilk gün olmasına rağmen cesaretini toplayıp o soruyu bana sorabilmesinin mi sebep olduğunu bilemiyorum. Gerçi bilsem de fark etmezdi ki! Sonuçta, sebebi hangisi olursa olsun biz o an tanışacaktık ve bu tanışma bizi 15 Ocak 1995 tarihine, pazarı pazartesine bağlayan o soğuk zemheri Berat Gecesi’ne götürecekti.
“Adın ne senin asker?”
Hafif kekeme bir şekilde cevap verdi ve hikâyemiz işte o an başladı,
“Özcan, komutanım!”