PASTÖRİZE İNSAN(!)

Birden ısıtılıp soğutulan, tabiri caizse şoklanan süt, orijinal süt tadından oldukça farklıdır. İş görür ama aynı lezzeti yoktur.Mikroplardan arındığı söylenir fakat lezzet kaybı da söz konusudur.Asrın sorunu da duyguları şoklanan,kendini korumak amacıyla merhametini de büyük ölçüde kaybeden pastörize insan!?

Annenin evlâdına merhametle bakamadığı, erkeğin karısına emanet şuuruyla sahip çıkamadığı, evlâdın saygı sınırını benimseyemediği, komşunun komşudan haberinin olmadığı,selâm vermemek için binbir türlü yol değiştirme akrobasisi, öğretmenin öğrencisine rehber olma çabasından uzaklaştığı, büyüklerin küçüklere tecrübeleri ile yol göstermesi gerekirken video için şahsiyetini erozyona uğrattığı acayip bir dönemdeyiz! Düşünün ki, soğuk olduğu için merhamet edip arabasına aldığı şahıs, eceli oldu taksici beyefendinin.Belki de pastörize değil de, raf ömrü tükenmiş,kokuşmuş demek daha doğru olabilir!

Bireyselleşen, pasifize olan, ihtiyaçlarını iki tıkla görüp insanlardan adım adım uzaklaşan insana “fe eyne tezhebun”( öyleyse nereye gidiyorsunuz?”) ayetini hatırlatmak gerekir. İnsan duyguları ile kıymetlidir, fakat insanlığına yakışan duyguları ile … İnsanlığını zahmete sokan karanlık duygular ile değil! Pastörize işlemi mikroptan arındırmak için yapılan bir işlem olmasına rağmen, insanın pastörize edilişi kıymetli olan duyguların yok olup kaba, nobran olan hal ve duyguların baskınlaşması olarak kendini gösteriyor.

İnsan, kendi kalıbının dışına çıktığında problem yaşamaya başlıyor. “Biz insanı en güzel şekilde yarattık” buyrulur Tin sûresinde. Demek ki konumuz, insan olmak değil insan kalmak! Yani yaratılıştaki muhteşemliği muhafaza edebilecek farkındalık ve sorumluluk şuuru.

O halde sen hanîf olarak bütün varlığınla dine, Allah insanları hangi fıtrat üzere yaratmışsa ona yönel! Allah’ın yaratmasında değişme olmaz. İşte doğru din budur; fakat insanların çoğu bilmezler.
(Rum sûresi /30)
İnsanın fıtratı değişmez fakat bozulur, dejenere olur. Seçici davranmadan oluşturulan sosyal çevre de, bu duruma sebeptir. İnsanlar çevresinde bulunan kişilerin rengine boyanır zaman içinde.”Bülbülle giden güle gider, kargayla giden leşe gider” atasözünü hepimiz biliriz.Rabbimiz tevbe süresinde “salihlerle/sadıklarla beraber olunuz” buyurmuştur. Ve çevre seçimi, ayağımızın kayma ihtimalinin en aza indirgenmesi ile bize steril bir ortam sunar.

Allah’ı, hesap gününü, hayır üzere yaşamanın değerini bilen ve hatırlatan insanlarla muhabbetimiz arttıkça, kendi kalbî ve zihnî dünyamız güzelleşirken, davranışlarımızın da kalitesi yükselir. Fakat dünyalık heveslerin ön plânda olduğu, sınır tanımayan ve insanlık / kulluk terazisinin çalışmadığı ilişkilerde, manevî bir bunalım ve zarar görülmeye başlar. İnsan önce kim olmak istediğine ve öldükten sonra nasıl bir iz bırakmak istediğine karar vermelidir. Varış noktasını gören ferasetli insan, yaşam tarzını belirleme konusunda işini kolaylaştırır.Tabi bu “Müslümanım” diyen kul için geçerlidir.

Fakat dini inanış dışında da, insanlık haysiyetine yaraşır bir tutumu doğal olarak yaşamayı başarıyor olması gerekir. Affetmek, hoşgörü, saygı gibi duyguların hayata aksediyor olması gerekir. Kasada kuyrukta beklerken kavga etmek, trafikte hatalı davranını dövmek, yardıma ihtiyacı olan birini görmezden gelmek gibi tutumlar insanın özü ile uyumlu değildir. Özü,fıtratı zarar görmemiş gayrimüslimlerin Filistin’e destek olması ve fıtratı dejenere olmuş Müslümanın tepkisiz kalışı en net örnektir.
Oysa , merhamet imanın nişanesidir.Filistin için zulme dur diyen gayrimüslim özündeki insanlık mayasından dolayı kaliteli bir tutum sergiler. Fakat iman ehli olduğunu söyleyen, Filistin’den bana ne diyen insanın durumu korkunçtur. Çünkü imanı olanın merhameti, sızlayan bir kalbi, atacak adımı olması elzemdir.

İnsanlığa ve kulluğa bulaşan mikropları temizlemek, hastalıklı duygu ve davranışları
farketmekle başlar. Bir danışanım;”hocam keşke mümkün olsa da tüm akrabalarımı park meydanında kaynatıp içindeki kötü duygularını buharlaştırsam” demişti tüm samimiyetiyle… Zahiren bir kaynatma işlemine gerek kalmadan, nedamet göz yaşı diye bir şey var ki,en etkili kaynatma yöntemidir. Kalp önce, nazargahı ilâhi olduğundan kendine yaraşmayan duygudan rahatsız olup kaynamaya başlar usul usul. Sonra buharlaşma başladıkça gözden süzülür yaşlar, avuçlar semaya açıktır tam o anda. Kaynayan yüreğin arınmasının ispatıdır yanaklardan süzülen sıcacık yaşlar. Kalp arınmanın, Rabbine sığınmanın huzuru ile hafiflemiştir. Gerçek bir pastörize işlemi budur işte kul için! Orijinal hâline dönüş, kulluğa yakışmayandan temizlenmek …

Ramazan ayı adım adım yaklaşırken, Rabbim cümlemizi bayram sabahına ruhumuza,kalbimize,aklımıza,amelimize yük olan ne varsa hepsinden arındırarak ulaştırsın inşallah ..(Amin)

Baki hürmet ve dua ile kıymetli dostlar…