YÜREK DEĞİL KAYA!

“Sokakta kimsesiz bir hayvan inliyor olsa, insan olan bir bakar, hasta ise veteriner bulur. Hiç değilse merhametinden başını okşar…” dedi güzel yüzünden sel gibi akan yaşlarla.

O an yüreğime sımsıkı sarılmak, merhametsiz insanların sertliği ile kalbi acıyan tüm herkesi sığdırmak istedim aciz yüreğime. Fakat kimse kimsenin yerini dolduramaz şu dünyada. Babanın, annenin,kardeşin, eşin, evlâdın, arkadaşın hissettirdiği duygu ortak noktada sevgi olsa da, her birinin birbirinden elbette ki farkı var. Genç ve güzel kadının, merhametsizliğine isyan ettiği kişi, yazık ki kocasıydı! Ailesinin güvenerek emanet ettiği adam yüreğini acıtıyordu.

Benzer hikâyelere öyle çok denk geliyorum ki…
Onlara ısınıp kaynaşasınız diye size kendi türünüzden eşler yaratıp aranıza sevgi ve şefkat duyguları yerleştirmesi de O’nun kanıtlarındandır. Doğrusu bunda iyi düşünen kimseler için dersler vardır.(Rum Suresi/21)

Ayet-i kerimeyle bağdaşmayan bir durum değil midir bir hânede sevgi ve merhamet eksikliği? Bu iki unsur olmadan, aile olunabilir mi? Bugün dünyada en çok eksikliği hissedilen; sevgi, merhamet, samimiyet gibi insana yakışan duygular değil mi? Yazık ki bunlardaki yoksunluk, bencillik, katı kalp, aidiyet bilincinde zaafiyet gibi durumların sıkça yaşanıyor olması sebebiyle, huzur denilen dünya zenginliğini alıp götürdü.

Henüz Allah’ın emaneti olan kadınına sevgi ve merhamet göstermeyi başaramayan adam, elbette ki Filistin konusunda da pasif,bilinçsiz ve “bana ne!” zihniyetinde olur. Evini merhametle temellendiremeyen adam, Müslüman soykırımına da doğal olarak sessiz kalır, boykot nedir düşünmez!

Ayette “sevgi ve merhamet” diyor “aşk ve şehvet” demiyor farkındaysanız! Yüksek duygularla değil istikrarlı duygularla devam eder muhabbet… Evlilik okulu yaptığımız zaman, gençlere;
“Bakın bakalım yolda yürürken bir hayvan gördüğünde merhametle bakabiliyor mu? Bir çocuk görünce sevgiyle saçlarına dokunuyor mu? Gözlerinde merhametin ve sevginin nahifliğini görüyor musunuz? Davranışlarında o nahifliğin izleri var mı? Tüm bu zarif duyguları, kavvamlığını doğru yerde kullanarak yönetiyor mu?” diye soruyorum.

Sinesinde kalp yerine kocaman bir kaya taşıdığını bilerek evlenen, o kayanın altında kadınını, çocuklarını ezen merhamet yoksunu tüm erkeklere itirazım var! Tin Sûresine muhalefet edercesine
(Biz insanı en güzel şekilde yarattık)
hayatını insana yakışmayan duygu ve davranışlarla dejenere eden ve bu bozuk insanî kodlarla başka hayatları da ziyan eden kimse, iman ettiği dinin muamelat kısmında sıkıntı yaşıyor kesinlikle…

Güzel ve samimi gülebilen, ihtiyacı olana gücü nispetinde maddî/manevî destek olmayı yaşam tarzı bilen, kelimeleri ile yürekleri acıtmak yerine ferahlatan insanlar “en güzel yaratılış kodunu” muhafaza eden kimselerdir. Zaman zaman virüsün bulaşma ihtimalinin olduğu yerlere yaklaşıldığında resetlemek, format atmak lâzım! Zira hayat dediğimiz, hesap gününde orijinaline en yakın kalarak yaşandıysa kazanım olur.

Zamanın birinde ariflerden biri kahvaltı sofrasına oturmadan önce, tabaktaki üç zeytin sohbete başlar;
-“Amaann! Beni kim yesin ki… Çekirdeğim kocaman, tadım acı!”
İkinci zeytin girer söze;
-“Ben de nasıl sıskayım! Ne etim var, ne tadım!”
Üçüncü zeytin alır sözü;
-“Hamdolsun Yaratana! Cennet nimetiyiz biz. Tadım da güzel, kokumda!”

O sırada arif zat girer mutfağa ve hikmet nazarıyla göz atar tabağa. Tatlı bir tebessüm yerleşir nuranî simasına, “Bismillah” diyerek üçüncü zeytini iştahla yer.

İnsan da “eşref-i mahlukat” olduğunu aklında tuttuğu sürece, kıymetini zarara uğratacak ne varsa kaçar o işlerden. Hesap gününün olduğu idraki ile hayatı anlamladıranlar şükür hâlindedir ve kulluk gücünü kullanmaktan geri durmazlar.

Ya dünyayı sadece istediği gibi sınırsızca yaşamak? Hesap gününe inanmayanın da insanlık kalitesinden çalan bir hırsız! Alkol ya da madde ile aklını rafa kaldıran, zinanın özgürlük olduğuna aldanmışların kalp yaraları ile bozulan psikolojileri, cimrilikten infakın huzur ve paranın amaç değil araç olduğunu keşfetmeden dünyalarını ‘yok’ gibi yaşamaya çalışanların yakıcı hırsları, dedikodu ettikçe yalnızlaşanların güvensizlikleri, kabalık ve bencillikle “ben” diyerek hırçınlaşanların umutsuzlukları ve daha niceleri…
Söyleyin şimdi hangisi daha kârlı?
Her istediğimiz güzelliği bu dünyada yaşıyor olsaydık, imtihanlar olmasaydı burası cennet olmaz mıydı? Oysa dünya burası, şairin dediği gibi;
“Burası dünya;
Ne çok kıymetlendirdik …
Oysa ekip biçip gidecektik!”

Bugün belli fedakârlıklar edilecek ki, mükâfatı büyük olsun inşallah!

Sinesinde pamuktan daha yumuşak, tüyden daha hafif, en güzel melodiden daha huzur veren/huzur dolu olan, rayihasıyla hanımelini gıpta ettiren kalp taşıyan, yaratılış kodlarını muhafaza etme çabası ile hayatı anlamlandıran güzel yüreklere selâm, hürmet ve dua ile …