Ne zaman kaldıracaksınız?



Bugün yazacağım birçok cümleyi aslında hepiniz bir şekilde duymuşsunuzdur.

Kişiler değişse de diyaloglar aslında hiç değişmiyor.

Mesela, çevrenizde gördüğünüz birçok kişinin “Ben eleştiriye açık bir insanım” dediğine şahitlik ettiğinize eminim.

Peki, ona karşı bir eleştiri getirdiğinizde verdiği tepkiler nasıldı?

Hemen şu cevap gelir; “İnsanoğluyuz nefis taşıyoruz”

Eyvallah.

Özellikle bizim milletimizde ‘eleştiriye açık olmama’ problemi var.

Birisi, yaptığımız bir işle ilgili bir eleştiri getirdiğinde onu bir türlü sindiremiyoruz. Bırakın başkasının bizi eleştirmesini, özeleştiri yapmaktan korkan insanlar tanıyorum ben…

Korkmayın. Eleştirilere bu kadar kızmayın. Aynı fikri paylaştığınız insanlar size sadece gidecekleri yere kadar eşlik ederler. Ve aslında onlar gidecekleri yere ulaşmaya çalışırken, sizi ‘yok olmaya’ sürüklerler.

O nedenle bir eleştiri var ise onu can kulağıyla dinlemek, irdelemek gerekiyor. Çünkü genellikle eleştirilerde ‘eksik yön’ kullanılır. Bu iyi bir fırsat olarak değerlendirmeli.

Fakat,

Eleştiri yaparken de dikkat edilmeli.

Bizim toplumumuzun ilginç özellikleri var. Birincisi, hatayı başkalarında aramak sanırım bizim milli sporlarımız arasında yer alıyor. “Eleştirmek” ve “Linç etmek” kavramlarını ciddi oranda karıştırıyoruz. Daha doğrusu eleştirmek yerine hoşumuza gitmeyen bir fikir duyduğumuz da hemen linç ediyoruz.

Sadece linç etmekle kalmıyor. Ağır hakaretlerde bulunuyoruz.

Bugün ülkemizde oynanan bir futbol müsabakasında hatalı bir karar verdiği düşünülen hakemlerin arkasından sosyal medyada yazılanlara bir bakar mısınız?

Ya da bir siyasetçi bir fikir paylaştığında karşı görüşten kişilerin yazdıklarına?

Sosyal medyada küfür, hakaret ederek doğruyu bulabileceğimizi düşünüyoruz.

Üzülüyorum ve soruyorum;

Sahi, biz ne zaman bu duruma geldik? Neden geldik?

*******************

Artık medyayı rahat bırakın!

Önüne gelen gazeteciye sallıyor.

Hemen bir medyayı diline dolayıp hedef gösteriyor.

Bugüne kadar birçok meslektaşımız yazdığı haberden dolayı darp edildi. Birçoğu haksız linçlere kurban gitti. Hedef gösterildi. İtibar suikastı ile karşı karşıya kaldı.

Peki, ama neden?

Bir olayın duyulmasını istemeyen kişiler, o olayı duyurmaya cesaret eden gazeteciler üzerinden algı çalışması yürütür.

Hedef gösterir, hain ilan eder, itibar suikasine girişir.

Yapmayın kardeşim, rahat bırakın şu medyayı….

Basın özgürlüğünün olmadığı bir toplumda demokrasiden söz etmek mümkün değildir.

Gazetelerin ve gazetecilerin sürekli hedef gösterildiği bir ortamda toplumsal barış da sağlanamaz.

Basına yönelik saldırılar halkımızın haber alma ve gerçekleri öğrenme hakkına yönelik saldırılardır.

Nokta.