HUZUR REÇETESİ



HUZUR REÇETESİ

“Toplumun temel taşı ailedir” cümlesi ile başlar eğitim… Fakat o temel taşı oluşturan ögelerden başlamak gerek… Anlatarak ve en önemlisi yaşayarak!

İslâm dininde eş seçiminde denklik önemli bir konudur. Fakat akla önce ve sadece maddî denklik gelmemelidir. Sosyal ve kültürel anlam, hayata bakış, örfî/kültürel durum ve en önemlisi dinî algı. Evet! En net çizgimiz, yaşam tarzımızda helâl/haram/farz kısmı çünkü. Helâl daire keyfe kâfi olmakla birlikte, iman ettiğimiz dinin belirli kuralları bizi aynı paydada topluyor olmalı.

“Kadınlara iyi davranmanızı tavsiye ediyorum; vasiyetimi tutunuz. Zira kadın kısmı kaburga kemiğinden yaratılmıştır. Kaburga kemiğinin en eğri yeri üst tarafıdır. Eğri kemiği doğrultmaya kalkarsan kırarsın. Kendi hâline bırakırsan, yine eğri kalır. Öyleyse kadınlar hakkındaki tavsiyemi tutunuz.” (Buhârî, Enbiyâ 1, Nikâh 80; Müslim, Radâ’ 60. Ayrıca bk. Tirmizî, Radâ 11, Tefsîru sûre (9) 2; İbni Mâce, Nikâh 3)
Efendimiz (S.A.V) hadis-i şeriflerde kadınlara nasıl muamele edilmesi gerektiğini bildirirken, Kur’an-ı Kerim’de Nisa(kadın) sûresinde kadınlar konusunda ince detaylar bulunmaktadır. Kadın ailenin mihenk taşı ve Allah’ın emaneti diye nitelendirilirken yazık ki “iman eden” toplumlarda bu durumdaki zaafiyet can sıkıcı! İman ettim dedikten sonra, her emir artık hayatımızda can bulmak durumundadır. Yani evlenme kararı alan bir erkeğin öncelikle neye talip olduğunu bilmesi, bu konuda kendini yetiştirmeyi ve yetkin hissetmesidir aslolan. Yazık ki toplumda bilhassa erkek için;
“Evlensin de adam olsun” diye bir tabir kullanılır ki, kocaman bir kul hakkıdır. Tabiri caizse, anne/babanın adam edemediği(!) bir genci, su gibi anne/babasının kıymetlisi bir genç kızın adam(!) etmesini beklemek haksızlıktır. Genç kız da elbette, evlilik ile neye talip olduğunu bilip öyle adım atar, fakat görevi bir yetişkinin olmayan(!?) yanları konusunda eğitici olmak değildir. Kadının hassas durumunu anlatabilmek için kullanılan “kaburga kemiği” tabiri, çok ince bir nüktedir. Kaburga kemiği kırıldığında alçıya alınamaz meselâ. Kendi hâline bırakmak kadar, ısrarla fıtratı dışında bir hâle getirmeye çalışmakta zarar vericidir.
Bu sebeple evlilik öncesi, eş adayları birbirlerinde farkettikleri özellikler, ömür boyu değişmezse dahi kabul eder miyim sorusuna dürüst cevap vermelidir.

“Şayet ben bir insanın başka bir insana secde etmesini emredecek olsaydım, kadına, kocasına secde etmesini emrederdim.” [Tirmizî, Rada’ 10, (1159)]

Yukarıdaki hadis farklı kesimlerde farklı yorumlarla gündeme gelir.Fakat doğrusunu idrak etmek için, bütüne ait diğer parçaları da bilmek elzemdir. Erkekler bu hadis üzerinden, kibre sürüklenirken atladıkları bir gerçek var ki; kadın Rahim sıfatının tecelligâhıdır. Yani çok affeder, çok merhamet eder. Bun nedenle de bir ömür eşini affederken, çocuklarına da merhameti sonsuzdur kırgın dahi olsa. O hâlde hadise bu gerçekliği de katarak bakarsak;
“Sen adam ol, kadın zaten secde eder” gerçeğine ulaşırız. Kadın sahiplenildikçe, sevildikçe dünyayı sırtlanır hem de seve seve… Zaten fıtrî kodunda vericilik var,merhamet var.

“Bir erkek karısını yatağına çağırır da karısı gelmez ve erkek ona dargın olarak gecelerse, melekler o kadına sabaha kadar lânet ederler.” (Buhârî, Bed’u’l-halk 7; Müslim, Nikâh 122. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Nikâh 40)

Gelelim hanımefendilerin sıkça karşısına çıkan hadise… Evliliğin en önemli dinamiklerinden biri elbetteki cinselliktir. Fakat adil olan, merhamet sahibi olan, kadına merhameti tavsiye eden Rabbimiz ve elbetteki Peygamberimiz ve dinimiz, durduk yere kadına lânetten bahsetmiyor elbette. Kadın ve erkeğin yaratılış farkı bu konuda da ortaya çıkar. Kadın duygusal doygunluk sonucu cinselliğe varırken (saçımı okşa,merhametini hissettir, ara/sor, dinle, sevgini ifade et, sosyal hayatta varlığınla beni kuşat vs…), erkek cinsellik varsa duygusallığa daha kolay ulaşır. Bu bağlamda, gündüz arayıp sorulmayan, kırıldığında özür dilenmeyen, beklentileri karşılanmayan (ki ilgi,sevgi,şefkat beklenti değil olması gerekendir) kadın, sadece yatakta hatırlanıyor ise, en kolay kadınlığından/cinsel ihtiyaçlarından vazgeçer. Çünkü cinselliğe ulaşacak duygusallık yoktur. Kalbi kırık,üzgün ya da konuşulması gereken konular olduğundan bunu eşine dile getirip, uzaklaşıyorsa bu elbette ki lânet sebebi değildir. Zira Allah adil ve merhametlidir.
İşte burada hadis devreye girer. Kendine hâline bırakmak ya da düzeltmek için canını yakmak değil, erkeğin kavvamlık özelliği ile koruyup kollayan, gözeten ve sorun çözen tavrı, yön verici olmalıdır.

Kavga,kırgınlık gibi gergin durumlar üzerine, cinselliği özür yolu olarak deneyen erkekler sebebi ile, pek çok hanımefendi danışanım göz yaşları ile, lânetten korktukları için, ruhsal dengeleri bozuluyor. Kadına narin bir çiçek gibi davranmayı tavsiye eden bir dinin, kâfi idrak edilmediği gün gibi ortadadır.

“Mü’minlerin îmân bakımından en mükemmeli, huyu en iyi olanıdır. Hayırlınız, kadınına karşı hayırlı olanlardır.” (Tirmizî, Radâ 11. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Sünnet, 15; İbni Mâce, Nikâh 50)

Bir seminer sonrası yetmişli yaşlarda bir teyze gelip sımsıkı kucakladı beni;
“A kızım ne güzel anlattın. Allah razı olsun. Ama bunu camideki amcalara kim anlatacak” dedi.
Haklıydı, çünkü kimsenin bin beş yüz yıl önce gelen ve iman ettiği dinin emirlerini öğrenecek vakti yoktur!?

Nisa sûresi 136. ayette “Ey iman edenler! İman ediniz”derken, neye iman ettiğini idrak et ve öyle yaşa buyrulur.
İslâmca bir intizamın olmadığı yerde, hânelerdeki karmaşanın son bulması oldukça zahmetli görünüyor.

Allah’ım! Hepimizi iman ettiğimiz dinin güzelliği ile ahlâklandır. (AMİN)
Baki hürmet ve dua ile…