GÛRLULAR
Kıymetli okuyucularım bu yazımızda sizlere tarihin önemli devletlerinden olan Gurlular konusuna değinmek istiyorum. Gurlular ile ilgili İdeal yayınevinde çıkan kitabı ile eksik olan bir hususu tamamlayan Tarihçi-Yazar Sena SARAÇ hocamıza sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum.
Gûrlular, Horasan, Afganistan ve Kuzey Hindistan’ı içine alan çok geniş bir coğrafyada yaklaşık yedi asır hüküm sürmüş Şensebânîler hanedanıdır. Şensebânîler, yaşadıkları coğrafyaya nispetle tarihî kaynaklarda Gûrlular ismiyle zikredilmişlerdir. Mezkûr kavim yerleşim sahası olarak Orta Afganistan’ın dağlık bölgesiyle Garcistân’ın güneyi, Cûzcân, Ferahrûd, Herîrûd ve Murğâb nehirlerinin yöresindeki topraklar gösterilmiştir. Gûr bölgesini, üç taraftan Horasan kuşattığı için burası kimi zaman adı geçen eyalete dâhil olarak kabul edilmiştir.
Gûrluların hem kalesi hem karargâhı olan Fîrûzkûh, bugün yerleşimi olmayan ve Câm ismiyle bilinen bir yerdir. Burası XII. yüzyılda, eskiden Gûr dağları günümüzde Hazara dağları olarak bilinen bölgede kurulmuş bir şehirdir. Kuruluşundan Gûrluların yıkılışına kadar hanedanın başkenti statüsünde kalmıştır. Bölgenin üs konumundaki şehirlerinden olan Bâmiyân’ın etrafı dağlar ve nehirlerle çevrilidir. Dağlarından çok sayıda ırmaklar inmektedir. Bâmiyân bölgesi ve Ceyhun Nehri civarındaki topraklar Gûrlu ailesinin başka bir kolunun hâkimiyet sahasıdır. Gazne ise 568/1173 yılında resmen Gûrluların eline geçti. Her ne kadar şehrin tamamen tahrip edildiği söylense de Gûrlular zamanında önemli bir idare merkezi olarak kaldı. Gûrluların hâkimiyet sağladıkları diğer önemli bir şehirde Herat’tır. 383/994 yılı itibariyle Gaznelilerin idaresine giren Herat, uzun bir dönem Selçuklu-Gazneli mücadelelerinin mekânı olduktan sonra 570/1175 senesinde Gûrluların hâkimiyetine geçti. Herat halkının Gûrluları şehre davet ederek onların idaresini seçmeleri önemlidir. Şehir, Gûrlular döneminde ilim ve kültür merkezi olma statüsünü korudu. İsfizârî, Gûrluların Herat’ı idare ettikleri yıllarda burada birçok medrese kurulduğunu söylemektedir.
Hanedanın menşei konusunda Afgan, Hint, Fars, Arap ve Türk olduklarına dair beş farklı görüş bulunmaktadır. Bunlar arasında özellikle Fars veya Türk kökenli olmaları iddiaları daha çok ön plana çıkmaktadır. Ancak tarihî kaynakların onların kökenleri konusundaki sessizliği ve bilgilerin daha çok efsanelere dayanması bu konuyu tartışmaya açık hale getirmektedir. Bölge Gûrlular’dan evvel Sâmânîler ve 400/1010’dan itibaren de Gaznelilere ait olmuştur. Evvelce tamamen İranlı olan bölge sakinleri Gûrluların yıkılışından sonra ya Moğollaşmış ya da kimliklerini kaybetmişlerdir. Bugün ise Hazar ve Cahar Aymak kabilelerinin içinde bulunduğu ve çoğunluğunu Afganların oluşturduğu bir yerdir.
Gûr coğrafyasına ilk İslâm akınları Emevîler zamanında 46/667 senesinde yapıldı. Bölgeye bu yılları müteakip birçok sefer düzenlendiyse de Gûr üzerinde bir kontrol sağlanamadı. Burası daha çok bir köle deposu olarak görüldü. Abbâsîler döneminde ise Gûr emîrleri halifelere bağlı kaldılar. Saffârîler zamanında, Ya’kūb b. Leys’in, Zemindâver ve Büst taraflarını istila ettiği tarihten itibaren Gûrlular hakkında kaynaklar bilgi vermeye başladı. IX. yüzyılın sonunda Sâmânîler, Saffârîler’i Horasan’dan çıkardıktan sonra Gûr’a karşı bir sefer düzenlediler. Söz konusu sefer bölgede tutunma çabasından ziyade çok miktarda esir elde etmek amacıyla yapılmıştı. Sebüktegin, Zâbulistân ve Gazne’nin yöneticisi olmasının akabinde Gûr üzerine çokça seferler yaptı. Sultan Mahmud, 400/1010 ve 405/1015 yıllarında kendisi, 410/1020 yılında oğlu Mes’ûd’un yaptığı seferler sonucu Gûr dağlık bölgesini itaat altına almayı başarmıştı.
