MÜSLÜMANIN İBADET UFKU
Müslüman; hayatı ibadet düzeni ile plânlanmış ve güvenli hâle getirilmiş nasipli insandır. Düşününüz ki din, cahiliyenin karanlığındaki Ömer’i, imanın dönüştürücü etkisi ile hulafa-i raşidinin Hz.Ömer’i hâline getiriyor. Cahiliyenin katı yürekli insanlarını, Efendimiz (S.A.V)’in “ashabım yıldızlar gibidir” dediği kıvama getiriyor. O hâlde din ibadetin hayata yansımalarını, beşeri ilişkilerde görebiliyor olmamızı icab eder.
Müslümanlık deyince aklımıza önce, dinin direği bildiğimiz namaz geliyor. Örfî olarak,alışkanlık diye ya da aile baskısı ile kılınan namazdan bahsetmiyoruz elbette. Zira namaz, Allah’ın huzuruna edeple duruştur.Ve bir gün gerçekten Rabbimiz’in karşısında, verilen bir ömrün hesabının verileceğinin idraki içinde olmaktır. İki namaz vakti arasında kulca yaşama çabamızı besleyen, en kıymetli nimetlerdendir. Hesabını vereceğin bir ömrün yaşanıyor olduğunu idrak eden kul, kul hakkı hassasiyeti ile yaşama şuurundadır.Allah’ın razı olmayacağı her işten geri durma gayreti taşır. Fakat sadece otomatiğe bağlanan, neden yapıldığı bilinmeyen herşeyde olduğu gibi , bilinçsiz kılınan namaz, yazık ki;
“onun kıldığı namazdan ne olur ki!” denilen “böyle de olur Müslümanı”nı ortaya çıkarır. Bu sebepledir ki, bir ibadetin çok olmasından ziyade, nitelikli, ihlâslı ve bilinçli olması elzemdir.
Namaz hayat plânlayıcısıdır Müslüman için… Gün beş vakte bölünmüş ve plânlanmıştır. Namaz öncesi ve sonrasına endekslidir hayat. Ve direk sağlamsa, dinin varlığından bahsedebiliriz. İslâm’ın şartı beş diyoruz ya;
şehadet getirdik,
maddi durum uygun ise hac ve zekât ,
Ramazan orucu yılda bir ay…
Geriye Müslüman olduğumuzun ispatı tadında namazımız kalıyor. Bu nedenle “namaz kılmıyorum ama kalbim temiz” cümlesi ancak şeytan ve nefsin kandırmacası olabilir.
Namaz hayatımızda bu kadar özel bir yere sahipken beş vaktin haricinde; kuşluk,evvabin,teheccüd,hacet,teravih namazları, özel gün ve gecelerde kılınan nafile namazlarla hayatımızın her anına,özel bir dokunuş tadında…Her gün kılınan vakit namazlar, günün belli vakitlerindeki nafileler, yılın belli zamanlarında özlemle beklediğimiz teravih ya da beraat gecesi namazı…
Rabbimiz kulunun kulca varlığını sürdürebilmesini, kulluk tekâmülünü tamamlama çabası içinde olmasını ister.Bu nedenle Müslüman’ın hayatında ömrünün her anına dağılan bir ibadet intizamı vardır. Ve her ibadetin hayata yansımalarını görecek bir farkındalıkla yapılıyor olması elzemdir.
Ramazan ayrı bir iklim… Oruç vesilesi ile nefs terbiyesine talip olur kul…Kişisel gelişim konularında “21 gün devam edilen şey, düzenli hâle gelir” deriz ya; Ramazan tabiri caizse bir aylık kulluk kampıdır. Her gece, gündüz kolay oruç tutalım diye uykumuzdan fedakârlık edip, sofralar hazırlarken, önemli olan kısmı ne kadar içselleştiriyoruz? Asıl konu; toprak olup gidecek bedeni besleme derdine, sıcacık yataktan kalmak zor gelmiyorken , her gece teheccüd ile beslenecek ruhumuz için neden gaflet gösteriyoruz? Ve hani 21 gün devam eden şey düzen olurdu? Tam bir ay sadece nefsine hizmet niyeti ile bir uyanış mı vardı yoksa?Ramazan geçip gittiğinde teheccüd için aynı heyecanla uyanmaya devam ediyorsak, asıl manevi rızka talip olmuşuz demektir.
“Az sadaka çok belâ def eder” hadisi ömür takvimimizde sadece zekât kadar mı var? Yoksa her dara düştüğümüzde ya da her “Allah rızası için” diyene anında varlığını gösteriyor mu?
Müslüman, yaprak yaprak ömür takvimi eksilirken, her ânâ kulca bir iz bırakma gayretindedir. Ömürde bir defa farz olan Hac ibadeti ikram edilince, kocaman bir heyecan sarar meselâ yüreği! Bir daha nasip olsa nafile olacak bir ibadet! Farz bir ibadeti en kusursuz şekilde nasıl yapsam derdi ile kıvranmak dahi şükür sebebidir başlı başına. “Hac hacdan sonra başlar” hadisini idrak edebildik mi meselâ ? Ömürde bir defa nasip olan ve Arafata çıkışla günahların affı müjdelenen bir ibadet… Dolayısıyla günahlarından arınmış bir kulu, ne şeytan rahat bırakır, ne de nefsi…Bu nedenle yana yakıla dua ettiğimiz, tövbe ettiğimiz şey belki daha sık önümüze gelerek imtihan olacak … Fakat ömürde bir defa farz olması ve af müjdesi, iman eden kalbin cevheri tadında.Geri kalan ömre yön verecek bir rehber olacak ki haccımız, “Hac hacdan sonra başlar” hadisinin yansıması olsun hayatımızda.
“Umre ibadeti, daha sonraki bir umreye kadar işlenecek günahlara kefârettir. Mebrûr haccın karşılığı ise, ancak cennettir.” (Buhârî, Umre 1; Müslim, Hac 437. Ayrıca bk. Tirmizî, Hac 88; Nesâî, Menâsik 3, 5, 77; İbni Mâce, Menâsik 3)
Kabul olunmuş haccın karşılığının cennet olduğunun müjdesi ile kul, Rabbin hududları içinde kalmak için daha çok özen gösterir.
Günlük tesbihatlarımız,okuduğumuz Kur’an-ı Kerim, Ümmet-i Muhammed’in selâmeti niyetiyle okuduklarımız, edilen dualar, şifayı önce Kur’anda arıyor oluşumuz, aynı gökkubbenin altında bambaşka ufukları izliyor olduğumuzun göstergesi…Müslüman bu dünyayı geçiş ve imtihan durağı bilip, sonsuz aleme açılan kapıda kazanç fırsatı olarak değerlendirir. Ve insanın kalitesi, kulluğu hissettikçe artar ki “eşref-i mahlukat” sıfatına lâyık olabilsin.
Hâsılı kelâm; Müslümanın ömür takvimi kulluk bilincine göre akıştadır. Yaptığı ibadetleri içten dışa ve dıştan içe bir olgunlaşma çabasıdır. Bu nedenle de örfî olarak öğrendiği ya da alışkanlıktan diye yaptığı ibadetlerle değil, içselleştirdiği kulluk vasfı ile hayatına ibadetleri ile anlam katar.
Allah’ım;
verdiğin ömür nimetini, kulluk şuuru ile yaşayıp,ibadetlerle zinetlendiren muttakiler zümresine bizleri de dahil eyle…(Amin)