KENDİNLE TANIŞTIN MI?
İnsan doğasının, yaratılışının dışına çıktığında tüm dengeler alt üst oluyor.Oysa Tin sûresinde; “Biz insanı en güzel şekilde yarattık” buyuruyor Rabbimiz. Bu yüzden en güzel şekilde yaratılan insanın mücadelesi; “iyi bir insan olmak” değil, fıtratını bozmadan “insan kalmak” olmalıdır.
Yaratılış gayesini unutmamak ve yaratılıştaki güzelliği,inceliği hep hatırda tutmanın tek yolu, Yaratıcı ile yakın bağ kurmaktan geçer. Müslüman fıtratının dışında kalan ve hayatı etkisi altına alan, normal sanılan bazı durumlara beraber göz atalım;
Müslüman’ım diyen biri;
-Günde beş defa minarelerden yükselen davete icabet etmiyorsa,
-Yılda bir defa, bir aylık orucu tutmamak adına nefsinin bahanelerine köle oluyorsa,
-Dünyadaki imtihanı sonsuzluk sanıp, “bir daha mı geleceğiz dünyaya?” kandırmacasının içine düştüyse,
-Kulluğun bir olgunlaşma çabasından ibaret olduğunu unutup, hep daha iyisine ulaşmak için adımları yoksa,
-Kul hakkı hassasiyeti ile beşerî münasebetlerde zarif davranmıyorsa
ana hatları ile Allah ile olan bağlarda sıkıntı var demektir.
Kulluğun olgunlaşma çabası olması konusuna gelince… Dünya imtihanında insanın anne/baba, kayınvalide/kayınpeder, gelin/damat, kardeş, elti, görümce, yenge, kayınbirader, kuzen, arkadaş, komşu vs. gibi sosyal rolleri vardır. Herbir sosyal rolü insanlığın hakkını vererek, Yaratıcıyı ve hesap gününü unutmadan incelikle yaşama çabasına kulluk denir. Yani bir insan çok iyi bir evlâtken, iyi bir damat olmayı başaramayabilir. Fakat başarmak için azimle bu konuda olgunlaşıp incelmeye çabalamalıdır. Sosyal rollerinin ve dünya imtihanının farkında olmadan yaşanılan hayat beraberinde problemleri de getiriyor.
Kavvamlık sıfatını idrak edemeyen genç adam, adam (!) olsun diye evlendirilerek başlıyor hatalar silsilesi… Ailenin adam edemediği (!) genci, su gibi bir genç kızın yola getirmesi (!) bekleniyor. Oysa evlilik sadece fiziken değil özellikle ruhen ve manen bir olgunluk gerektirir. 25-35 yaş genç evli çiftlerde erkeğin oyun oynama sevdası, ailenin temelinde dinamitlerden biri oluyor meselâ! Çöp attırılmadan büyütülen gence bir evin sorumluluğu verilirken, bir genç kızın da hayalleri/beklentileri ve elbette ki hakları da teslim ediliyor. Fakat sonuç hayal kırıklığı… Kendinden vazgeçmiş, evliliği idare eden, gözlerinin neşesi sönmüş bir genç kadın kalıyor geriye. Evlilik; “ben”i eritmeden “biz” olma sanatıdır diye tanımlıyorum. “Ben” esnerken, uyumlanır, fakat kendini de yok saymaz. “Çocukların sevdiği yemek, kocamın sevdiği pasta, annem mutlu olsun, kayınvalidem incinmesin, görümcem ne yaparsa eyvallah, eltim olduğu gibi kabulüm” diye başlayan silsilenin hiçbir yerinde özsaygı ve nefsine zulümden/şımartmaktan uzak tavır yoksa tükeniyor insan… Ve artık tükenen insanın hayalleri, heyecanları, umutları sönüyor. Tüm ışıkları yanan bir dairenin bir bir kapanan ışıkları ardından, tamamen sessiz bir karanlığa bürünüşü gibi!
Bireysel görüşmelerimizin sonunda minik ödevlendirmeler yaparak farkındalık ve gelişim kapısı aralıyoruz.Çünkü gelişim sorumluluk almaktır ve sorumluluk almak için önce farketmek elzemdir. 50’li yaşlarda bir danışanım, ikinci görüşmeye oldukça gergin gelerek; “hocam böyle ödev mi olur?” diye serzenişte bulundu.Notlarıma yeniden göz attım, ne ödev verdiğimden emin olmak istercesine…
-“15 dk. …… ol!” (Örneğin; 15 dk. Ayşenur ol!) demişim sadece.
-“Tamam işte! Ben ömrüm boyunca kendimden başka herşey olmuşum; evlât, eş, anne, gelin…Kendimle başbaşa kalınca ne olduğumu, ne istediğimi bilemedim” derken gözlerinden yaşlar süzülüyordu.
“Nefsini bilen Rabbini bilir” sözünü çokça ve dikkatle tefekkür etmek gerekir.Zira kendini iyi bilen, tanıyan kişi imtihan alanlarını da keşfetmeye başlar ve nereden uzak durması gerektiğini öğrenir. Rabbinin ona ikram ettiği nimetlerini keşfeder, imtihanlar sırasında kulluk gücünü kullanarak, işin içinden kulca çıkmaya çabalar.
Ramazan ikliminde gelin önce kendimizi tanıyalım; şükredilecek özelliklerimizi ve kulluğu zora sokan özelliklerimizi. Sonra bayram sabahına salih/saliha bir kul olarak uyanabilmek için, insanlığımıza/kulluğumuza ne yakışmıyorsa onu çıkaralım hayatımızdan ve yerine güzel olan bir şey ekleyelim. Ekleyelim ki Ramazan gerçekten oruçla bizi tutmuş olsun, günahlardan, çirkinlikten…
Allah’ım! Kulluğunu idrak eden, hakkıyla yaşamaya çabalayan razı olduğun kulların zümresine bizleri de ekle…Amin…
Baki hürmet ve dua ile kıymetli dostlar…