GÖNÜL MERCEĞİ

Aynı ortamda,aynı olaya şahit olsanız da gönül kabınız kadarını algılayıp,o olayın verdiği duygudan kalbiniz kadar pay alıyorsunuz.Nasıl mı? Örneğin birini çok mutlu eden bir olay yaşanırken, siz de oradasınız. Olayın öznesinin yanında olup mutluluğunu paylaşmak,elini tutmak,tebrik etmek ve kalbinden yüzüne sirayet eden o pırıltılı gülümsemeye ortak olmak varken…Hasedin gölgesinde kalıp, eksik bulmaya çalışmak,tebrik edememek,samimi gülüşlerin yanına yakışmayan yapmacık dudak kıvrımı…Ya da tam tersi; çok üzgünken muhatabımız, o acının hafifleyebilmesi adına susup dinlemek,elini tutmak varken, gereksiz sorularla merakı tatmin etmeye uğraşmak ne kadar da insanlık dışı!Duygu paylaşımının da bir zarafeti var elbet!

Pek çok insan tanıyorum kısa sürede hamdolsun. Bununla birlikte çok derinlere inmeden tanımalı diyor bir yanım. Tanıdıkça büyüsü bozuluyor sanki. “İnsanlar kötüydü,kitaplara sığındım” diyor ya Cemil Meriç, gördüğünüz gibi olmadığını keşfedecek kadar içli dışlı olmamalı mı dersiniz?

İnsan samimiyete vurgundur oysa.Yalnızlık fıtratımıza uygun değil! Fakat yüzdeki maskeler birbir indikçe, karşımızdakinin makyajı silindikçe, yalın kalan siluet ne kadar memnun ediyor? Mutluluğumuza bizim kadar sevinemeyen, o mutluluğun ve güzelliğin arasında kusur bulup gündem etmeye çalışan insan dost olabilir mi? Aynı durumdan biri memnuniyetle bahsederken, diğeri nasıl olur da mutsuz olabilir? Olay aynı,tepki ve duygular farklı olduğuna göre tek açıklama olabilir;
herkes gönül kabının nasibi ile davranıyor. Yani kalbinizin yansıması davranışlarınızdır. Peki kalbi Allah ile barışık ve meşgul olmayanın, kalbi rakik, davranışı nazik olabilir mi? Ya dilinden Allah’ı düşürmeyenin, nobran tavırlarının bir açıklaması olabilir mi ?

Göz zahiri görür,fakat gönlün gördüğü bambaşkadır. Gönül güzeli,iyiyi,hayrı görürse tavır samimi olur. “Gönül gözü görmeyen, can gözünü neylesin?” dizeleri düşüyor yüreğime. Bakmak ve görmek… Göz bakar,gönül görür diyebiliriz o hâlde.

Genç kadın; “Ne zarif bir tavır” dedi güzel bir tebessümle. Karşısındaki görüntü yüreğinin yansımasıydı belki de kimbilir! Yaşlı kadın geldi sert adımlarla; “Ne saçma,beğenmedim bu yapılanı!” dedi.Aynı olaya verilen iki tepkinin taban tabana zıt olması şaşırtıcı gelmişti sessizce oturan diğer kadına. “Nasıl bu kadar farklı olabilir ki yorumlar?” dedi kendi kendine. Sonra acı acı gülümsedi; “herkes kendince,kalbince anlam veriyor elbet” dedi.

İnsanları,duyguları ve en önemlisi yüreğinizi tanıdıkça,şifrelerini çözdükçe kimseyi garipsememeyi öğreniyoruz aslında. “Bu onun bakış açısı,onun kalbinin yansıması” deyip geçiyoruz usulca. “Ne sen ben olabilirsin,ne de ben sen…” Bekleyemeyiz de herkesin aynı incelikle ya da aynı vizyondan hayatı anlamlandırmasını. Fakat, iman ehli için durum farklı…

Din güzel ahlâktır.

Kişi,kendisi için istediğini mümin kardeşi için de istemedikçe gerçekten iman etmiş olmaz.

Müminin kendini ilgilendirmeyen şeyi terketmesi imanının güzelliğindendir.

Hadisleri başta olmak üzere, ahlâkî bir zemine oturtulmuş dinin müntesipleri kaba,hoyrat ya da hased içeren duyguların barındığı bir tavrı benimseyemez, benimsememeli…

Yıllar akıp giderken olduğumuz yerde sayıyorsa kalbimiz,tavrımız ziyandayız demektir.Zira “iki günü birbirine denk olan ziyandadır” buyuruyor İki Cihan Güneşi Efendimiz (S.A.V)… Geçen yıllar,tanıdığımız insanlar,karşılaştığımız olaylar,imtihanlarımız bize birşey öğretmiyor mu? Öğrendiğimizi hayatımıza katmıyor muyuz? Tüm dünya ileri akarken,stabil kalmak gerilemektir.

Velhâsılı; toprağa olgun bir meyve gibi düşmek ya da ham vaziyette ziyan olmak tercih meselesi cânım dostlar. İyi göremeyen göze gözlük alıp çare bulmaya çalışıyoruz da, iyi hissetmeyen kalbe neden çare derdine düşmüyoruz dersiniz?
Gönül merceği net olanın, iki dünyası abad olur.
Kalbimizi elimize alıp gezdirecek kadar güçlü bir iman ve ahlâkla süslememiz için, bizi sensiz bırakma Allah’ım…(Amin)