Nesini yazayım?



Geçtiğimiz haftaya Gazeteciler Günü ile başladık. 21 Ekim Dünya Gazeteciler Günü ile haftaya başlamamız nedeniyle birçok dostumuz da sağ olsun gerek arayarak, gerekse mesaj atarak bu özel günümüzü kutladı.

Gazetecilik mesleğinde 9 yılı geride bırakıyoruz. Daha gün gibi ama bu mesleğe başlayalı tam 9 yıl olmuş.

Bugüne kadar özellikle bölgemizde yaşanan birçok olaya şahitlik ettik. Yıllar boyu birçok belediye başkanı, bürokrat, yönetici, kaymakam geldi, geçti.

Hepsiyle de yakın mesai içerisinde çalıştık. Bir kamu vazifesi olan gazeteciliği etik ilkeler, sadece hukuki değil vicdani boyutlarını da hesaba katarak yapmak için gayret gösterdik.

Bence bir insan hangi mesleği yaparsa yapsın, öğrenmesi gereken en önemli şey şuydu; eğer paranı kaybedersen çalışır yeniden kazanırsın. Gücünü kaybedersen geri alırsın. Fakat itibarını kaybedersen, her şeyini kaybedersin!

O nedenle insanın kırmızı çizgileri, etik kuralları olmalı. Yaptığınız bir şeyin, kaleme aldığınız bir yazının sadece hukuka uygunluğunu değil, vicdana uygunluğunu da hesaba katarak hareket etmelisiniz.

Kısaca ‘elif’ gibi dimdik durmalı, patika yollarda doğru olmalı, ve dosdoğru yürümelisiniz. Çünkü ‘elif’ olmak aynı zamanda başı çekmektir.

Eğer, ‘elif’ gibi olmaz, kırmızı çizgilerinizle dosdoğru yürümezseniz, fırtına nereye eserse sizi oraya sürükler. Hayatınız da sizi kontrol eden daima başkaları olur.

Şimdi diyorlar ki, 21 Ekim Gazeteciler Günü’ydü. Gazeteciliği yaz.

Nesini yazayım kardeşim?

“Yazdığın haberden değil, yazmadığın haberden para kazanırsın” diye genç gazetecilere öğüt veren sözde gazeteci üstatları mı?

Yoksa köşesine bugün farklı, yarın başka düşünen ‘yazar kasa’ları mı anlatayım?

50 liraya haber yapan adamların hikâyesi reyting yapar mı sizce?

Eline aldığı kalemi, kılıç gibi sallayan… İstediğine batıran gazetecileri mi yazayım?

Dünyanın en değerli mesleği iken nasıl bu kadar değersizleştiğinin maddelerini mi çıkartsam?

Valizler bu kadar doluyken hepsi açık açık konuşulsa mesela… Birileri de çıkıp dese ki, nereye gidiyor kardeşim bu meslek?

Hala gazeteciliği yaz diyorsunuz? Ne yazayım? Sıkmayın canınızı, herkes yolunda mı diyeyim.

En iyisi ben bugün hiç bir şey yazmayayım. Bugün biraz susayım.

************************

Peki, hep suç gazetecilerde mi?

Gazeteci olmak mı suç?

Değil tabi ki…

Bugün gelinen noktada özellikle yerel basının geldiği durum açıkça ortada. Bu gazetelere her şeyden önce okuyucunun sahip çıkması gerekiyor.

Bugün bölgemizde de olmak üzere Türkiye’nin birçok bölgesinde gazeteler kapılarına kilit vuruyor.

Üzülerek söylüyorum ki, okuyucu bir simit parası değerindeki gazetelere sahip çıkmadıkça, bir gün, arada bir de olsa alıp “Ne yazıyor bakalım” bile diyemeyecek.

Çünkü eli gitmeyecek.

Belki ihtiyacı olacak ama haberini bile yazdıramayacak.

 İki tarafta da hal bu iken, 21 Ekim Dünya Gazeteciler Günü benim gözümde hem gazeteler hem de gazeteciler için artık hiçbir anlam ifade etmiyor.