MUTASYON

“Kırk yıl hatrı olan kahve” mutasyona uğrayıp “gıybet time” mezesi oldu yazık ki!
Söylemler değiştikçe,ilişkiler de farklılaştı zaman içinde!
40 yıl hatrı vardı tabi kahvenin…
Dostun sıkıntısına sabrı telkin ederken,göz yaşına mendil uzatırken,yorgun başını dayayabileceği güvenli omuz olurken,mutluluğuna can-ı gönülden inanıp sevinirken en yakın şahidi olmasından mütevellit…O kahve dumanı,o kahve kokusu usulca içine hapsediyor sanki tüm sıkıntıları. Bazı kahveler başka güzeldir, mideye dokunmaz, nasıl iyi geldi dedirtir … Tek sebebi samimi bir niyetle ve besmele ile pişmesidir.

İyi de böyle bir misyonun ardından kokuşmuş bir günahın,gıybetin nasıl vazgeçilmezi oldu ki! Derdine sabrı tavsiye edecek,kulluk gücünü kullanmaya teşvik edecek aklı selim dostun tükenmesi olsa gerek sebebi…Karşılıklı olarak kalbin karanlık yanlarını temizlemek yerine,ortaya kusmakla başladı hikâye. Anlatılanı unutup hayatına devam eden,mezara kadar saklamayı bilen dost yoktu galiba.Kıskançlık sebebi olan ya da hoşgörü yerine etiketlemeyi tercih eden yanlarını birbirlerine anlatıp,aralarında muhabbet var zannettiler sanırım. Biri duyarsa mahcup edecek fikirlere birbirini şahit tutmanın karanlık ittifakı idi artık aralarındaki ! Dostluk ya unutulmuş ya da hiç öğrenilmemişti.

Sadece kahve değil elbet mutasyona uğrayan!
Anne/evlât ilişkileri,eşler arası muhabbet,büyük/küçük dengesi garip bir hâl aldı. Evlenince ailesi ile bağı zayıflayanlar,erkekliğin kavvamlığını idrak etmemiş aile reisleri(!), kadın olmayı öğrenemeden anneliğe soyunanlar, saygı göstermeyi bilmeyen patron kıvamında çocuklar diye uzayan bir listenin yanında,
her rolünün hakkını verip dolu dolu yaşayanlar da var elbette!
Bazı seminerlerde “sabah kahvaltı hazırlamak özel birşey değil.zaten evde var olanı masaya koyuyoruz.” derken,bunu basit algılansın diye anlatmıyorum. Hayatı paylaşmaksa evlilik , erkek getirince kadın da hazırlıyor ve bu ortaklık oluyor. Markete,pazara giden,temin eden evin erkeği,hazırlayan hanımı…Adil bir iş bölümü değil mi?Ve biz hanımlar kahvaltı hazırlayınca ya da akşam yemeğimiz erkenden piştiyse iyi hissediyoruz kendimizi. Tüm yoğunluğumun içinde buna özen gösteren yani annelik ve ev hanımı olma rolümü atlamayan bir kadınım Elhamdülillah. Çünkü öyle bir annenin kızıyım şükür. Annesinden günlerce haber almayanlar olduğu gibi,günlük plânlarını paylaşanlar da var annemle benim gibi…
Tüm günümün dolu olduğu o gün,tam işimin bitişi (seanslar/seminer sonlanınca) ile telefonum çaldı;
“Yavrum…İşin bitti diye aradım. Yemeğin var mı bilemiyorum ama yoğunluğunu bildiğimden bugün ya da yarın işini kolaylaştırır diye düşündüm;seversiniz…..hazırladım.Sen geçerken alıver,pişirirsin” dedi kalbim annem.
Nasıl da biliyor sultanım zorun içinde kolaylık olmayı da,zorluktan sonra gelen kolaylık olmayı da…Tabağıma koyduğumda ruhumun doyduğunu hissettim âdeta her zaman olduğu gibi.Çocuklarımın da dediği gibi “anneanne eli lezzeti diye bir gerçek var bu dünyada,çünkü bizi çok seviyor”.”Allah cennet nimetleri ikram etsin sana da annem” diye dua ettim.Ne zaman ihtiyaç hissetsem hep yanımda oldu desem, yanlış olur.Neden mi? İhtiyacım olmasını beklemeden yetişti hep çünkü,beni benden iyi bildi, çünkü annelik “Rahim” sıfatının kadında ışıldamasıdır. Kalbimden geçeni hissediyor oluşu çok muazzam değil mi? Şimdi aynı şekilde benim de çocuklarımı böyle hissediyor olmam? Anneliğin ikram edildiği her kadın gibi…
Aslında yemek işi elbette hallolur,en olmadı ne yesek deyince “internet sağolsun” der bir sipariş verilir.
Mevzu düşünmek azizim,kolaylaştırmak,varlığını hissettirmek,değer verdiğine nefes aldırmak ve “senin için” demek…Samimi,yürekten…Annelik dünyada en karşılıksız saf sevgidir ve bir annenin sevmeyi bilmesi ile yetişir sevgi çiçekleri…
Ya şimdilerde “biz annemle birşey paylaşamıyoruz(?)” modasına ne demeli?Nasıl geldi bu hâle dersiniz?Anne sevmekten mi aciz,evlât saymaktan mı?
Sevginin mıknatıs gibi çeken bir yanı vardır.Nasıl olur da anne evlât iki ters kutup gibi iter birbirini?Nasıl itmeye kıyabilir ? Neyi kaybettik ki,dünyada iken anne/evlât böyle hasret birbirine? Birbirinden uzak?

