Aman dikkat!
Fransa’da 1 hafta önce, Paris’in Nanterre banliyösünde polisin trafik kontrolü sırasında dur ihtarına uymadığı gerekçesiyle bir otomobilin direksiyonunda göğsünden yakın mesafeden vurarak öldürdüğü 17 yaşındaki Nahel M’nin öldürülmesinin ardından Fransa’nın dört bir yanındaki şehirler ve Başkent Paris’teki olaylar herkesi şapkasına önüne koyup bir kez daha düşünmesi gerektiğini ortaya koydu. Benzer olayları çağrıştıran hadiselere de ülkemizde hatta bölgemizde tanık oluyoruz. Özellikle ülkemizde kendilerini sağ konumda görenler Fransa’daki olayları kullanarak göç karşıtlığını dile getirmeye çoktan başladı bile. Önceki gün Dilovası’nda yaşanan nahoş bir olay ve sonrasında Suriyelileri hedef alan gösterilerin izleri henüz silinmeden bu kez de Darıca sahilinde olduğu iddia edilen Suriyelilerin ilçedeki vatandaşları rahatsız ettiklerine dair şikayetlerin artması acaba Fransa’daki gibi bir elin Türkiye’yi de karıştırmak mı istiyor? Sorularını ister istemez akıllara getiriyor. Özellikle Zafer Partisi genel başkanı Ümit Özdağ ve İyi Parti Kocaeli milletvekili Lütfü Türkkan’ın ‘Daha önce uyarmıştık’ şeklindeki sosyal medya paylaşımları gündemdeki yerlerini alırken, bu isimlere Darıca Belediyesi’nin CHP’li meclis üyesi Özkan Sarıtoprak’da eklendi. Her üç isimde Gebze, Darıca, Dilovası ve Çayırova ekseninde şehirleri ve şehirlerde yaşayan insanları kutuplaşmaya teşvik eden paylaşımları ile adeta bu yangına körükle gitmeyi tercih ediyorlar. Neyseki, Kocaeli Valisi Serdar Yavuz başta olmak üzere valilikler durumun ciddiyeti ile anında reaksiyon göstermeye başladılar.
Eğer hala akıllarından Fransa’da yaşanan olayların ya da Gezi Parkı benzeri olayların bir benzerini Türkiye’nin yeni yüzyılına yelken açtığı bu dönemde tezgahlama hesapları geçiren varsa bu yanlışa düşmesinler. Bu ülke Fransa’ya benzemez. Ne o ülkenin lideri gibi korkak ve sünepe bir lideri vardır, ne de o bu tür olaylara pabuç bırakacak bir yönetim anlayışı vardır…
Kimse şunu aklından geçirmezin; Bu ülke Türkiye’yi yolundan döndürmek isteyen, olmayacak duaya amin diyenlerin yol geçen hanı olmayacaktır. Bu ülke, ‘mesele bir ağaç değil, sen hala anlamadın mı’ diyerek ortalığı savaş alanına çevirenlerin, polis otolarını yakanların, esnafın vitrinlerini kırıp dökenlerin, banka ATM’lerini yakıp yıkanların , Gezi Parkı defterini yeniden açmak isteyenlerin cirit attığı bir ülke değildir…
Bugün Mudanya’da, Dilovası’nda veya ülkenin bir başka yerinde mülteciler üzerinden eylem ve kargaşa planlayanlar ve onların sosyal medya şakşakçıları akıllarını başlarına devşirsinler. Evet, Türkiye’de bir geçici sığınmacı sıkıntısı evvelden beri vardır. Hükümet bu insanların yaşadığı topraklara geri döndürülmesi için bir projeyi de hayat geçirmiş durumdadır. Orada bu insanların yaşaması için ciddi bir çalışmayı da sürdürüyor.
Kim ne derse desin, göç sorunu bir insanlık sorunudur. Onca sığınmacıyı lastik botlar içerisinde geri iterek topraklarına kabul etmedikleri gibi onca masum insanın da ölümüne sebep olan ülkeler elbette bu sorunu bilemez. Yaşam haklarını başka milletlerde aramak zorunda kalanların dertleri ile dertlenemezler…
Bugün varlıklarına bile tahammül edemediğimiz Suriyeli sığınmacılar bu topraklarda yaşıyorlar. Tıpkı bir zamanlar Jivkov’un zulmünden ülkelerini terk etmek sorunda kalan Bulgaristan’da ki soydaşlarımızın yaşadığı gibi. Bosna Hersek, Abhazya, Filistin ve Iraklı Türkmenlerin yaşadıkları gibi. Bu ülke onlara savaş ve zulüm zamanında kucak açmış, sınırlarını açmış ve Türkün hoşgörüsü ve mazlumun hamiliği ile onları topraklarına kabul etmiştir. Bu ülkede topraklarımıza kabul ettiğimiz sığınmacıların yarattığı adlı olaylar, işledikleri suçlar vardır. Tıpkı bizim vatandaşlarımızın da işledikleri suçlar gibi.
Ama “bizimkiler yapınca doğru, onlar yapınca yanlış’ olmamalı !
Bugün bu topraklardaki sığınmacılara isnat edilen suçlamaların en büyük sebebi, bu insanların bu topraklara sığınmış olmalarıdır.
Ülkelerinden hangi şartlarda kopup gelmişler, can kaygısı ne demektir, nelerini orada bırakmak zorunda kalmışlar kimse bilmez. Varsa yoksa ‘ Neden bu topraklara geldiler?’ ‘Neden bizim ülkemizde yaşıyorlar’…
Bugün bizim gençlerin iş beğenmediği, çalışma yerine işsizlik ödeneği ile geçinmek için taklalar attığı, çalışmamak için bin dereden su getirdiği bu ortamda bu insanlar sanayi bölgelerinin en önemli iş gücü olarak öne çıkmakta. Bugün bu insanları atölyelerinde, işletmelerinde, tezgahlarında çalıştıran işverenlerin bu insanların çalışmalarından şikayetçi olduklarını işitmedim.
Suriyeli olsun başka ülke vatandaşı olsun bu sığınmacı topluluklara takındığımız bu ön yargıdan kurtulmamız lazım. Bizim aydın geçinen zübükler “ Bu ülkenin gençleri Kurtuluş savaşında savaştı, vatanı kurtardı, gitsin onlar da savaşsınlar’ diyecek kadar beyinsiz olabiliyorlar. Bunu söyleyen, bu tesbiti yapan kafalar savaşı kucaklarında bulmuş, silahsız, düzensiz bir topluluk bu zamanda ağır silahlara karşı nasıl savaşır onu da söyleseler bari…