Her şey boş, her şey yalan!
KAYBETTİK!
1989 yılıydı sanırım; Gebze’ye geleli 1 yıl bile olmamış bu gün emekli olduğum fabrikaya ve Gebze’ye alışmaya çalışan genç bir delikanlıyım;
‘Gebzespor’un maçı var’ dediler gittim o zamanki adıyla Yazı Stadı’na… Şehri bilmiyorum, insanları tanımıyorum öyle bir ikilem içerisinde iş arkadaşlarımla gittim stada. Kendimde futbol oynadığım için severek izledim ve o dönem saha kenarında elinde paket fotoğraf makinesi ile dolaşıp, elindeki kağıtlara bir şeyler yazarken ilk kez görmüştüm Şakir Şükrü Erdöl’ü…
O gün için hafızamda kalan sadece bu görüntüydü…
Bu sahneden sonra aynı gazetede mesai harcayacağım, onun tecrübelerinden yararlanacağımı, en koyu Trabzonspor muhabbetleri, siyasi tartışmaların ve çekişmelerin en ateşlisini ve bugün hala kabullenmekte zorluk çektiğim aramızdan ayrılmasından dolayı derin bir üzüntü yaşayacağımı nereden bilebilirdim!
Kendisi ile o günkü ismi ile Yeni Gebze Gazetesi’nde teşvik-i mesaimiz olmuştu. Ben o dönem spor müdürü Baki Kal arkadaşım askerde olduğu için onun yerine görev almıştım gazetede. Sonrada Baki arkadaşımızın da Şakir kardeşimle aynı bölükte olduğunu ve eskilerin deyimi ile kendisine ‘tezkere verdiğini’ de öğrendim…
Şakir Şükrü, dobra kendinden emin ve sert bir havası olan gazeteciydi. İlk başlarda bu insanla nasıl anlaşacağız korkuları olmadı değil!
Ama zamanla işimizi yaparken, yazıları yazarken, matbaada tipo da kurşunlar ile döktürürken, İstanbul otobüslerinde klişe resimleri beklerken kıt şartlarda çalışma fırsatı buldum…
Maçlardan sonra nasıl maç geçilir, maç karneleri nasıl yapılır, haftanın takımı, oyuncusu nasıl olur, puan durumu nasıl yapılır hepsini kendisinden öğrendim…
Kocaeli Gazetesi’nden aldığımız toplu jetonlarla birlikte maç yazdırırdık Kocaeli’nden Hakan Yağcıoğlu’na Hayrettin Albayrak’a, Metin abiye..
Para falan yoktu; siyah beyaz Kodak veya Agfa film alırdık maç geçmemizin karşılığında…
Sporla ilgili maç yazılarından farklı olarak, gençlik, gençliğin sorunları ile ilgili de yazılar yazardı. Gençlerle ilgili dert edinip, gençlik üzerine yazdığı ‘Ah gençlik… Vah Gençlik…’ isimli yazısını bugün bile arşivden bulup okuduğum olmuştur…
Sonra sonra meslekte bu işi yapanlar, bu mesleği ayağa düşürdükleri için soğudu kardeşimiz gazetecilikten…
Hep, spor basını ve yerel basının ehil olmayan, sadece adları gazeteci olan insanlar yüzünden geldiği noktadan yakınarak ‘eskiden bu iş bir zevkti, kaliteli insanlarla yapılırdı, Şimdi sıradan bir iş haline geldi’ derdi..
Gebze’de kime sorsanız; ‘Şakir Şükrü Erdöl, adam gibi adamdır’ sözü mutlaka arkasından söylenir…
Evet; o adam gibi adam Şakir Şükrü Erdöl artık aramızda yok!
Artık Gebze’de gazeteler ve gazetecilik muhabbetleri yarım kaldı!
Trabzonspor ve hakları gasp edilen takımın tartışmaları bıçak gibi kesildi!
Trabzon’un o güzelim doğası, yaylaları, şırıl şırıl akan dereleri öksüz kaldı…
Bu yaz Şakir kardeşim uğrayamayacak doğduğu mekanlara!
Bu yaz orada çektiği ilginç resimleri, içten samimi mesajlarını atamayacak sosyal medya hesaplarına;
Vefat haberini almadan önce Baki Kal kardeşimden kan değerlerinin iyiye gittiği haberini aldığımda sevinmiş, umutlanmıştım…
Karadenizin hırçın dalgası gibi sert ve inatçı bir özelliği vardı…
Atlatır diye umut vardı hep!
Vefat etmeseydi, bugün için de plazma nakli de yapılacaktı…
Ama vefat haberi geldi kardeşimizin. Cumartesi günü son görevimizi yapmak için gittik mezarlığı. Sevenlerine, dostlarına uzattığımız mikrofonda hep güzel şeyler duyduk, keşke kendisi de ne kadar seveni olduğunu görüp duyabilseydi…
Vefatı büyük bir kayıp hepimiz için!
Rabbim mekanını cennet eylesin. Başımız sağ olsun
Her şey boş, her şey anlamsız…
Ölüm tek gerçek…
Seni unutmayacağız kardeşim!