TESLİMİYET GALİBİYETTİR
“Burası Dünya,
Ne Çok Kıymetlendirdik,
Oysa Bir Tarla İdi,
Ekip Biçip Gidecektik”
(A.C.Zarifoğlu)
Her aksilikte,kalbimiz kırıldığında,anlaşılmadığımızı düşündüğümüzde,imtihanlarla sarsıldığımızda dilimiz isyan etmese de, keşkeler,pişmanlıklar,vahlar/tühler,böyle olmasaydılar kuşatabiliyor yüreğimizi. Fakat iman eden yüreğin tüm bunlara itirazı oluyor ve usulca;
“Bu saydıkların olmasaydı burası dünya değil cennet olurdu” diye fısıldıyor Elhamdülillah.
Rasulullah’ın(S.A.V) büyük cihat diye tarif ettiği de, iman etmiş kalbin ve -nefs/şeytan koalisyonuna çanak tutan mantık kılıflı- beynin çekişmesi değil miydi zaten? Her imtihan kulluğumuzun elinden tutup yol aldırma vesilesi oluyor. Önemli olan imtihan anındaki ikilemde Allah rızası ya da nefs arzusu ikileminde kalınca, tereddütsüz Allah rızasını seçebilmek…
Yaşadığımız olaylar bazen şükür sebebi olurken, bazen de hüzün mevsimine kapı aralar. Teslimiyetin konforunu keşfedince tüm akış ve bakış değişmeye başlıyor. Teslimiyetten uzak, nedenler ve niçinler arasında boğulmak ise, depresyon sebebi oluyor.Oysa dünya imtihanların ve aksaklıkların mekânı… Fakat teslimiyet, en etkili antidepresan tadında! Kulluk gücünü,yapabileceklerini yaptıktan sonra,acziyetini bilip;
“Ya Rabbi! Ben elimden geleni yapmaya çabaladım, sen hakkımda hayrolanı ikram et” deyip sonucu Allah’a bırakmanın hazzı hiçbir şeyde yok elbette! Sırtını Allah’a dayayanın kaybettiği nerede görülmüş ki?
Bazen yana yakıla çabaladığımız,arzu ettiğimiz şeylerin olmaması durumunda, iyice ağırlık ve vesvese dolabilir yüreğimize.Hikmetini bilemediğimiz için olsa gerek! Üzerinden uzun zaman geçip, konuya dair önemli birşeyi öğrenince; “ohh, çok şükür iyi ki olmamış” dediğimiz şeyler olmuştur elbette! Bu sebepledir ki isterken hayrolana talip olup, teslim olmak kazandırır.
Bir kadın olarak, gam yüklü gönüllere en güzel şifa Hacerî bir tavırdır derim…Minicik yavrusu ile eşi tarafından ıssız, tehlikeli bir çölde kalmayı kabul etmesinin yegâne sebebi ;
“Bunu Allah mı istedi? O hâlde o bizi korur” diyecek iman,ihlâs ve teslimyete sahip olmasından başka ne olabilir ki? İlâhi takdire teslimiyetle bükülen boynunu , cennet hatunu olmasına vesile olacaktı çünkü. Allah’a teslimiyet, galibiyetin ta kendisidir.
Hacca,umreye gitmek,Safa/Merve arası atılan adımlar Hacerce bir ahlâk olarak sirayet edebilmeli mü’min kadına. Mekanların da insana verdiği dersler var şüphesiz öyle değil mi?
Peki ya dünyanın yorgunluğundan bir an bitap düşen Hz.Fatıma’nın, kıymetli babacığından bir yardımcı talebi üzerine olanlar? İki Cihan Serveri Efendimiz(S.A.V);
“Size hizmetçiden daha hayırlı bir şey söyleyeyim mi? Yatağa girdiğiniz vakit otuz üç defa sübhânallah, otuz üç elhamdülillah, otuz üç Allahü ekber deyiniz; bunu demeniz, sizin için hizmetçiden daha hayırlıdır.” (bk. Buhârî, Fezailü ashab, 9, Nafakat, 6-7, Daavat, 11) buyuruyor.
