İRADEMİZ ÖZGÜR MÜ?



  Hepinize selamlar dostlar, sizlerle geçen haftalarda iradenin tezahürü konusunu konuşmuştuk. Bu hafta sizlerle insanoğlunun sürekli sorduğu ve cevap bulmaya çalıştığı “acaba irademi ne kadar özgür olarak kullanabiliyorum?” sorusunun cevabı üzerine hasbihal etmek istedim.

  Hatırlamak gerekirse terim olarak irade; “nefsin yapılması gerektiğine hükmettiği bir işi, bir amacı gerçekleştirmeyi istemesi, ona yönelmesi ya da bir fayda elde etme inancının ardından doğan eğilim” olarak tanımlanıyor. Kelamcılar açısından(Gazali, İbn-i Sina, Farabi) ise bu kavram, “ihtiyar” olarak ele alınmış. İhtiyar “hayr” kökünden gelir ve birden çok davranış şekilleri arasından en hayırlısını en faydalısını seçme iradesi olarak tanımlanır. Bu sebepten dolayıdır ki “ihtiyar” iradeden farklı olarak içerisinde ahlakı barındırır.

  Aslına bakarsanız terim anlamına bakarsak nefis, ihtiyar kelimesini ele alırsak ruh karşımıza çıkar. Nefsin her istediğini, irademizi kullanarak yapıyor olmak, gerçekten irademizin özgür olduğu anlamına gelir mi dersiniz? Yoksa bu durum irademizin, nefsin elinde köleleşmiş olması mıdır? İnsanın kendi kendisini esir etmesi ne acı…

  İnsanoğlu çevresiyle bir çok alanda etkileşimde ve aldığı kararların doğruluğu, edindiği bilginin gerçekten doğru bilgi olmasında saklı. Yalnız; devletler, kurum ve kuruluşların, basın ve toplumun dayatmaları insanı köleleştirmekte. Dayatmaların farkında olan ruh, kendisine verilen zararı ve iradesinin elinden alınmasını reddediyor.  Bu bazen helal dairede de olsa…

  Şu da var ki günümüzde insanın içinde yaşattığı öfkesi, hüznü, kırgınlığı, alınganlıkları, korkuları hatta fiziksel dürtü ve hormonlarının yanında ailesi, dayatılan olgular, arkadaşları, izlediği flimler ve reklamlar, takip ettiği moda…vb. kararlarında etki ediyor. Bu kadar karmaşanın içerisinde aklı kullanarak doğruyu keşfetmek ve insanın yararına olan işi, başarıyla tamamlamak, bizim esir etmediğimiz, güçlü bir iradenin tecellisi. Var olan ortak değerler irademizi ne kadar zorlasa da akıl edip bilmek ve doğru bakış açısıyla kalıcı bir değer oluşturmak bizim kendimiz için en önemli görevimiz. Nefis, sadece kendi için var olmak ister, ruh ise bundan hoşlanmaz ve adına dünya sınavı dediğimiz çatışma yaşanır. İçgüdülerimiz bizleri zorlayarak nefs-i emmareyi besler. Bu durumdan kurtulmanın yolu ise doğru değer oluşturmakta saklı. Hatta psikoloji de de ilk soru “ne gibi değerlerin var” sorusuymuş.

  Özgür irade, kendimiz olabilmemiz için, hayatımıza yön verebilmemiz için ve kimseleri suçlamadan, ben yaptım, benim kararım diyebilmek için şart. Bizdeki potansiyelin ortaya çıkış halidir özgür irade.

  Mutlaka söylemem gereken önemli bir husus ise, bizler cüz-i irademizle ister, harekete geçeriz ve Rabbimiz bizim tercihimize göre istediğimizi yaratır. Rabbimizin mutlak iradesinin yanında kendi irademizle yol yürürüz. Mutlak olan irade, bizi iyiye yönlendirir hep. Karşılaştığımız sonuçlarda illaki bir hikmet gizlidir. “Olmuş olan, olacak olanların içinde en hayırlısıdır” der, Muhyiddin  İbn Arabi(k.s.). Kötü olan tercihlerimizin sonunda yaşadığımız ruh sıkıntısı ve zarar ile iyi yönde yaptığımız tercihlerdeki huzur, bunun en açık delili değil midir?   Kalın sağlıcakla…