HEREKELİ TARİHÇİ PROF. DR. ALPARSLAN DEMİR İLE TARİHTE YOLCULUK
Kıymetli okuyucularım bu hafta yazımızda sizlere kıymetli bir hocamızdan ve onun eser çalışmaları hakkında kısaca bilgiler bahsetmek istiyorum…
Osmanlı kültürü üzerinde yazdığı eserlerle bu alanda ilk olan Herekeli ünlü tarihçi Prof. Dr. Alparslan Demir hocamız ve onun üzerinde yeni bir kimlikle Osmanlı’yı daha yakın ve farklı tanıma imkanı memnuniyetle bulduğumu belirtmek istiyorum. Bu eserlerinde Osmanlı’da Yaşamak ve Ölmek adında iki farklı kitap eser kaleme alarak önce Osmanlı’da nasıl yaşanıyor ve ardından çıkardığı diğer eserinde ise Osmanlı’da Ölmek konularını en güzel şekilde incelemiş, işlemiş Alparslan Demir hocamızı tanımak, onunla söyleyiş, tv programı yapmak çok keyif verici bir husustu, bu yanısıra çok farklı bilgiler öğrenmek, olaylara başka ve farklı bir gözle bakmamı sağladı. Geçtiğimiz haftalarda katıldığım ulusal bir tv programında ondan öğrendiğim bilgilerden çok fazlasıyla istifade ettiğimi belirtmek isterim. Yaptığım şehrin yetiştirdiği kişi çalışmalarım sonucunda hocamızı Herekeli oluşu konuyu detaya indirdiğini belirtmek istiyorum işte Herekelinin Alparslan Demir ve yaşamı hakkında kısa kısa bilgiler bu arada ilk öğretmenin de babası Rubil Demir hocamın olduğunu belirtmek isterim…
Prof. Dr. Alpaslan Demir kimdir?
1975 yılında Gümüşhane’de doğdu. İlkokulu Kocaeli’nin Hereke beldesinde, ortaokulu ve liseyi ise Kocaeli Koleji’nde burslu olarak okudu. 1993 yılında Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Tarih Bölümü’nü kazandı ve 1997 yılında bu bölümden mezun oldu. Aynı yıl Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsünde Yüksek Lisans’a başladı ve Doç. Dr. Üçler Bulduk danışmanlığında “16. Yüzyılda İçel ve Çevresinde Bozdoğan Cemaati” adlı tezi hazırlayarak 2000 yılında mezun oldu. Yüksek lisansı yaparken Başbakanlığa bağlı bir proje kapsamında Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü Kuyûd-ı Kadîme Arşivi’nde 2,5 yıl uzman olarak görev yaptı. 2001 yılında Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsünde doktoraya başladı. Doktora eğitimi devam ederken 15.10.2001 tarihinde Gazi Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü’ne Araştırma Görevlisi olarak girdi. Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsünde Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu danışmanlığında hazırlamış olduğu “16. Yüzyılda Samsun-Ayıntab Hattı Boyunca Yerleşme Nüfus ve Ekonomik Yapı” adlı doktora tezini 09.04.2007 tarihinde savunarak doktor unvanı aldı. 17.09.2007 tarihinde Gazi Üniversitesi’nden ayrıldı ve 13.11.2007 tarihinde Gaziosmanpaşa Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü’ne Yardımcı Doçent olarak atandı. 24.05.2013 tarihinde Doçentliğini aldı şimdi ise Profesör ünvanı alan kıymetli hocamız halen Gaziosmanpaşa Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü’nde öğretim üyesi olarak göreve devam etmektedir. Bir de Tokat Türk Ocakları İl Başkanı görevini yürütmektedir kendisi bir ileri derece de İngilizce bilmektedir.
Hocamızın yeni eseri olan “Osman’da Göç ve Göçmenler” çalışması da yeni bir tarihi eser olarak bizlerin tarihin yeni derinliklerine götüreceğini düşünüyor şimdiden heyecanla beklediğimizi söylemek istiyorum.
Eserlerinden Bazıları;
Osmanlı Devleti 622 yıl ömür sürmüş, üç kıtaya yayılmış, yaşlı dünyamızın gördüğü göreceği en büyük Cihan devletlerinden birisi. Bu muazzam imparatorluk hakkında sayılamayacak kadar çok araştırma yapıldı, makaleler, kitaplar basıldı. Osmanlıyı ele alan tarih kitaplarında fetihler ve fatihler anlatıldı. Osmanlı maliyesi, ekonomisi, bürokrasisi, incelendi. Osmanlı hanedanı didik didik edildi; ailenin “harem”ine girildi. Sarayları, köşkleri, mesire yerleri, çarşıları, ulu camileri ile payitahtlar resmedildi. Bütün bunlar Osmanlıyı daha iyi öğrenmek ve kavramak için yapıldı ve yapılıyor. Ama bir eksiklik hissediliyor her şeye rağmen; insan…
Osmanlı’da Yaşamak, işte bu eksiği tamamlıyor. Alpaslan Demir bu eserinde Osmanlı’da yaşayanların dar sokaklarına, avlularına odalarına konuk ediyor bizi. Halkın gündelik hayatını, sevinçlerini, korkularını, inanışlarını sergiliyor küçük hikâyelerle. Mahkemelere düşen, kadıların dinleyip kendilerince çözdüğü davalar, Osmanlı’nın farklı ve renkli hayatını adeta bizde yaşatıyor. Osmanlı’da kadınlar da varmış diyoruz, tıpkı melek, tıpkı cadı gibi.
