KELEBEKSEN UÇMALISIN!

-“Allah Allah! Ne garip bir hava! Güneş doğmak istemiyor sanki bu sabah…” diye kendi kendine söylendi Melek teyze.
Tebessüm etti Ahmet amca:
-“Ne âlemsin Melek Hanım…Güneş doğmaktan, aydınlatmaktan, ısıtmaktan vazgeçer mi hiç? “

Onlar muhabbete devam ederken, güneş hâlâ bulutların arkasına ısrarla saklanır gibiydi:
-“O minicik çocuğa bağıran adam yüzünden doğmak istemiyorum bu sabah.Karanlıkta kalsın o!!” dedi pamuk gibi bembeyaz buluta…
Bulut:
-“Ben de şuradaki ormanlık alana pikniğe gelenlerin gölgemde rahat etmesini istemiyorum. Cânım ormanı öyle kirletip bırakıyorlar ki,doğ artık iyice de gideyim buralardan ben!” diye homurdandı.

Bahçe kapısının üzerinden aşağı doğru sarkan hanımeli de sıkıntılı görünüyordu.
-“Ne derdin var?” dedi üzerinde gezinen minik tırtıl.
-“Görüyor musun şu bizim evdeki Mehmet dedenin hanımına davranışlarını.O kaba saba bağırdıkça Fatma nine, nasıl için ağlıyor. Çok üzülüyorum. Beni o ekmişti buraya ‘Mehmet’im sever’ diyerek.Şimdi güzel kokumla o huysuz adamı mutlu etmek istemiyorum bende.Ama kokumu tutmak zorluyor beni biraz!”

Tüm konuşmalara şahit olan ahırdaki Küheylan tüm heybetiyle çıktı bahçeye:
-“Size yazıklar olsun! Yaratılış amacınızı mı unuttunuz, buranın imtihan alanı olduğunu mu? Allah’ın size ikram ettiği ne güzellik, ne vazife varsa yapmaya devam edeceksiniz elbette! Hakettikleri için değil elbet,”Ol” diyenin emrine boyun büktüğünüzden! “O insanların bir hesap günü var ve şüphesiz o gün herkes zerre miktarı iyiliğinin de kötülüğünün de karşılığını alır” diye anlatırdı ya Melek teyze unuttunuz mu?
Kim zerre miktarı hayır yapmışsa onu (karşılığını) görür.Kim de zerre miktarı şer işlemişse onu (karşılığını) görür.(Zilzal sûresi 7/8)
…..

Basit bir kurguydu sadece… Vazgeçer mi hiç güneş doğmaktan, aydınlatmaktan, ısıtmaktan?Ya bulutlar? Gölgesini haketmeyen biri var diye ortadan kaçmaya çalışır mı? Ya hanımeli ne kadar saklayabilir o güzel kokusunu?
“Tam kelebek olup uçacağız ama müsade etmiyorlar ki!” dedi güzel danışanım. Oysa kanatların hakkını vermek gerekmez mi? Etrafındaki insanların hâline bakarak davranış belirlemek, insanın kendini kaybetmesine sebep olur.Karşımdaki belirleyici olmamalı, kulca yaşamak için kendime yakışanı yapmaya çabalamak insana nefesa aldırır. Kul hakkı hassasiyeti yani! Huysuz birine huysuzca, kaba birine kabaca, dedikoducu birine dedikoduyla mukabele edildiğinde insan, kendi olmaktan vazgeçip karşısındakine benzemeye başlar.

Yaşanan tüm aksaklıklara rağmen, toparlamak, daha iyi hâle getirmek için çabalamaya odaklanıp; kulluğuna,insanlığına,anneliğine/babalığına, gelinliğine/damatlığına, evlâtlığına, kadınlık/erkeklik fıtratına yakışan neyse o sınırların içinde kalmayı başararak yaşamaktır aslolan…

Bayram vesilesi ile hakedip haketmediği kısmını Allah’a havale ederek bir telefon, kısa ziyaret ile yıllardır sırtımızda vicdan yükü olan birileri var ise, an bu an, gün bugündür kıymetli dostlar… Hesap gününde, sıla-ı rahim ile ilgili ;
-” Allah’ım o kadir kıymet bilmez kaba biriydi!” diye cevap veremeyeceğimize göre…
Biz üzerimize düşeni, “akraba ziyareti ömrü bereketlendirir” müjdesine talip olarak yaptıktan sonra, gerisi karşımızdakinin hesabıdır. Huysuz, kaba, değer bilmez olmak…Önemli olan o ne olursa olsun, benim kulca kalma konusundaki istikrarım…

İbn Abbas’tan rivayetle;

Bayram sabahı Rabbimiz kullarına şöyle seslenir;
“Ey benim kullarım!
Benden her türlü dileğinizi isteyiniz. İzzet ve celâlime yemin ederim ki bugünkü toplantınızda ahiretiniz için isteyeceğiniz her dileğinizi size veririm. Dünyanız için isteyeceğiniz şeyleri de gözetirim.İzzet ve celâlime yemin ederim ki, benim hakkımı koruduğunuz müddetçe kusur ve eksiklerinizi örterim. Sizi dinin hududlarını koruyanların yanında mahcup ve rüsvay etmem. Bağışlanmış olarak evlerinize dönünüz. Siz, beni kendinizden hoşnut ve razı ettiniz.Ben de sizden razı oldum!”

Bu ilâhî hitabın muhatabı olduğunu bilmek, bir Müslüman için en kıymetli hediye değil de nedir? “Benim hakkımı korumak” tabiri çok dikkat edilmesi gereken bir husus… Yani kulun Bayram sevincini yaşarken de,
-her alanda olduğu gibi- Allah’ın sınırlarını öncelik edinmesi gerekir.
Ramazan boyu en baş düşman şeytan ortada yokken, dünya muhtebir yer olmadı, zira nefs iş başındaydı. Bayram sabahıyla birlikte şeytan da yeniden görev başına (!) döndü. Bayramın kulca olmasının önündeki en büyük engeller; el öpme/tokalaşma/mahremiyet konuları… Müslümana ait bir bayramın kutlamasında, Müslümana ait olmayan ve mahremiyeti aşan tavırlar, elbette ki Allah’ın hudutlarını ihlâldir. Belki de, uçmamıza tek engel kelebek kanatlarımızın üzerindeki bilinçsiz tavırların tortularıdır. Müslüman olmak, istediğini yaşantına ekleyip,istemediğini yok saymak değil, tüm sınırları ile yaşamı Allah’ın hudutları ile belirlemektir.

Müslümanca yapacağım ama;
-dünyanın keyiflerini yok mu sayalım?
-hep ben mi yapacağım iyilik?
-Ben ne yaparsam yapayım olmuyor!?
-Kıymetimi bilen yok!
Diye uzayan bahanelerle yaşamı mahvetmek mi? Yoksa, her şartta insanlık ve kulluk kalıbını dejenere etmeden yaşamaya çabalamak mı? Tercihini yaşıyorsa insan bu dünyada, o hâlde kim olmak istediğini, nasıl anılmak istediğini belirleme zamanı!
Bir gün eğer buruşacaksa narin cildimiz, kaş çatmaktan alnımız mı, yoksa tebessümden kaz ayağı mı? 🙂

Tüm Ümmet-i Muhammed’in Ramazan Bayramı mübarek olsun.Bayramı hakeden affedilmiş kullardan eylesin Rabbim cümlemizi…(Amin)
Bâki hürmet ve dua ile…