Hâl böyle olunca biz de üzerimize düşen payı alıyoruz Elhamdülillah; “burası dünya! Dinlenmek isteyen ahiret sermayesi için yorulsun” diyerek, başka bir sevda ile tutunuyoruz işlere.
Ya Hz.Aişe? Bir kadının en çok arzu ettiği şeydir anne olmak! Peygamber’in (S.A.V) kıymetlisi de olsa, annelik nasip olmamış. Fakat “ümmetin annesi”, muksirun sahabi ve ilmin kadınlarda da olması gerektiğini bizzat yaşayarak öğretmiştir ehli iman kadınlara… Bedeninde Hz.Aişe tecelli eden kaç kadın bu durumun bir kusur olmadığını idrak ediyor acaba?
Hz.Hatice ise, kırk yaşından sonra anneliğin, evlât yetiştirmenin sorumluluğu ile neler yasadi diye düşündük mü hiç? Evlâtlar sebebi ile bedenimiz yorulurken, bunun dert değil de bir ikram olduğunu görebildik mi?”Bu yaştan sonra nasıl doğururum!”diyen hanımlara asırlar öncesinin zorlu şartlarından bir ibret tablosudur Hz.Hatice. İlâhi takdire boyun eğmenin kolaylığı diye bir gerçeğin ispatıdır. Bugün nefsani pek çok sebepten ötürü evlât katili olmaktan imtina etmeyen taş yüreklere en kaliteli cevaptır.
Sıkıntısını anlatanlara teselli,yürek ferahlığı ve feraset vesilesi olmak istiyorsak, İslâm tarihini tefekküre ihtiyacımız var.Cahiliyenin karanlığının ardından parlayan bir güneş olan İslâm, aradığımız herşeyin tek adresi,ilâcı… Boyun eğmenin pasif bir bekleyiş değil,aksine gücünü sonuna kadar kullanmak olduğunu anlatan,kulluk gücünden sonra da yapılan işi Allah’a teslim edip, sırtını huzurla arkana dayamak kadar harika bir duygu bu dünyada var mıdır dersiniz?
Peygamber imtihanı olan evlât nimeti, mal/mülk, sağlık ya da farklı konularda yaşadığımız her imtihan elbet bir gün son bulur. Herşeyin bir raf ömrü vardır. Önemli olan imtihanlar geçtiğinde; kulluk gücünü kullanıp kullanmadığımız ve sonunda da gönül rızası ile “sana teslim Allah’ım” deyip demediğimizdir. Bu sebeple de sırtını Allah’a dayayan her zaman galiptir.
“Allâh’a tevekkül edene, Allâh kâfîdir!..”
(et-Talâk, 3)
“Eğer siz Allâh’a hakkıyla tevekkül edebilirseniz, sabahleyin karınları aç gidip, akşamları tok dönen kuşların rızıklandığı gibi rızıklanırsınız!” buyurmuştur. (Tirmizî, Zühd, 33/2344; İbn-i Mâce, Zühd, 14; Ahmed, I, 52)
“Ey Ebû Ubeyde! Ben Allah’ın kaderinden, yine Allah’ın bir başka kaderine kaçıyorum.” buyuran Hz.Ömer misâli, yaptığımız ne olursa olsun O’nun izni olmadan olmayacağını idrak ederek,fakat kulluğa yakışır hamleleri yaparak , dünyayı ahirete sermayesi hâline getirmeye niyet etmeliyiz.
Ya Rabbi! Her durumda sadece Senin için gayret edip, nasibimize yazdığına boyun büken, gönül rızası ile teslim olan sevdiğin kulların arasına bizleri de kaydeyle … (Amin)