ÇABA …

“Bazen göre göre gelir imtihan” dedi. Deniz mavisi gözleri, balıkçıların denizden korktuğu o fırtına öncesi hâli anımsatıyordu.
Kırgın,yorgun ve umutsuz ifadesiyle camın önüne yürüdü.

“Geçen yılların ardından pişmanlıkla bakıyorum şimdi. İnsan iyi niyetinden vurulmamalı, bu hainlik olmaz mı?”
O anlatıyor ben sessizce dinliyordum. Ama ilk defa umutsuzluğunu farketmiş olmanın hüznünü iliklerime kadar hissediyordum. Zaman içinde kocaman bir gayretin tabiri caizse asit gibi keskin huylarla eritilmesinin en yakın şahidiydim. “Gayretine hayranım” derdi eşi ona.Oysa şimdi sanki hayatında ne böyle bir evlilik, ne de böyle bir adam yokmuş gibi yaşıyordu. “Yapma,bak ben de aciz bir kulum, biter bu gayret” deyişlerinin bir tehdit değil,kendini iyi tanımak olduğunu ben çok iyi biliyordum ama yazık ki hayat arkadaşı (!) farkedememişti.

Artık durduğu yerdeydi tam olarak. Ne ileri ne geri, ne iyi ne kötü yoktu bir adımı. Nefrette etmiyordu, seviyorum da diyemiyordu. Bu kadar nötr olması garipti. Yapılabilecek herşeyi kendince yapmış, fakat yıllar içinde tüm yeniden toparlama gayreti öylesine erimişti ki! Şimdi bu dağınıklık gözüne batmıyor,umursamıyor ya da öyle görünmeye çalışıyordu.

“Şimdi ne olacak dersin?” dedi bana dönerek. Şaşkın bir bakışla bilmem der gibi baktım. “Senin yüzündeki bu ifade benim kalbimin hissettiğine çok benziyor. O da bilmiyor. Yitip giden yıllara vahh deyip hüznün dibine vurası var nefsimin.Ancak ben biliyorum ki, her imtihanın bir süresi var ve bende artık süre doldu ki, yaşanılan hiçbir şeye kalbim eşlik etmiyor. Evet bitti ama kulca nasıl çıkılır içinden görebilmek için sakince ve suskunca bekliyorum”

Evet çok haklıydı. Çünkü sessiz kalışı hiç ona ait bir tavır değildi. Zaman zaman neşeli,zaman zaman geveze ama hep hayat dolu bir bakışı olan kadının ölgün bakışlarını görmek ürkütücü geliyordu.

“Kimbilir, belki de Şems Hz.nin dediği gibi hayatımın altı üstünden iyidir.Denemeden bilemem değil mi?” derken gözlerindeki yalnızlığı görmüştüm. Oysa çok geniş bir çevresi vardı. Bu yalnızlığa sitem eşlik ediyordu. Yıllar akıp gitmişti ve tüm çabasına değmemişti. Şimdi artik olgunluk yaşında elini tutacak, birlikte yürüyecek bir yoldaş lâzımken yanındakinin yoldaş olmadığını görmenin sancısını çekiyordu.

Geçecekti elbet bu da… Ama kırıp geçecekti ama yıkıp geçecekti. “Geçmesine izin vermeye karar verdim, geçsin ki artık yaranın iyileşmesi için adım atabileyim”

Hayran olduğum kadın konuşuyordu işte. Tam onun cümleleri idi bunlar. Geçecek ve yeniden başlayacağım dediği çok şeyi başarmıştı. Önemli olan yıkılan yere vahlanmak değil, yıkıntıları kenara itip yeniden imar etmekti.

“Başaracağına inanıyorum Allah’ın izniyle. Yanındayım” dedim sımsıkı sarıldık. Omzuma sıcacık göz yaşları akıyordu. Artık ok yaydan çıkmıştı. O yaşlar ve bu kucaklaşma sonun başlangıcı, yeniden başlamanın ilk adamıydı.

……

Farklı hayatların farklı hikâyelerine şahit oluyorum sessizce. Kimsenin sancısı kimseye benzemiyor. Ama her birinin tek ortak noktası var ; yeni bir adım ve daha iyisi nasıl olur gayreti… Önemli olan “keşke” dememek…Hem bu dünyada hem de hesap gününde. Hangi pozisyonda olursak olalım, toplumsal rolümüz ne olursa olsun üzerimize düşenin en iyisini yapma konusunda sonuna kadar vazgeçmemek…
Sonrası teslimiyet ve hayrı dileme vakti.

Vazgeçtiğiniz yer tükendiğiniz yerdir. Kul bu aciz elbet, vazgeçebilir elbet. Ama vazgeçmek gerçekten çabaladıktan sonra olmalı. Denenmemiş yol, atılmamış adım kalmamalı. Hatta bazen vazgeçmek iyi bir seçim olabilir. Hayat yolculuğumuz uçurtma uçurmak gibidir. Elinizde sımsıkı tutar, ipi gerektiğinde esnetmezseniz elleriniz kesilir. Bırakırsanız uçup gider. Ne sımsıkı tutmak, ne de bırakmak… Esneterek zaman zaman bulutlara yükselişine izin vermek, zaman zaman da ipini toparlayarak düşmesine engel olmak gerekir.

Ey Hayatın,ölümün ve herşeyin tek sahibi ! Ne senden uzaklaşacak kadar yükselt nefsimizi…Ne de isyana sürükleyecek kadar dibe vurmasına izin verme.Sana sığınanları muhafaza ettiğin gibi bizleri de muhafaza eyle ( Amin)