Tolstoy’un Sanat Anlayışı



Bu hafta sizlere birçok dünya klasiğine imzasını atmış Rus edebiyatının gözde yazarı Tolstoy’un sanat anlayışından bahsetmek istiyorum. Tabii ki yazıma başlamadan önce Tolstoy’un “Sanat Nedir?” adlı eserinden esinlendiğimi de belirtmek isterim.

Eseri okurken bazı sayfalarda hayretler yaşadığım doğrudur. Şu an popüler kültür haline gelmiş birçok sanat dalına saçmalık gözüyle bakması beni şaşırttı. Sanat hakkında çok keskin ve disiplinli düşünceleriyle hem inanç noktasında nasıl farkını ortaya koyduğunu hem de günümüz sanatçılarına verdiği babacan nasihatleri ile sevimli karakterini kalemine ve anlayışına yansıtmış. Sanatın Avrupalı yüksek sınıfların kilise Hristiyanlığına inançsızlıklarının sonucu, dinsel bilinçten kaynaklanan yüce duyguları yansıtma amacını terk ettiğini, artık sadece belirli bir gruba haz verme amacıyla sanat etkinliklerine yer verilmesinden dolayı sitem ettiğini aktarıyor. Sadece seçilmiş bir gruba haz veren, toplumu kapsamayan ve ahlak temeli olmayan sanatın Avrupa toplumları için yarattığı ahlaksal sorunların yanısıra, sanattaki büyük sapmadan da dert yanıyor. Sanatın kabak tadı verdiğini belirtirken gelecekteki sanatçılara şöyle de bir nasihat veriyor.

“Geleceğin sanatçısı, içe işleyen bir masal ya da şarkı yazmanın, eğlenceli, insanı güldüren bir bilmece, bir nükte ya da bir şaka yazmanın, kuşaklarca insanı ya da milyonlarca çocuğu ve yetişkini kendine hayran bırakacak bir eser yazmanın; varsıl sınıftan bir avuç insanın -bir süreliğine- gönül eğlencesi olacak sonra da unutulup gidecek bir roman, senfoni yazmaktan çok daha önemli, verimli bir iş olduğunu anlayacaktır.”

Yani yazar dillere destan bir türkü, bir şarkı bestelemenin; anlık reyting rekorları kıran, adına müzik denilen ve üç ay sonra unutulacak ticari bir metadan çok daha kıymetli olacağını vurguluyor. Sahi günü birlik alelade yazılmış kitaplara mı; yoksa nesilden nesile aktarılan o güzel masallara yazar olmak mı sizler için daha kıymetli olurdu?