PUL BİBER DEDİ Kİ…



PUL BİBER DEDİ Kİ…
Hızlı adımlarla yürüyorum. Toplantı öncesi birkaç işimi halletmek için...Zihnimde hem işlerimle ilgili,hem de toplantı ile ilgili birkaç fikir dolanıyor. Derken bir aktar dükkânının önünde olduğumu farkediyorum. 
"Aslında yapılacak işleri,toplantı  sonrası da yapabilirim " diyerek duraksıyorum bir an.Dükkâna giriyorum. O birbirine uyumla karışmış rayiha kapılıyorum. Yardım etmek için gelen tezgâhlardan müsade isteyerek ilerliyorum aktarın dar koridorunda...
Bugün,herkesten önce bu âlemin mis kokulu sakinlerini dinlemeye karar vermiştim. Önce gözüme pulbiber takıldı. Evet pulbiber...Hani yaramazlık yapan çocuğun ağzını yakmakla tehdit ettiğimiz pulbiber...Yanlış anlaşılmanın verdiği mahzunlukla bakıyordu sanki.Sesine kulak verdim."Benim acım,can acıtmak için değil ki...Benim acım aşka benzer. Yakar ama bir yandan da şifa verir" dedi.Pulbiber en yanığından aşktı.
Az ileride karabiber...Muzip muzip bakışlarla " canım ne var azıcık burnuna kaçınca aksırmana sebep oluyorsam" dedi.Güldüm,haklıydı. Yemeğe yakıştığı kadar,alternatif tıp malzemesi olup şifa verdiği kadar bir yanı da neşeliydi işte. Kimbilir böyle düşününce belki de benziyorduk birbirimize...
Ferah bir koku baskınlaşmaya başladı iki raf sonra ...Okaliptüs yağının olduğu yerde bir şişe yere düşüp kırılmış,etrafa yayılıyordu kokusu."Bakma şişenin kırıldığına,ne güzel ferahladı ortalık "dedi.Her halinden memnun,huzur veren bir hâli vardı. 
Mis gibi kekik ve nane kokusu geldi burnuma.Dağların serin rüzgârlarını özlemiş gibiydiler biraz. 

Medine gülü göz kırptı biraz uzaktan.En sevdiğim pembenin en tatlı tonu…İsminden midir bilmem,hasretle dokundum, sanki gerçekten Rasul’ün diyarındaki bir güle dokunurcasına…
Bir sürü adını bilmediğim ot,kök,yaprak,baharat…Ayrı ayrı rayihaları ile birşeyler anlattı bana…
Tezgâhtar göz ucuyla beni takip ediyordu. “Belki de beni bu işlerden çok iyi anlıyorum sandı ” diye içimden geçirerek tebessüm ettim.Oysa kendim için olunca bir ıhlamur yapmaya bile vaktim olmaz.
Evet,bu işlerden anlamadığım doğru. Ama benim aradığım sadece biraz tefekkürdü. Pulbiberden tefekkür olur mu demeyin!Gözünüzün gördüğü,görmediği herşey “Allah’ın büyüklüğünü,kudretini hissedebilmek ” için fırsattır.
Yüzlerce bitkinin bir araya gelişindeki o güzel koku düşündürdü beni.Her koku başka güzel ancak bir aradaki uyum başka…Yıllar öncesini hatırladım bir an…
Bilirsiniz aşure de böyle güzel bir uyumun neticesidir.5. ya da 6. sınıfta aşurede sadece buğday,nohut,fasulyeyi sevdiğim için,annemden sadece üçünden aşure pişirmesini istedim. Tabi annem,tadının böyle olmayacağını anlatmaya uğraşsa da,desteğim sağlamdı.Sevgili anneannem:
-“Kızım,pişiriver nasıl istiyorsa…”
Annem:
“Anneciğim,tabi pişiririm ama tadı aynı olmaz sen de biliyorsun…”
“Olmaz ama istiyor,az pişir.Yemezse ben yerim ,ziyan etmeyiz merak etme.”
Sonuç mu ?Annemin ve anneannemin dediği gibi tabi ki…Hâlâ gülümseyerek hatırlıyorum. Bir kaşık aldım ve ağzımdakini zor yuttum.Sonra mı?Canım anneannem aşureye benzemeyen ,benim icadım olan ilginç yiyeceği yemeğe mahkum oldu.
Farklı tat ve kokuların bir aradaki uyumu…Böyle değil mi bu dünya hayatı da?Aynı pencereden bakanların bir aradaki uyumu gibi…Nasıl mı?Tıpkı muhallebiye damla sakızının,et yemeklerine defne yaprağının yakıştığı gibi…Farklı ama uyumlu…
Bir aktar dükkanına ilk girişte tüm kokuların ortak bir rayihası vardır. Ancak uyumlu olanlar bir arada kullanılırsa şifalı ya da lezzetli olur.
Her kul ayrı bir renk,ayrı bir rayiha.Hangisi sizin ruhunuza yakınsa onlarla bir arada olursunuz.Aşkın pulbiberi mi yoksa kızgınlığın,öfkenin mi?İşte, bu nüans ayırır kişileri birbirinden. Biri için için yanar,sevdasını yaşar …. Biri acı acı yakar,öfkesini kusar.
Bu dünya kocaman bir aktar değil mi?Her koku,her tat var…Ama birbirine yakışan ya da yakın olanların birlikteliği sağlam ve uyumlu…Dostluklar,evlilikler,arkadaşlıklar… Neye göre seçilir ?Tabi ki ruhun hissettiği yakınlığa,yaşam ve inançların benzerliğine göre seçilir.Ancak tanımadan,kokusunu içinize çekmeden bilemezsiniz bunu.Pulbiber âşık olduğunu,karabiber muzip olduğunu söylemiş miydi meselâ size hiç?

Şimdilerde insan olupta zulme dur demekten imtina edenler de yakıyor yüreği, ama pul biber gibi değil…Bombanın parçaladığı minicik yavruların, savunmasız kadın ve ihtiyarların ya da bîçare erkeklerin parçalanan bedenlerinde bıraktığı acı gibi! Yazık ki, bilmediğimiz o acıyı anlayamayışımızdan olsa gerek hâlâ herşey yolundaymış gibi yaşamaya devam edişimiz!

Bulunduğumuz her ortama,huzur ve ferahlık veren okaliptüs gibi,bir parça pulbiberin sevda acısı gibi,karabiberin zararsız muzipliği gibi,Medine gülünün rengi gibi,nanenin -kekiğin hasreti gibi,misss kokular verebilecek güzel âhlâk duası ile efendim....