İNCİLİ KAFTAN

“Sadece ben iyi olsun diye uğraştığım için iyiymiş (!) herşey.Ben bir an duraksayınca aslında hiçbir şeyin iyi olmadığını ve benim çabamla bunca zaman yol alır gibi olduğumuzu görmek çok incitti beni.

Artık çabam yok,sadece onların akışında dahilim hayata.İyi olmak zorunda değilmiş herşey!Herşeyin iyi olması sadece benim gayretimle olmuyormuş. Yoruldum,tükendim hocam.” diye anlatırken yüzünden süzülen yaşlar yağmur gibi yağıyordu kucağına.

“Aile bağları zayıf,sevmeyi hiçbiri bilmiyor” cümlesini söyleyişi yüreğime kazındı. Çünkü devamında “insan bilmediği birşeyi başkasına da veremez” diye çok güçlü bir tespit yapmıştı. Vazgeçmişlikten çok olanları farketmişti sadece.Onun hayata bakış açısı ile bahsettiği kişilerinki çok farklıydı. Zaten aynı olmak zorunda da değil,öyle değil mi?

Her ailenin birbirinden farklı bir dinamiği,kültürü var. Bir ailede saygı,hürmet,birliktelik gibi değerler yaşanarak varlığını sürdürürken,başka bir ailede büyüklerin büyük rolünü doğru şekillendirip yaşamamasından kaynaklı aksaklıklar olabilir.Aslında bahsettiği böyle birşeydi tam olarak! Yetiştiği aile ile eşinin ailesi arasında büyük farklar vardı.En büyük fark; duygusal anlamda idi ve onda büyük bir yıkım sebebi olmuştu.Yıllarca kendince mücadele etmiş,çabalamış belli bir düzeye getirdiğine inanmıştı.Fakat son yaşadıkları ile bir arpa boyu yol alamadığını görmüş,heba olan emeklerine ve en çokta kaybettiği zamana üzülüyordu.”?Herşey mümkün olsa ne yapmak isterdin?” dediğimde;

“Zamanı geri almak,böyle bir aileyi asla tanımak istemezdim.Ya da hiç değilse nikâh masasından ‘hayır’ deyip kalmış olmayı isterdim.” dedi.

Elbette zaman geri akmayacak ve en azından bu dünyada herşey mümkün olmayacak.Çünkü burası dünya ve imtihan için buradayız,sefa sürmek için değil! Hz.Adem’in üzerine 39 yıl hüzün,1 yıl sürûr yağmuru yağması gibi…”Hüzünlerim alır gider sevinçlerimi” diyor ya şarkıda!

Hüzün yağmurları,açmış bir kaç sürûr çiçeğinin boynunu bükerek solduracakta olsa, yaşadığımız sürece daha huzurlu ve iyi olabilmek için yapılacaklara odaklanmak gerek.Mevcut şartlar içinde…Seçim iki yoldan ibaret; mevcut şartlardan memnun değilsek o durumu tamamen sonlandırmak ya da devam edeceksek yaşanır hâle getirecek yolları görüp yeni adımlar atmak…

Mevcut şartlarda daha iyi ve huzurlu olmak,kendini yok saymak ve sadece çevreni memnun etmeye uğraşma çabası değildir elbet.Öncelikli olarak içinde bulunulan durumun iyi analiz edilmesi,olayların ana karakterlerini ön yargısız olarak tanımlanması,varmak istediğimiz sonuç ve takip ettiğimiz yol gibi bazı etkenleri netleştirmeliyiz.

Çoğu kadının yazık ki,”tatsızlık olmasın,ne yapalım bu da benim payıma düşen” gibi cümleler kurup, kulluk gücünü kullanmak yerine kendini yok saymasıyla dram hâlini alıyor.Oysa “hiçbir şey hep devam etmez.” Şu dünyada herşey gelip geçicidir. Ne huzur bâkidir,ne mutsuzluk…Ne zenginlik tükenmez,ne de fakirlik son bulmaz diyemeyiz.Herşey geçicidir. Problemlerin de bir raf ömrü vardır elbet.Ancak problemlerin raf ömrünü uzatacak,gündemde kalmasına kapı aralayacak tavırlarımızı revize etmek elimizde.Peki nasıl?

Denenmemiş yollar,farkındalıklar,olmasını istediğimiz hâle gelebilmesi için neye ihtiyacımız olduğunu keşfetmek,keşiflerimize göre yeni davranış modelleri geliştirmek…Örneğin; duygusal anlamda eşinin ailesi ile arasında beklediği ve arzu ettiği gibi samimi bir bağ oluşmadığı için hayata kahreden gence dönelim;

“İnsan bilmediği ve kendisinde var olmayanı veremez” deyip iyi bir tespit yapmıştı. Bu tespit aslında kapının aralandığı yer! Madem daha donuk,resmî ve mesafeli bir aile tipi ile tanışıyor,önce olduğu gibi kabul edebilir mi bunu sormalı. Sonrasında da kendi çabalarını gözden geçirmeli. Gönül yorgunluğu olacak,karşılık bulamamış,muhabbetin artmasına vesile olmamış herşeyi bir kenara bırakıp o ailenin döngüsünü keşfetmekle başlamalı.Sevgi ifadeleri,iletişim becerileri nasıl işliyor sorularını yanıtlamalı. Bazı ilişkiler yüzeyseldir,böyle tercih edilmiştir ya da zaman içinde böyle şekillenmiştir.Bazı ilişkiler samimi ve derindir,duygular önceliklidir.Her ilişkide dinamik farklıdır. Aynı insan bazı gruplar içinde daha rahat,samimi,içten davranırken bazı gruplarda daha resmî,yüzeysel ve soğuktur.Aynı kişinin farklı tavır ve duyguları,etkileşimde bulunduğu gruplarla ilintilidir.

Hayat her rolü yaşatarak öğretir insana…Evli çiftler birbirinin ailesine,anne/baba saygısı ile yaklaşır,aile büyükleri geline/damada evlât deyip kucak açarsa aileler genişler,dünyada cennet bahçesinde yaşanır tabiri caizse. Tam tersi senin ailen/benim ailem kavgaları,gelin/damat deyip dış kapının mandalı muamelesi yapmak aileleri böler,bitirir,eritir.Herkes tercihini yaşar.

Bazen konulduğunuz yeri görmek işimizi kolaylaştırır. Bunu gördüğünüzde üzülüp kendinizi heba etmek yerine,sadece bir adım geri çekilip saygı çerçevesinde bir düzeyde ilişkiyi yapılandırmak daha faydalı olacaktır.

Zarifoğlu diyor ya;

“Kıymet bilen insanlara zaafım var. Onlar incili kaftan,gerisi yamalı fistan…” Kaftanınızın incisi bol olsun cânım dostlar ki, kaftanı bol incililere denk gelesiniz vesselâm…

Bâki hürmet ve dua ile kıymetli dostlar…