ASTİGMAT

Nefs astigmattır. Bulanıklığı tedavinin tek yöntemi,iman gözlüğünü takmaktan geçer.

Annesi ya da babası sebebiyle çocukluğunu mutlu geçirememiş hayat hikâyelerinin kahramanlarını dinliyorum zaman zaman;
“Çocuk olamadım ben.Annem/babam huysuzdu.Şimdi onları görmek istemiyorum.”

Ya da eşinden memnun olmayan fakat boşanmaya da cesaret edemeyen manen tükenmiş kadınların benzer cümleleri;
“Saçımı süpürge ettim de,kimse kıymet bilmedi.”

Evlâdına sevgi ve eğitim i yerine, hizmet edip pasifize eden,sonra da ortaya çıkan manzara karşısında;
“Ben bunu haketmedim” serzenişleri…

Komşusunun üzerine halıyı paldır küldür silkeleyen, gürültüsü ile taciz eden, tipini sevmedim deyip selâm vermeyenler…
Akrabanın akrep olduğuna inanıp yalnızlaşanlar, ticaretinde helâl değil zenginlik derdi olanlar, “bir kere geldik şu dünyaya” diye nefsin körlüğünde dünyayı berbat edip ahireti de ziyan ettiğini görmüyorsa astigmattır .

İman gözlüğü , astigmat olmanın tüm bulanıklığını alıp gönlü ve gözü netleştirince, baktığımız her olayın ardındaki büyük fotoğrafı görmeyi başarıyoruz.
Anne/baba sebebiyle çocukluğunu yaşayamadığını söyleyenler doğru gözlüğü takınca ;
“Rabbin hoşnutluğu, anne-babanın hoşnutluğundadır. Rabbin öfkesi de anne-babanın öfkesindedir.” (Tirmizî, Birr, 3.)
hadisini farkediyor. Yani karşımdakinin muamelesi değil önemli olan, senin kim olduğun ve neyi neden yaptığın! Hesap günü “ebeveynin huysuzmuş zaten!senin kabalığın normal!” mi denilecek? Yoksa herkes üzerine düşen kısmın hesabı ile mi yüzleşecek? Anne/ baba nobranlığın hesabı ve sonucu ile yüzleşirken, evlât herşeye rağmen “yalnız senin rızan için tüm gücümle gayret ettim Allah’ım” diyebiliyorsa önemli olan budur tam da!

Kimse süpürge saçlı bir sevgili,eş istemez elbet.Fakat eşinin gözüne girmek için tüm ömrü heba etmek değildir amaç. Ne peki?
“Kocası kendisinden râzı olarak vefat eden kadın, Cennet’e gider.” (Tirmizî, Radâ, 10; Ayrıca bkz. İbn-i Mâce, Nikâh, 4) hadisine muhatap olmak ve şahısın mutluluğuna değil sonucundaki müjdeye kavuşma odaklı yaşayabilmek…

Evlât, peygamber imtihandır. Kıymetinin yanında, nefs ve şeytana alet olmaya da sebep olabilecek ince bir noktadır. Ancak iman cevheri ile evlât anlam kazanır. “Evlad kokusu, cennet kokusudur. Evlad dünyada nur, ahirette sürurdur.” buyurulmuştur. (Câmiü’s-Sağîr, 2/2285)
Fakat evlâda Allah’ın emaneti şuuru ile bakıp haramlardan muhafaza edebilmek için iman gözlüğünü nefse takmak elzemdir.Yoksa hemen önündeki dünya görüntüsünün renklerine kapılır da -Allah muhafaza- ardındaki alevin yakıcığını göremez.

Komşu öylesine biri olamaz, olmamalı derken, kendi nefs aynamdaki acizliği izliyorum aslında!
“Cebrâil bana komşuya iyilik etmeyi tavsiye edip durdu. Neredeyse komşuyu komşuya mirasçı kılacak sandım.” (Buhârî, Edeb 28; Müslim, Birr 140-141) hadisini anımsayınca, komşunun hayatımızdaki o özel yerini imara muhtaç olduğumuzu farkedebiliyor muyuz meselâ?

Akrabadan akrep misali kaçanlara,pandemi iyi bir kılıf sunmuş oldu âdeta. Oysa;
“Sıla-i rahim, Rahman’dan bir bağdır. Koruyanı saâdete, koparanı hem dünyada hem âhirette felakete taşıyacak bir ameldir.” (Müslim, Birr ve Sıla, 17) buyurur Efendimiz (S.A.V) … Hâli,sözü,tavrı ne olursa olsun Yaratıcıya hürmeten akrabalık bağını muhafaza çabasındaki kul, en kaliteli gözlüğü keşfetmiş demektir.

Dünya malı ve gösterişi, nefsin arzularından olmakla birlikte, kurtuluş ya da azap vesilesidir ayni zamanda.
“Malı piyasaya süren kazanmış, pahalıya satmak için bekleten ise, Allah’ın lânetine uğramıştır.” (İbn Mace, Ticârât, 6) hadisini idrak eden bir tüccar, ticareti İslâmî bir ahlâk ile yaparak hem maddi,hem manevi bir kazanç kapısı aralar. Nefsin astigmatını bilip tedavi edemeyen, sadece eline geçene bakıp ardındaki hesabı göremez.

“Dünyaya bir defa geldik” gibi sığ zihniyetle ebedi sermayeyi kaybetmeyi göze alanlar, ahirete iki kez gidiliyor sanıyor galiba! Dünyanın zahmetinden sonra, ebediyetin rahmetine talip olmak demek; geçici dünya hayatının arzu ve istekleri yerine ebedi olan dünyaya yatırım yapmaktır. Bu dünyadaki bazı şeylerden sadece iman ettiği için fedakârlık edeni, ahirette bekleyen güzellikler Kur’an-ı Kerim’de de bildirilir.Fakat din yaşam tarzı ve denge dinidir.
“Ahireti kazanmaya çalış, fakat dünyadan nasibini de unutma.” (Kasas, 28/77) hadisini bilen kul, ahireti kazandıracak dünyalık işler ile iki dünyasını da kıymetlendirir.

Nefsin astigmatı saymakla bitmez. Ama kul kendini ve nefsini tanıdıkça, Hakka uzanan yolda atacağı adımı, konuşacağı kelâmı, susacağı yeri keşfetmeye başlar. Tutalım nefsin elinden ve bizi yürütmesi için terbiye yolculuğuna çıkalım.

Gönül gözü iman nuru ile astigmatından arınıp açılmış bir ömür duası ile cânım dostlar…