Gûrluların erken dönem tarihleri, kuruluşları ve ilk emîrleri hakkında bilgilere çeşitli rivayetler ve efsaneler sayesinde ulaşılmaktadır. Kaynaklarda özellikle kuruluşları efsanelerle sınırlıdır. Kaynakların ağız birliği ettiği husus Gûrluların aslının Gûr padişahı Sûrî’den gelmesidir. Devletin resmî kurucusu olarak ise Seyfeddîn Surî kabul edilmektedir. Gazne şehri de ilk defa onun döneminde ele geçirilmiştir. XII. yüzyıla gelindiğinde ise Selçuklu ve Gaznelilerin siyasî olarak zayıflamalarını fırsata çeviren Gûr sultanları ülkelerini resmi bir devlet haline getirmişlerdir.
Gûrlular ve Gazneliler devletlerinin siyasî ilişkileri hem Türk tarihi hem de Orta Çağ tarihi açısından önemlidir. Nitekim Gaznelilere Gûrlular tarafından son verildiği bilinmektedir. Tarafların birbirleriyle mücadele halinde olmaları ise coğrafî yakınlıklarıyla açıklanabilir. Aynı etnik kimliğe veya dine mensup olsalar da tüm devletler bulundukları coğrafyada tek siyasî güç olmaya çalışmışlardır. Gûrlular da önceleri bağlı bulundukları Gaznelilerin zayıflamasıyla ellerine geçen fırsatla bölgede nüfuz sahibi olmak istemişlerdir. Ancak adı geçen devletlerin tâbilik-metbûluk ilişkileri diğerlerinden farklıdır. Her iki devletin Büyük Selçuklu Devleti’ne bağlı olduğu dönemler olmuştur. Aynı devlete bağlı iki devletin otorite mücadelesi benzerine az rastlanan bir durumdur. Burada Büyük Selçuklu Devleti’nin içinde bulunduğu siyasî buhranı fırsata çeviren Gûrluların güç kazanma çabası ön plana çıkmaktadır.
Sencer’in Gazneli-Gûrlu ilişkilerine müdahil olmaması dikkat çekicidir. Her şeye rağmen Sencer akrabalık ilişkilerinden dolayı Gazneli Behram Şâh’ı somut olmasa da politik anlamda destekleyen bir yol izlemiştir. Sultanın söz konusu tavrının diğer bir sebebi de Behram Şâh’ın kendisine karşı daha samimi bir bağlılık göstermesidir.
Sultan Sencer, Gûrlu Alâeddîn Hüseyin vergi vermeyi bırakıp bağımsız bir hükümdar gibi “sultan” unvanı kullanıp ve çetr taşıtmaya başladıktan sonra Gûrlular üzerine harekete geçmiştir. Nâb’da yapılan savaşta Alâeddîn Hüseyin Cihânsûz esir edilmiştir. Diğer taraftan Sencer, Gazne-Gûr ilişkilerinde doğrudan etkin bir rol oynamamakla beraber, Gûrlular üzerine düzenlediği sefer ile Gazneliler Devleti’nin yıkılış sürecini de yavaşlatmıştır. Gûrluların bozguna uğratılmasıyla Büyük Selçuklu Devleti Katvan bozgunuyla sarsılan saygınlığını yeniden kazanmıştır. Selçuklular ile Gazneliler açısından nispeten olumlu sonuçlanan Nâb Savaşı’nda Alâeddîn’in esir düşmesi, Gûrluların bölgede ilerleyişinin duraksamasına sebep olmuştur.
Gûrlu Gıyâseddîn Muhammed döneminde Gaznelilerle rekabette dengelerin değiştiği görülmektedir. Gıyâseddîn Muhammed 568/1173 yılında kardeşi Muizzeddîn’i Gazne üzerine göndermiş ve şehir üçüncü kez Gûrlular tarafından ele geçirilmiştir. Gazne şehri her ne kadar Oğuzların elinden alınmış olsa da Gûrlular şehrin ele geçirilişini önemsemişlerdir. Hatta Gıyâseddîn ve Muizzeddîn kardeşler ülkelerini ikili bir şekilde Gazne-Fîrûzkûh merkezli olarak idare etmişlerdir. 1186 yılına gelindiğinde Gûrlular son Gazneli hükümdarı Hüsrev Melik esir edip öldürünce Gazneli Devleti resmen son bulmuş oldu.
Gûrlular, Gazne’yi ele geçirdikten sonra kendilerinde bir imparatorluk kurma yeteneğini ve özgüvenini görmüşlerdir. Bu nedenle de Horasan’ın ele geçirilmesini stratejik hedeflerinden biri olarak belirmişlerdir. Diğer taraftan Hârezmşâhlar’da askerî ve siyasî sebeplerden dolayı Horasan’ı görmezden gelememiştir. Dolayısıyla bu iki gücün karşı karşıya gelmesi kaçınılmaz olmuştur. Hârezmşâhşahların iç meselelerinde Gûrlulara yönelmesi ve Abbâsî halifesi Nâsır Lidinillâh’ın Gûrluları, Hârezmşâhlara yönlendirmesi ise tarafların mücadele etmesi için siyasî zemini oluşturmuştur. Gûrlular ve Hârezmşâhlar devletlerinin siyasî, askerî ve diplomatik ilişkileri mezkûr bölgede yaşanan tarihî hadiselerin anlaşılabilmesi adına oldukça önemlidir. Taraflar her ne kadar siyasî ve askerî mücadeleler yaşamış olsalar da dostane ilişkiler yürütüldüğü zamanlar ve Karahıtaylara karşı ortak hareket edilen durumlarda yaşanmıştır.
