Evliya Çelebi Seyahatnamesinde Gebze



Değerli okurlar bu cumadan olmak üzere tarih, gezi, kültür, sanat yazıları ile sizlerle gönül hanelerinize konuk olmaya çalışıcam. Her cuma merakla yazılarını okumayı beklediğim hocam, abim olan merhum Eğitimci-Yazar Yüksel Pekdemir’in yerine, bir devamı olarak, hocasından öğrencisine miras bu yolu sürdürmek, dahasını yaparak hem merhum Yüksel hocamın emeklerini, hemde bana güvenen Gebze gazetesi ailesini mahçup etmemek ilk ve en büyük uğraşım olucaktır. Bu yazımda şehir denilince akla ilk yerel  kültürleri ve dahası denilince ilk bakılan eser olan Evliya Çelebi Çelebi’nin seyahatnamesinden Gebze bölümü ile başlamak istiyorum, Gebze ile geçmişine bir seyahatte hep birlikte bu yazıyla yapalım.

Evliya Çelebi seyahatnamesi

Gebze Kasabasının Özellikleri

Eski zamanda büyük bir şehir imiş, 233 (847/847) tarihinde Bağdad’dan Harun Reşid, Cafer Seyyid Battal Gazi ile İstanbul’u kuşatmış, ancak barış yaparak İstanbul içinde Silivrikapı yakınında Kızlar Manastırı dedikleri yeri ki hâlâ Koca Mustafa Paşa Camii derler, eski mabettir, orada Harun Reşid bir kale yapmıştır. İşine 3 bin kul koyup her sene küffârdan birer Mısır hazinesi altın almak şartıyla barış anlaşması yapmıştır. Yine Harun Reşid Bağdad’a yola çıkıp Seyyid Battal Gazi Üsküdar’da kaldığı sene bu Gebze kafirleri Battal Gazi askerlerinden birkaç adamı şehit ederler. Bunun üzerine Battal Gazi bu Gebze’yi yağmalayıp hanelerini harap, küffârını esir edip emirlik merkezi olan Malatya şehrine döner. Hâlâ o harabelerden bu Gebze’de nice bin yapıların eserleri açık seçik bellidir.

Biraz zaman geçince yine Konstantin kral büyük bir kale yapıp şehri imar eder. Daha sonra Çelebi Mehmed fethedip “ Küffâr gelip yerleşmesin” diye kalesini harab eder. Onun da yapılarının kalıntıları bellidir. Gekbize (Gebze) “gel bize”den galattır. Ama üçüncü yapımı Ebulfeth Megâzi, yani Sultan Mehmed Han Gazi İstanbul’u fethinden sonra imar olmuştu. Kocaeli sancağı toprağında 150 akçe kazadır ve Süleyman Han zamanında köprü sahibi Koca Mustafa Paşa büyük bir cami yaptırdığından onun evkafıdır. Mütevellîsi hakimdir.

Yüksek bir dağın zirvesinde olmakla denizden bir saat uzaklıkta bir susuz dağ başındadır. Toplam bin kadar bakımlı, bağlı ve bahçeli eski tarzı evleri vardır.

3 cami var, ama bunların içinde en bakımlısı ve selâtin cami gibi olanı kurşun örtülü gök renkli kubbeli büyük camidir ki İstanbul’da vezir camileri içinde böyle bir cami yoktur. Edirne yakınında Süleyman Han’ın “ Geçme nâmert köprüsünden ko aparsın su seni” mısralarını söyleyen köprü sahibi Mustafa Paşa’nın hayrat ve hasenatlarındandır. Merhum Mustafa Paşa, Mısır valisiyken bu caminin bütün mermer taşlarını Mısır’da usta mermercilere yaprak yaprak yaptırmıştır. Orada bir somaki şamdan yaptırmıştır ki dünya yüzünde bütün ustalar o şamdana bir keski vurmaya kâdir değillerdir. Darıca İskelesi’ne Mısır’dan gelmiştir. Camiin iç yüzünde duvarlarına 3 adam boyu renk renk mermerler kaplıdır ki İstanbul içinde böyle aydınlık cami yoktur. Minberi, mihrabı ve müezzinlerin mahfili insanı büyüler sanatlı bir yapıdır ki anlatmak ve tarif etmek hiç bir şekilde mümkün değildir. Ta ki gözle görmeyince belli değildir. Zira mısra: Şenîden key bûved mânend-dîde demişler.