Alpaslan Demir bir akademisyen olarak Osmanlı arşiv belgelerinden, mühimme kayıtlarından, kadı sicillerinden seçmeler yaparak hazırlamış bu güzel eseri. Osmanlı gündelik hayatının kahramanları üzerine kurulu özenle seçilmiş konular, çarpıcı başlıklarla anlatılmış. Bu kısa hikâye veya anekdotlarda yazar yalın ve herkesin anlayabileceği bir dil kullanmış. Okuyucu bu eserde Osmanlı’nın tarihi yazılmamış insanını bulacak, ona dokunacak ve bugünün insanından pek de farklı olmadığını görecek.
Prof.Dr. Üçler Bulduk
Alpaslan Demir “Osmanlıda Yaşamak” adlı eserinde avamdan havasa Osmanlının farklı ve renkli hayatlarından, bir çırpıda okuduğumuz akıcı ve çarpıcı örnekler sunmuştu bizlere. Şimdi ise “Osmanlıda Ölmek” adını verdiği bu çalışmayla Osmanlıda yaşamanın bir bedeli olduğunu, bu bedelin de nihayette “ölüm” ile neticelendiğini hatırlatıyor, bazen acımasız da olsa. Osmanlı Devleti kendini “Devlet-i Ebed Müddet” olarak nitelendiriyor yani sonsuza kadar yaşayacak devlet. Elbette bu sıfatı kazanmak için Osmanlıların din u devlet uğruna ölecek şühedası da olacak, kendini yaşatmak, korumak için cezasını keseceği, hainler, şakiler, mülhidler ve müfsidleri de. Anlaşılan yazarın da belirttiği gibi Osmanlının bir de 3. sayfası var; “siyaseten katl”in yanısıra günümüz gazetelerinin 3. sayfasına taş çıkartan garip, sırlı hatta gösterişli ölümler.
Alpaslan Demir’in usta kalemiyle, akıcı üslubuyla, belgelere ve gerçeklere dayalı bu eserinde sunduğu kısa hikayeler/anekdotlar, bize yaşam kadar ölümün de asıl gerçek olduğunu hatırlatıyor. Atalarımızın Kültegin Yazıtı’nda belirttiği gibi; “ Öd Tengri yaşar kişi oglı kop ölgeli törümiş/ Zamanı Tanrı yaşar, insanoğlu hep ölmek için türemiş”. Dede Korkut dilinden ozan ise son sözü söyler:
Hani dediğim bey erenler, Dünya benim diyenler
Ecel aldı yer gizledi, Fani dünya kime kaldı
Gelimli gidimli Dünya / ahir ucu ölümlü dünya
Prof. Dr. Üçler BULDUK
Bozdoğan Yörükleri Anadolu konar göçerleriiçerisinde en kalabalık gruplardan biridir. Henüz XIV. yüzyılda Suriye’nin kuzeyinde varlığından haberdar olduğumuz Bozdoğanlar, bölgedeki siyasî hadiselere karışacak kadar nüfus ve nüfuz sahibi idiler. Osmanlı Döneminde İçel bölgesinden Göller Yöresi’ne buradan da Aydın civarına kadar uzanan çok geniş bir sahaya dağılmış bulunan yüzlerce Bozdoğan cemaati mevcuttur. Ancak bu cemaat hakkında yeterli çalışma maalesef yapılmamıştır.
Alpaslan Demir, Bozdoğan Yörüklerine ait bu çalışmayla önemli bir boşluğu doldurmaktadır. “XVI. yüzyılda İçel ve Çevresinde Bozdoğan Cemaati” adlı yüksek lisans tezini danışmanlığımda tamamlamış olan yazar, ilk ve en değer verdiğim öğrencilerimden biri olmuştur.Osmanlı sosyo-kültürel hayatı hakkında pek çok çalışması bulunan Alpaslan Demir, yüksek lisans tezinin devamı niteliğinde olan Bozdoğan Yörüklerinin XVIII. yüzyıl daki durumlarını inceleyen bu kıymetli kitabı hazırlamıştır.Bozdoğanlara ait iki tahrir defterinin ışığında, Bozdoğan teşekküllerine mensup cemaatler, onların yayılmış olduğu sahalar, nüfusları ve iktisadî yapılan hakkında değerli bilgiler sunan yazar, hem arşiv vesikalarına hem de Osmanlı sosyalyapısına ne denli vakıf olduğunu da bu çalışmasıyla göstermektedir.
Prof. Dr. Üçler Bulduk
Evet Tarih denilince aklımıza hep karmaşık bir bilim gelir. Bir de Ortaçağ denilince hemen bir ! ve de ? oluşur gereksiz yere…. Halbuki Tarih ilmi, hafızadır; dolayısıyla milletlerin hafızaları da tarihleridir. Tarihi hafızasını kaybeden milletler de, geleceklerini planlayamazlar. Günlük yaşarlar, 40-50 sene sonrası için vizyonları yoktur. Kısacası, millet olma vasıflarını kaybederler ve sadece o coğrafyanın yaşayan halkı olurlar.
Ortaçağ ise ya da Karanlık Ortaçağ mı demek gerekir bilemiyoruz; ama aslında Ortaçağ, sadece Ortaçağ’dır. Geçmişten aldıklarıyla geleceğe aktardıklarıyla…Güzel anlatımlarla ve çalışmalarla şekillenen kendini sevdiren zor bir insandır Ortaçağ. Ama Ortaçağ çalışmak da bir ayrıcalıktır ve anlatmak da ayrı bir zevktir. Ayrıca çalışıldıkça anlaşılan ve Karanlık kelimesinin yakışmadığı bir alandır. İşte bu güzel alanı öğrencilerine sevdirmiş, hafızalarımızı dinç tutmaya yardımcı olmuş ve de millet olma vasıflarımızı korumayı öğretmiş bir kişidir Prof. Dr. M. Münir ATALAR….. Hem nezaketiyle hem de insanlığıyla…



