ACI ve AÇI

Aynı dünya hayatını, aynı kurallar fakat farklı imkânlarla yaşıyoruz. Kiminin pırlantasının küçüklüğü dramatize ediledursun, kiminin de açlıkla imtihanı “vakar nedir?” sorusuna cevap olsun.

Aynı manzaraya bakan gözler, nasıl ayrı anlatıyor? Göz görür, kalp/zihin/ruh bütünlüğü ile anlam kazanır görülenler, yaşanılanlar… Benzer olayları yaşayanlara denk geliyorum zaman zaman. Biri için gündem dahi olmayan konu, diğeri için hayatı zehretmeye kâfi geliyor. “Acını değiştiremiyorsan açını değiştir” dedikleri bu olsa gerek!

Yanlış gözlüğü takmak, başkasının gözlüğü ile görmeye çalışmak beyhude çaba değil de nedir? Oysa mevcut şartlar içinde, iyilik/güzellik tohumları ekip devam etmek daha kolay değil midir? Çokça hayat hikâyesi dinliyorum işim gereği. İmtihanlardan kolaylıkla sıyrılarak yol almayı başaranlar, elindeki nimeti farkedip doğru gözlükle bakmayı başaranlar oluyor.

“Eşimin değişmesi gerek!”
“Eşim narsist!”
“Ben çabalasam ne olur ki! Onun değişmesi gerekiyor!”
“Hep mi ben?” diyerek patinaj çekmek yerine;
“Daha huzurlu olmak için neye ihtiyacım var?”
“Nasıl başarabilirim?” gibi sorularla kulluk gücünü kullananlar, imtihanı göndereni görüyor önce. “Ol” diyenin bir muradı var belli ki, peki ben “kulca” nasıl hareket etmeliyim?” diye imtihandan selametle çıkmanın yolunu arayanlar,ayette bildirilen her zorluktaki ve zorluktan sonraki kolaylığa talip oluyor.

İnsan insanın cinneti değil, cenneti olmaya adım atınca, akış değişiyor Allah’ın lutfuyla.
Israrla birlikteliklerini devam ettiriyor olmalarına rağmen, huzurlu olmamak adına direniyor gibiydiler. “Ne seninle, ne sensiz” dedikleri gibi! İlişkilerde haklı/haksız aramak yerine, huzur aramak daha kârlı olmasına rağmen, inatla çekişiyorlardı.

Ele gelir birşey olmamasına rağmen, ciddi problemler varmışçasına en güzel zamanlarını israf ediyorlardı acımadan. Akan güzel günler dönmeyecekti fakat bu inatla güzel günlere de yürümekte çabalayacak güçleri kalmış mıydı emin değildim!

Ayrı ayrı güzel olan parçalar, bir arada olmayı, “biz” demeyi başaramıyordu. Oysa yıllar su gibi akıyor, yaşanacak güzellikler inatlara ve güç ispatına kurban ediliyordu.
Evlilik “ben”i eritmeden “biz” olmaktır. Kendinden vazgeçmeden, fakat karşındakinin de varlığını unutmadan, kırmadan/dökmeden/incitmeden…

Severken yüksek perdeden iltifatlara boğulan fakat öfke anında (işine gelmeyen sorumluluk sebebi ile) da, hakarete hatta küfre varan konuşmalar!! Böyle ilişkilere “şizofrenik ilişki” diyorum ben! İki uçta yaşanan yoğun duygular! Oysa sevdiğine kızabilir insan ve yine kızdığı hâlde sevmeye devam edebilir. Önemli olan itidalli olmasıdır. Hadisin bildirdiği gibi; “sevdiğini ölçülü sev, bir gün düşmanın olabilir.düşmanına ölçülü kız, bir gün dostun olabilir.” Kaldı ki eşler arasında, huzur ve kriz anlarında, derin uçurumların olması, durumu zorlaştırmaktan başka bir işe yaramaz.
Allah Rasulü (S.A.V) bu sebeple , sevinç/üzüntü/öfke anlarında dengeyi sağlamak adına; “Asıl hayat, ahiret hayatıdır” diye vurgular, duyguları dengeye getirir. Geçici hayatın imtihanlarını kolaylaştırma farkındalığı sunar.Yani ne öfke, üzüntü gibi duyguların umutsuzluk girdabına, ne de mutluluk gibi duyguların heyecanı ile coşkuya kapı aralamamak gereklidir.

Kontrol alanı dışında, karşıdaki insanı bir şekilde değiştirmeye uğraşanlar, maalesef mutlu olmakta zorlanıyor. Değiştirmeye çalışmak zor ve beyhude iken, değişime talip olmak gelişim fırsatı ve kulluk tekâmülüne kapı aralamaktır. Fakat değişim, gelişim fırsatı olmakla birlikte sorumluluk almak demektir. Varmak istediğimiz sonuca göre, gidilecek yolları keşfetmek, yola koyulmaktır.

Gelelim bizim çiftimize… Evlilikle birlikte neye talip olduğunu idrak etmeden, sadece karşı tarafa odaklanıp sorun üreteci olmak mı? Yoksa kendini idrak edip, gün gün daha iyi olması için kontrol alanında olanları revize etmek mi? Uzun bir direncin ardından, kendine dönmeyi başaran taraf, usulca hal diliyle, ikna çabası olmaksızın kendini yaşayarak liderlik ediyordu eşine. Beklentiler, yapılması gerekenler bir bir yapbozda yerini buluyordu âdeta. “Onca anlattım anlamak istemiyor!” demek yerine olmak istediği kimliğin hakkını veriyordu. Gözlerimin önünde “acı” dediği o hayat, “açı” değişimiyle dünyadaki huzur bahçesine dönüşüyordu. Hayran olmamak mümkün değil!

Üç günlük dünya hayatını imar edip, güzelleştirmek varken, heba etmekte bir tercih olsa gerek!
Ahiretimize sermaye olacak kalitede bir dünya hayatı yaşamayı nasip etsin Rabbim hepimize..(Amin)

Bâki hürmet ve dua ile kıymetli dostlar …