Süleymaniye Camii’ni yapan Koca Mimar Sinan’ın baş halifesi (kalfası) Mimar Hüsam yapmıştır. Var mimarî kuvvetini sarf edip öyle şirin işler, öyle İncelikler ve ustalık göstermiştir ki sanki elinin ustalığını göstermiştir.

Bu camiin dört tarafındaki pencereler üzere kuş gözleri gibi küçük küçük işlemeli camlar var ki ateş saçan güneşin ışığı vurdukça nurlu cami apaydınlık olur. Onun İçin kubbesinin ortasında “Allah göklerin ve yerin nurudur” (Nûr,35) yazılmıştır.

Kubbesinin iç yüz etrafında kandil tabakalarıyla bezenmiş ve nice bin asılı avizeler ile süslenmiş camidir. Mısır işi halıçalar var ki sanki Isfahan işidir. Ve bir vâiz ve nasihatçı kürsüsü var ki Hind

sad-efkârîsi (yüz) onun yanında se(üç)-efkârîdir. Zamane doğramacılarının ona denk büyük bir kürsü yapmaya güçleri yetmez.

Bu caminin üç tarafında olan pencelerinin dışında Cennetin İrem bahçelerine benzer bir gülistanı var ki orada olan sünbül, reyhan, menekşe ve erguvanın kokusu cami içindeki cemaatin dimağını kokulandırıp bütün hoş sesli bülbüllerin feryadı insana hayat verir. Ancak kıbleye açık bir sanatlı kapısı var ki sanki bir bâb-ı muallâ (yüce kapı)dır. Kapının üzerinde Karahisarî Hasan Çelebi’si hattıyla yaldızlı ve süslü camiye tarih: “Hayran hasenen sene 930” lafzı tarih düşmüştür.

Cami içinde 70 adet güzel hatlı Kur’ân’ı Kerîmler var ki her biri birer Mısır hazinesine değer. Ama bunlar içersinde en değerlisi, mihrabın sol tarafında Yakût-ı Musta’sımî hattıyla olan Kur’ân-ı Kerim bir diyarda yoktur. Meğer Sultan Ahmed Camii’nde ola.

Kıble kapısının iki yanında taşra sofralarında 6 adet çeşit çeşit sütunlar üzere altı adet kubbe ve bir kapı (277a) kubbesiyle ye adet kubbeler süslenmiştir.

Ve avlusu selâttin camii gibi geniş bir avludur ki süslüdür. Ve bir şerefeli bir tabaka minaresi vardır. O da gayet düzgün yüksek bir minaredir. Bu caminin çevresinde gelen giden yolculara konaklamaları İçin bir mihman-saray (konukevi) var ki 3 bin insan ve 2 bin at alır kervansaraylıdır. Ve başka bir develiği vardır. Bütün misafirler ve çevrede bulunanlar İçin bir aşevi vardır. Bütün yıl boyu genç yaşlı, kadın erkek herkese nimeti bol bol dağıtıldığından hâlen her gece akşamdan sonra konukevinde kalanlara bakır sinilerle her ocak başına birer sini çorba ve adam başına birer ekmek, her ocağa birer zeytinyağı kandili, her at, katır, deve ve eşek başına birer torba yem vakıf tarafından, konul ağırlayıcı görevlileri getirip hizmet ederler. Böyle sağlam bir hayrattır.

Suyu, havası ve yapısı tatlı, aydınlık ve güzel bir hamamı vardır. Bu anlatılan yapıların tamamı baştan başa kurşun ile örtülü büyük hayratlardır. Bunlardan başka küçük ve büyük 41 hanı ve 180 dükkânı vardır. Bütün bu güzel eserler Mimar Sinan işidir.

Çarşı içinde cami sadece eski yapıdır. Bütün evleri kırmızı kiremit örtülüdür. Suları tamamıyla kuyulardandır. Dağ başında olduğundan havası hafif ve tatlıdır. Ama suyu güzel değildir.