Başkalaşım geçiren bir dünyada, temiz duyguları muhafaza ederek yaşamaya çalışmak yoruyor.Oysa basitti kural; rolün ne olursa olsun “sev,değer ver,saygılı ol”…
Aşkından öldüğün kadına değer vermek,dolu dizgin sevmek ve saygı sınırını muhafaza ederek etkileşimde olmak doğal olan değil mi? Bunları başaran erkeğe niye hayran oluyoruz ki! Yapması gereken bu değil mi zaten? Emanet bilinci böyle birşey değil mi?

Peki ya kadının ince,nahif hallerine “prenses” etiketini niye yapıştırıyoruz ki? Kadın zaten “latif” ve “rahim” sıfatlarının en bariz ışıldadığı adres değil mi?Ya evliliğinde erkekten çok erkek gibi(!) herşeyi sırtlanan ve o yükün altında ezilip tükenen kadınlar neden var?

Büyük/küçük dengesizliği konusu var bir de! Yaş alınca anne/babalar bilmez mi birşey? Tecrübe denilen şey yaş aldıkça kazanılmıyor muydu? Evlendikten sonra misafir muamelesi gören evlâtlar ne kadar garipse,birşey bilmeyen(!),ayak bağı muamelesi gören büyüklerin Türk/İslâm toplumunda var olması da garip! “Büyük olmak; yılları yutmak” gibi bir tabir kullanıyor ya şair…Tam da öyle! Yaş aldıkça kazanılan tecrübe, gence yol göstermeli. Ebeveyn hayatta ise, isterse evlât elli yaşında olsun,o tecrübe yoluna ışık olur,olmalı. Fakat bazı danışanlarım üzerinden edindiğim tecrübeler gösteriyor ki; ebeveynin büyük olarak, yapıcı/yol gösterici davranmayıp,yeri geldiğinde büyük otoritesini kullanarak sınır çizmemesi evliliklerin olumsuz yönde etkilenmesine sebep oluyor. “Biz yaşlandık, bilemeyiz” diye cümle yok aslında. Saygı,edep ve haddini bilmek her dönemde aynıdır,aynı olmalıdır,değişmez değerdir.Bu bağlamda anne/baba; kardeş ilişkilerinde çocukluk yıllarında nasıl adalete ve tarafsızlığa dikkat ederek,çözüme ve birbirine merhametli olmaya özen gösterdiyse,yetişkinlik döneminde ve aileye eklenen gelin ve damatla da aynı adil ve samimi uyumu yakalamalıdır. Büyük olmak,saygınlıktır ve saygınlığa vesile olacak tutumun yaşayan örneğidir.

İster takva ehli bir mü’min olun,ister ateist…
İster gelenekselci,ister entelektüel…
İster yeni kuşak olun,ister eski…
Değil mi ki insan olarak varız şu dünyada, saygı ve had sınırını bilmek hepsinde elzemdir…
Zaman içinde herşey değişir elbet.Ancak insan olarak gönderildiğimiz dünyada, marifet “insan kalmak” ve “biz insanı en güzel şekilde yarattık” ayetinin tecellisi olarak yaşamaya çalışmak …

Hayra,güzele doğru değişip gelişen hayırlı kullardan,güzel insanlardan olabilmek duası ile kıymetli dostlar…
Baki hürmet ve dua ile…