YAŞAYAMADIKLARINLA YAŞLANMAK



YAŞAYAMADIKLARINLA YAŞLANMAK

Hüzün kokardı bu saatler buram buram.Gün nazlı nazlı batarken,geceye “merhaba” demeye hazırlanıyordu ay.Bir veda,bir tebessüm tadında bir gün daha geceye kavuşuyordu.
Sonbaharın tatlı serinliği ikindi saatlerinde daha da hissedilir olmuştu. Montunu giydi,korulukta yürüyüş vaktiydi. Kurumuş yaprakların üzerine her bastığında duyduğu çıtırtı biraz daha hüzünlendiriyordu Ahmet Bey’i…Bu saatlerde fırsat bulunca koruluğa gelir,biraz muhasebe yapardı gün içinde yaşadıklarına dair…”Kârda mı zararda mı bilmeli” derdi her zaman.
Bugün ofisine yıllardır görmediği bir arkadaşı gelmişti.Okuldayken iyi anlaşırlardı. Ancak yurt dışı eğitimi onu istemese de ayırmıştı arkadaşlarından. Sonra hayat herbirini ayrı bir yere sürüklemişti. Bir iş bağlantısı sebebiyle bir araya gelmişlerdi yeniden.Eski günleri yâd ettiler.Okul sonrasındaki yıllarda neler yaptıklarından bahsettiler.
Murat deli dolu biriydi.Yıllar onu çok değiştirmişti. Ahmet iyice dinlemeden önyargı ile yaklaşmak istemiyordu.Ancak Murat tamamen işe güce dalmış,Rabbini unutmuştu. Çok üzülmüştü arkadaşının bu hâline. Aralarında geçen konuşmaları anımsadıkça içi acıyordu.

Murat:
-“Çok çalıştım,okudum.Başarılı bir iş adamı oldum artık.Herşey emrimde. Gençliğimde elimde olmayan,elde edemediğim ne varsa,artık hepsi emrimde.Hayatı dibine kadar yaşıyorum. Patron benim.”demişti.
Işte bu cümleler beyninde yankılanıp duruyordu.Oturduğu banktan kalktı.,ağır adımlarla yaprak çıtırtılarını dinleyerek ilerliyordu. Usulca “yaşayamadıklarıyla yaşlanmak” dedi.Evet tam da buydu Murat’ın durumu.Hayatını,sadece arzuları üzerine kurmuştu. Hırsı farkında olmadan onu uçuruma sürüklüyordu.”-Yaşayamadıklarını kazanabilmek uğruna feda edilmiş bir hayat,yazık” dedi. Gözlerinden iki damla yaş süzüldü.
İki ayrı hayat …Birinin hayatı,dünyaya hizmetçi olup kazandığını düşünmekle hebâ olup gitmişti. Ya Ahmet?
O’nun da bir hikâyesi vardı tabiki.Her insan ayrı bir roman değil miydi?Ahmet’te “yaşayamadıklarıyla yaşlanmıştı” aslında. Ama bu yaşlanma hikâyesi Ahmet’in hayatını düzenlemesine Hakkı bulmasına vesile olmuştu.
Ahmet’in askerden yeni döndüğü yıllardı. Gençti,artık yuva kurma zamanı gelmişti. Gönlünü yakan bir sevdası da vardı. Hergün okul çıkışında onların sokağından geçen bir güzele kaptırmıştı gönlünü.
Şimdikilerin sevdalarına benzemiyordu o zamankiler.İlk görüşte sarmaş dolaş sokaklarda gezenleri,sevdalarına leke sürenleri görünce hâlâ anlam veremezdi zaten.Uzun zaman okuldan çıkış saatlerini bekledi sadece.Vakit gelince kalbi yerinden çıkacak gibi atar,yerinde duramazdı. Sevda böyle birşeydi galiba!
Aradan belli bir zaman geçince,kızın arkadaşlarından birini aracı yaptı ve görüşmek istediğini söyledi. Eğer aynı duygularla birbirlerine yaklaşırlarsa yuva kurmaktı niyeti.
Zamanla birbirlerini tanımaya başladılar. Tanıdıkça Ahmet hüzne boğuluyor,aynı değer yargılarına sahip olmadıklarını görmek canını acıtıyordu. Seviyordu ama olmazdı,olamazdı.Açık açık anlattı sevdiğine…O da hak verdi.Çünkü o da Ahmet’e göre yaşayamaz,kendini değiştiremezdi.Konuşarak saygı çerçevesinde noktalandı bu hikâye. Ya da bir virgül atıp sadece iç âlemin sızısı olarak devam etti.Akıl ne kadar kaçıp uzaklaşmaya çalışıyorsa,deli gönül o denli yanıyordu.
Bu durumdan farklı bir ders çıkarmıştı;sevmek bu kadar değerliyse, gerçek aşkı bulmak için imtihandı yaşananlar şüphesiz.
Ahmet doğru bildiklerinden vazgeçmedi.İnançlarına sımsıkı sarıldı,sarsıldı ama toparlandı.Allah ona güzel bir evlilik lütfetti. Sevdi,sevmekten çok saygı duydu belki de…
Yıllar geçse de hâlâ bir papatyada o yıllar gelirdi aklına. En çok papatyaları severdi çünkü sevdiği. “Benzemez kimse sana…” diye bir melodi diline dolandığında içi sızlardı. Ama olsun ,o “yaşayamadıkları ” ile değil “yaşaması gerekenlerle,teslimiyetle ” yaşlanmıştı. Nefsini değil Hak rızasını tercih etmişti. Arada şeytan ve nefis yokluyordu işte. Her zaman Rabbinin rızasını ön planda tutmuş , olana da olmayana da “eyvallah ” deyip sıyrılmıştı dünyalık her işin içinden.
Bu dünyadan geçip giderken,gereksiz yükleri elinizde taşımak mı,yoksa yük olacak herşeyden geri durmak mı?Yaşayamadıklarınızla yaşlanmak mı,teslim olup sonsuzluğa doğmak mı?
Burası dünya!Ne çok kıymetlendirdik.Oysa bir tarla idi,ekip biçip gidecektik . (C.Zarifoğlu)
Selâm ve dua ile efendim…