Maddenin Ruhu…
Geçenlerde bir şey takıldı aklıma. Neden dedim neden bu eksiklik bizlerde. Neleri kaybettik ve neleri koyduk kaybettiklerimizin yerine.
Keşke demiştim, evdeki tüm anneler yemek yaparken, kafedeki kahveci, çarşıdaki dondurmacı, pazardaki patatesci, kasaptaki et doğrayan kişi, fabrikada çikolata yapan abla ve bebelere süt gönderen teyzeler her ürettiklerine bir besmele çekseler de bir fatiha, bir Ayetel Kürsi okusalar. Bu durum iki üç gün dolandı zihnimde.
Sonra mı?
Sonra ne güzel olur dedim.
Belki daha az hata yaparız, kalbimizin ritmi daha güzel atar. Hücrelerimiz daha taze, yüzlerimiz daha ışıltılı olur.
Neden mi?
Her yaratılan canlı, her varlığın ruhu var çünkü…Tıpkı bizler gibi….
Yaşıyor aslında her şey. Veb her yaratılanda bizden bir parça var.
Herşey herşeyle ilgili, herşey herşeye muhtaç…
Söylediğim sadece bir örnek.
Asıl maksat temiz kalmak, temiz nesiller yetiştirmek.
Temiz ruhlarla göçmek…
Temiz bir dünya bırakmak…
Yediklerimiz, duyduklarımız, gördüklerimiz kirli dostlar. Doğal olarak da yüreklerimiz de. Kendi ellerimizle kirlettik şehirlerimizi. Oysa şehir Medine kökünden gelen ‘medeniyet’ demekti. İlim, irfan demekti. Gelişim, değişim, yerinde saymamak demekti.
Önceki hallerimiz çok hoşuma gidiyor biliyor musunuz?
Sadaka taşları mesela, herkesin gizli yardım yaptığı, alanla verenin birbirini tanımadığı ve herkesin ihtiyacı kadar aldığı…
Dükkanları yanyana olup da henüz kardeşim siftah yapamadı, ondan alın ürününüzü cümleleri.
Büyüklere edepten önlerinden yürümeyen gençler ve kapıdan çıkarken geride kalanlara edepsizlik olmasın diye arkasını dönmeyen, gönlü bu dünyadan daha geniş yürekliler…
Herhangi bir esnafın yalanı, hilesi vs. olduğunda ayakkabısının çatısına atılması ve ‘pabucu dama atılmak’ deyiminin asıl maksadı…
Daha niceleri…
Yaşamak gerçekten incelik istiyor dostlar…O zaman tadına varıyor insan.
Hep derim ya şiir gibi yaşamalı insan diye. Şiir gibi işte…
Hürmet canlar; yaratılan herşeye hürmet gerek. Yediğin nimete, giydiğin elbiseye, oturduğun koltuğa, bindiğin arabaya, saksıdaki çiçeğe, baktığın aynaya verilen bedenine hürmet…
Bir yazar ablamız çayını son damlasına kadar içerdi ve ben hayretle bakardım ona. Farketmiş olacak, öyle bir cümle kurdu ki unutmam mümkün değil…
‘Son damlasına kadar bitir ki sana hücre olsun, insan olsun yoksa çöp olup gidecek.’ Vurgusu insanaydı. İnsan çok değerliydi, herşey ona hizmet ederdi. Ve bir bardak çayın insandan bir parçaya dönüşmesi çay için ne muhteşemdi.
Demem o ki dostlar, herşeyin ruhu var ve bizimle birlikte yaşayan her nimeti temiz tutalım. İnsan olarak da bizlerde kirlenmeyelim.
Ayaklarımızı, gözlerimizi, kulaklarımızı ellerimizi, dillerimizi ve kalbimizi temiz tutalım. Sofradaki aşımızı, sohbetimizi, öfkemizi temiz tutalım. Hatta neşemizi de temiz tutalım…
Var mısınız? Haydi niyete.
‘Ya Rabbi, niyet ettim senin rızan için evimi, bedenimi, ruhumu ve kalbimi temiz tutmaya…’
Geleceğe temiz bir dünya için…
Baki muhabbetlerimle…