BASİT HESAP
Ramazan ayı, bizi özümüze, kulluğumuza, yaratılışımızdaki en güzel hâle yeniden kavuşturmak, dönüştürmek,hatırlatmak için geldi de geçiyor bile…
Her Ramazan ayı, kulluğumuza yakışmayan bir şeyi terkettiğimiz, yerine bir hayrı eklediğimiz bir şekilde geçse, dünya nasıl güzel bir yer olurdu kimbilir! Üç ayların başından beri hemen her seminerde ve hasbihalde, “bayram sabahına, Müslüman kimliğimize yakışmayan neyi getirmediğimiz için şükür namazı kılacağız?” diyerek önce kendi aciz nefsimi silkelemeye çalıştım. Ancak ilginçtir ki, daha güzele talip olmak yerine, olmazsa olmazlarımız da dahi sallantıdayız yazık ki!!
Zaman zaman youtuber videolarında şehadeti bilmeyen, salavat ne diyen, gusül hiç lâzım olmadı ki diyerek şaşırtan Müslümanımsı(!) insanları içimiz yanarak izledik. Fakat İslâm 1500 yıl önce gelen, son ve hak din olduğuna göre, “iman ettim” diyen herkesin bilmesi ve yapması gereken sorumluluklar var. “Ey iman edenler! İman ediniz.” ayetindeki incelik tam da buna işaret ediyor; İman ettiğin dinin farkına var. “Dinde zorlama yokturcular” üzgünüm onu da yanlış anladınız, izninizle düzelteyim;
Dinde zorlama Müslüman olmayana yok.Müslüman değilseniz, İslâm’ın şartlarına uygun olmak zorunda değilsiniz elbette. Fakat “Müslümanım” diyorsanız iş değişir. Nefse savaş açar, sizi Allah’tan uzaklaştıracak ne varsa herbirine düşman olur, savaş ilân edersiniz ya da savaşmak için çabalarsınız hiç değilse!
Müslüman olabilmenin beş şartı var, öyle değil mi?
“İslâm dini beş esas üzerine kurulmuştur: Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Resulü olduğuna şehâdet etmek, namaz kılmak, zekât vermek, hacca gitmek ve Ramazan orucunu tutmak.” (Buhârî, Îmân 1, 2; Tefsîru sûre (2), 30; Müslim, Îmân 19-22. Ayrıca bk. Tirmizî, Îmân 3; Nesâî, îmân 13)
Gençlerle konuşurken basit bir hesap yaparak;
“Henüz mal varlığınız olmadığına göre, zekât ve Hac sorumluluğunuz yok. Şehadet getirdiniz, Ramazan orucu yılda bir ay…Kaldı geriye namaz! Namazı olmayan birisi Müslüman olduğunu nasıl iddia ve ispat edebilir ki?” diye soruyorum. Yani “oruç tutunca halsiz kalıyorum, şöyle oluyorum,böyle hissediyorum” gibi bahaneler ne denli geçerli düşünün. Ehl-i iman bir doktorun, “oruç tutmanız hayatî tehlike oluşturur, tutamazsınız” diye tanı koymadığı rahatsızlıklar, bahanedir, nefsin oyunudur vesselâm. Şartları beşte beş yapmak elzem, üç olsa da olmaz ,dört olsa da… Canımızın istediğini seçeneğimiz bir seçenek listesi değil, bunları taşımak İslâm olmanın gereğidir yani. Bu nedenle gençlere evlilik görüşmesinde “namaz kılıyor musun?” sorusu dahi üzücü diyorum. “Müslümanım” diyen herkeste olması gereken şeylerin, yapıldığında lütuf ya da harikulade algılanması şaşırtıcı değil mi?
Din görevlisi “faiz haramdır” dese, görevinden alınıyor meselâ! Ne anlatsın hoca efendi, fıkra mı?! “Din nasihattir” hadisi ve “salihlerle,sadıklarla beraber olunuz” ayetini idrak edemiyor muyuz? Dünya imtihan, zorlanıp nefsimize uyacak olursak elimizden tutup hakkı/hayrı söyleyecek dost gerekmez mi insana? Söyleyince rahatsız oluyorsanız, iman eden kalbinizin varlığıdır tek sebep.Zira rahatsız hissetmek bile iman âlâmetidir.Hatayı bilip ısrarcı olmanın sancısıdır bu. Fakat herhangi bir rahatsızlık dahi hissetmeden “böyle de olur Müslümanlığı” yaşıyorsanız (!) bu imanî sıkıntılara dahi sebep olabilir.
Ez cümle, Müslüman olduğumuzu söylerken, emre teslimiyetimiz ve Hakka muhabbetimiz samimi mi önce bunu gözden geçirelim. Cevap evetse ne âlâ… Fakat nefse kılıf bulma, dini ona uydurma bahanelerine sığınıyorsak eyvah!!!
Allah Ramazan ayı vesilesi ile, İslâm güneşinin önce kalbimize, sonra hayatımıza doğuşunu hissettirsin inşallah.
Bâki hürmet ve dua ile kıymetli dostlar…