Yeni bir kültür; LİNÇ



Bu bir hafta sonu yazısı… O nedenle öyle süslü kelimelerle, sözcük oyunlarıyla lafı öyle dolandırmak falan istemiyorum.

Bu yazıyı okuyan herkesin Atakan Kayalar ismini duymuş olmalı. Günlerdir o kadar hayatımızın ortasına yerleşti ki, bir fikri olmayan kişiler bile en azından bu ismi bir kere duymuştur diye düşünüyorum.

Atakan Kayalar, sosyal medyada yayınlanan bir video ile tanındı.

Bizim ‘medya’ hemen peşine düştü… Günlerdir manşetlerden düşmüyor.

Her söylediği cümleye ‘olay’ gibi, ‘flaş’ gibi çıkışlarla servisler yapılıyor.

Henüz 10 yaşında. Boyundan büyük laflarla konuşan bir çocuğumuz…

Fakat ben bugün Atakan Kayalar ve onun kurduğu cümlelerden çok bu ülkede artık kültür haline gelen ‘linç’ kampanyalarından bahsetmek istiyorum.

Farkında mısınız?

Her gün farklı mecralarda bir linç kampanyasıyla kişiler yerin dibine sokuluyor.

Eleştirmek elbette ki güzeldir. Eleştirilmek de öyle.

Ama biz özellikle son yıllarda eleştirmek yerine direkt olarak linç girişiminde bulunuyoruz.

Bu süreç nasıl mı gelişiyor?

İlk önce bir insan bulunuyor. Belirli bir sebep gösterilerek nefret duyuluyor. Hemen bir paylaşım yapılıyor. Millette “Aaaa yine olay var. İzleyelim” diye doluşuyor. Sonra olay mahallinde biri topluluğu gaza getiriyor ve herkes bir şekilde bu linç kampanyasına dâhil olmuş oluyor.

İnsanların neredeyse hiçbir şeye tahammülü kalmamış.

Özellikle sosyal medyada o kadar çok kin, nefret ve hakaretle karşılaşıyoruz ki; insan neden ve nasıl bu duruma gelebiliyor hayretle karşılıyorum.

Örnek mi? Hemen vereyim.

CHP’nin Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun bir cümlesini beğenmeyen birisi bu cümleyi alıntı yapıp, altına ağıza alınmayacak hakaretler, büyük kin duygusu barındıran sözcüklerle başlıyor yazmaya…

Ya da tam tersi, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın bir düşüncesini onaylamayan birisi de, aynı oranda sözcüklerle başlıyor yazmaya…

Biz ne zaman; hakaret etmeden, kin duygusu barındırmayan ve sadece fikirlerin yarıştırıldığı bir diyalog şekliyle birbirimizle iletişim kurmayı öğreneceğiz?

Hakaret etmeden, konuşmayı başaramaz mıyız?

Bir insanın fikri hoşumuza gitmiyor diye, illa ona hakaretler mi sıralamamız gerekir?

Eğer bu yazıyı okuyup da bu linç kültürüne, hakaret ve kin diline sahip olan kişiler var ise, lütfen yapmayın!

Atakan Kayalar olayında da aynısını yaptık. Sadece kendisine değil, anne ve babasına kadar öyle nefret dolu ifadeler kullanıldı ki, ben insanlığımdan utandım.

Yapmayın arkadaş!

10 yaşında bir çocuğun yaptığı hareketler bu kadar gözünüze batmasın. Olayı bu kadar ciddiye alıp, büyütmeyin. Elbette ki, fikrinizi söyleyin. Ama “argo” cümlelerle değil.

Annesini kol hareketi ile itti diye, “Sen olmamışsın ……” yorumunda bulunan kişi acaba sen olmuş musun? Hiç bunu kendin için düşündün mü?

Senin gibi yorumlar yapan kişilerin olduğu bir yerde Atakan’ın yaptıkları da sana normal gelmeli. Çünkü o çocuk sosyal medyaya girdiğinde senin gibilerle karşılaşabiliyor. Ve aslında sen o yorumu atarak, o çocuğun yaptığı yanlış davranışlara örnek teşkil ediyorsun.

O yüzden otur oturduğun yerde…

Karşındaki insanı sadece eleştirmek ile yetin.

**********************

Bitiyorum şu ‘havuz medyası’ tabirine!

Burada tek tek kuruluş ismi vermeyeceğim.

Ama hangi medya kuruluşları için bu ifade kullanılıyor diye sorsam, bence hepiniz tek tek sayarsınız.

Neymiş, bu ‘havuz medyası’

Ne yaparlar bunlar?

Hükümetten destek alıp, onların lehine olacak haberler yapıyorlarmış. Aldıkları bu destek nedeniyle de kendilerine ‘havuz medyası’ gibi bir isim icat edilmiş.

Kim tarafından, hükümetin lehine haber yapılması işlerine gelmeyecek kişiler tarafından…

Peki, onların desteklediği medya kuruluşları var mı?

Var!

Peki, onlarda o kesimin ‘havuz medyası’ olmuş olmuyor mu?

Hükümet lehine haber yapan ‘taraflı gazeteci’ oluyor da, muhalefet lehine haber yapıp, hükümet aleyhinde haberlerini servis eden kuruluşlar ‘tarafsız gazeteci’ statüsünde mi oluyor?

Hadi bu soruları kendi kendinize yanıtlayıp, aynanın karşısında gözünüzün içine bakarak tekrar edin.

Ben cevaplarını kendime verdim. O yüzden bitiyorum şu sizin ‘havuz medyası’ anlayışınıza…