KALBİNLE BAK ETRAFINA!
Kasada sıra önümde tahminen onbir/oniki yaşlarında bir kız çocuğu var.Başında örtüsü,temiz pak giyimi, hanım hanım duruşu ile yaşından çok daha olgun maşallah. Kasadaki aksi görünümlü,asık suratlı kasiyere elindeki turşu kavanozunu uzatarak “abla bu ne kadar?” diye sordu.
“Biz bunları etiketleyip koyuyoruz.Orada yazmıyor mu?Kopartıp iş çıkarıyorsunuz!” diye homurdanmaya başladı. Minik yavru sessiz , arkasında bekleyen ben şaşkın! Avucundaki para yetecek mi o yüzden soruyor belli ki.
“Alıyor musun” diye çıkışınca,
“Canım izin verirsen onu benim aldıklarımla geçelim mi kasadan.Benden olsun” dedim kasiyeri hiç muhatap almadan.
“Ama…” dedi mahcup.Yanakları elma gibi kızardı.
“Lütfen” deyip kasiyere döndüm.
Elimdeki çantamı kenara bırakırken suratsız kasiyer;
“Onlar yaksın, yıksın vatanı biz besleyelim” gibi cümlelerle homurdanmaya başladı.
Kasaya yüzümü döndüğümde kız yoktu.
Kasiyere;
“Herkesi aynı kefeye mi koyuyorsunuz yani? Minicik bir çocuğun kalbini kırmaya gerek var mıydı? Her milletin iyisi de var kötüsü de! Peki burada tecavüze uğrayan savaş mağdurları yok mu?” dedim.
“Sizin eşiniz,çocuğunuz savaş çıksa kaçar mı ülkeden savaşır mı? ” dedi.
“Onlar savaşır elbet.Fakat kaçıp kaçmamak onların tercihi, insan kalıp kalmamakta sizin ve benim tercihim.Siz de haklısınız, tercihinizi yaşıyorsunuz elbette” dedim.
Ve belki de ilk defa bir dükkândan, “kolay gelsin,hayırlı işler” demeden çıktım. Çünkü insanlığını unutmuş kalpsiz kimsenin işi bu dünyada da, ahirette de kolay olmamalıydı!
Kapıdan fişek gibi çıkarken, nahif bir “abla” sesi durdurdu beni. Baktım kapının yanında beni bekliyor minik kız.
“Kesenize bereket, Allah daha çok versin.Teşekkür ederim” dedi.
Kocaman kucakladım yavruyu. Tüm mazlumları kucaklayıp yaralarını saracak gücümüz,imkânımız, imanımız olsa keşke!
O yaşta zarifçe orada beklemesi, insan kalmayı başaramayan, güzelliğe kök salmak yerine taşlaşmayı seçen kalplere ders gibiydi.
Evet birileri hep kötülük yapacak bu dünyada, birileri birilerinin canını yakacak, birileri haksızlığa uğrayacak, biri zalim biri mazlum olacak! Çünkü burası dünya… Ahiretin tarlası ve herkes hasat zamanı ne ektiyse tarlasına onun mahsulünü toplayacak.
“Manasız asık surat dahi, kul hakkıdır” inceliğiyle yaşamaya çalışanların olduğu dünyada, karşısındakini yaşadığına pişman edecek zehirli cümleleri olan insanlar da var yazık ki! Her karmaşada aklı selim düşünmek gerek, provakatif tavırları iyi ayırmak, ülke bütünlüğünü , ümmet bütünlüğünü gözetmek gerek ve en önemlisi merhamet duygumuzun zarar görmesine engel olmak gerek.
Turist olursa, gayri Müslim olursa sorun yok, fakat Müslüman olursa, ne olursa olsun “ülkemde istemiyorum” naraları yükseliyor. Evet her milletin iyisi de kötüsü de var.Bununla birlikte herkese aynı etiketi yapıştırmak adaletsizliktir.
Hâsılı kelâm, dünya başkasının ne yaptığı ile ilgilenecek kadar uzun değil. Bu yüzden hadiste “kişinin kendini ilgilendirmeyen şeyi terketmesi imanının güzelliğindendir” buyrulur. Etki alanımızda sadece kendi nefsimiz olduğuna göre, dünyada bize ait olan hangi rol varsa; anne/baba, evlât, eş, kardeş, arkadaş, gelin, doktor, mühendis, ev hanımı vs… o rolün hakkını vererek ve daha iyi bir hâle getirerek yaşamaya çabalamalı. Üzerimize düşen ensar olmaksa bugün, hakkını vermek gerek muhacirin hakedip etmediğine takılmadan ya da içlerindeki kötülerin faturasını masumlara çıkarmadan…
İnsanca ve kulca yaşayıp, merhametle yaratılan her canlıya Yaratıcısından dolayı hürmet ettiğimiz bir dünyadan, cennete uzanan kapıya varmak duası ile kıymetli dostlar…(Amin)