Anasayfa > Köşe Yazıları  >  NE KADAR MEDENİSİN?

NE KADAR MEDENİSİN?



“Medeniyet” ne asil bir kelime.  Ya “medeni olmak” ne kadar karşılıyoruz bu kavramı…

 Arapçada medine kelimesi şehir anlamında kullanılır. Medeni ise buna karşılık şehirli demek. Burada şehrin mahiyeti çıkıyor karşımıza; aile, köy, kabile, kasaba hepsi farklı bir topluluğu simgeliyor zihinlerimizde. Şehirler tarih boyunca ilim, bilim ve teknolojinin yanı sıra, sosyal ve kurumsal hayatın merkezleri olma konusunda kozmopolitik bir yapıya da sahip. İlk şehir devleti Uygurlar’dan sebep şehirli insanlara “uygar”da denilmiş.

 İnsanoğlu tek başına yaşayamaz bir aileye, bir topluluğa, millete ve devlete ihtiyaç duyar. Ait olma hissini, içindeki toplumla kendi olmakla birlikte, bütünleşme hissini yaşamak ister. Bu şekilde biraz daha mutmain olur kalbi, biraz daha sükuna erer.

Yardımlaşma, eğitim alabilme, adalet, dernek ve sivil toplum kuruluşları ile aile, miras, mülkiyet ve ceza hukukunun, işlerliğinin kazanıldığı islam’ın devlet anlayışının tecelligahaneleridir şehirler.

Farabi tamda bu anlamda bir topluluğun kazanımları ne kadar çok erdemli ise o topluluğu en medeni kabül eder. Ve bu erdemliliğin en yükseğinde Peygamber s.a.v. vardır. İbn-i Sina  düşüncesine göre ise medenilik adaletin inşasında saklı. Her varlığın hakkının yerine ulaştığı şehir ya da topluluk en medenidir. Aslına bakarsanız erdem ve adaleti birbirinden ayırmak mümkün değil. İç içe geçmiş iki kavram diyebiliriz.

Farabi ve İbn-i Sina bu çerçevede erdemin bir öğretici tarafından öğretilebileceğini ve bunun da Peygamberler olduğunu dile getirir ki yüzyıllar hatta bin yıllar boyunca böyle olmuştur. İnançlar yani din Medeniyetlerin inşasında en büyük etkendir. Şu halde en Medeni insan kimdir desek Peygamberlerdir demek düşer bize ki; falanca kişi peygamberden daha medenidir demek ne korkunç bir yanılgı, ne tuhaf bir şirk vasıtasıdır.

Medine de İslam devletini kuran efendimiz s.a.v. erdem ve adalet inşasını yerine getirerek medenilikten uzaklaşan Dünya’yı şekle sokacak olan, her varlığın adaleti noktasında liderlik yapmıştır. Aile hukuku, miras hukuku, ilim ve mülkiyet hakkı, kadın ve çocuk hakkı, uluslararası diyaloglar, savaş hukuku, korunma ve güvenlik hakkı… gibi insan için olan, insanı ve tüm dünyayı koruyan kurallar bütünüyle, medeniliğin en zirve noktasını yaşayarak ve yaşatarak bize göstermiştir.

Taş duvarlardan yapılı yüz katlı rezidanslarda medeniyet arayanlar taşlaşmış kalplerine baktıklarında ne kadar olduklarını göreceklerdir. Yalnız anlamak için yorumlamak yorumlamak için bilmek gerek ahlak bilmek, edep bilmek, insanı bilmek…

Çağın istediğiniz davranışını, modasını, trendini yerine getirin. Hatta insanı oturtun baş  köşeye, her işi makinelere yaptırın. Evet katılıyorum çağdaşsınız. Çağdaşlık medeniyetin bir parçası lakin medenilik değildir. İnsanın dışında değil, içinde saklıdır o. Size kendinizi ve dünyanızı doğru okutturan erdem ve adalettedir medeniyet.

 Çağımızda değil, çağlar üstü mesaj olan Kur’an’da…

Medeni bir hayat yaşamanız duasıyla dostlar…


Sıradaki Habere Kaydır