ADAM!

Zor değildi oysa …
Sadece dört bir yanını tebessümle sarıp yüreğinden tutmak!
Bir kadının beklentisi olamaz sahiplenilmek, aidiyet hissetmek, merhamet ve ilgiyle yüreğini yeşertmek, duygularının görülmesi, gözlerindeki ışıltının da hüznün de sebebinin anlaşılması! Çünkü bunlar olması gerekenlerdi.

Aşk, muhabbet, huzur, mutluluk ise aranılan, iyice idrak edilmesi gereken bir şey var; Allah yuvanın huzurunu kadının duyguları üzerinden tesis eder. Yani bir hânede kadın gülüyorsa o ev huzurludur. Şu hâlde evin kavvamlık vazifesini yerine getirecek olan erkek, büyütmek istediği duyguları tesis etmekle sorumludur.

Düşünceler duyguları, duygular davranışları harekete geçirir. Kadın hangi düşünceleri taşıyorsa zihninde, yüreği öyle atmaya başlar. Kalbi ilgi, sevgi , şefkat gibi duygulara duyurulmuş kadın, eşinin tükenmez baharı olur. Haklar erkeğin vazifeler kadının değildir. Her ikisinin de hak ve vazifeleri vardır şüphesiz. Fakat kavvamlık vazifesinin yüklendiği erkek, bir makinenin başlatma tuşu gibidir. İlk hamle nasılsa ardı da öyle gelir.

İslâm hukukunda iki kadının şahitliği bir sayılır, bilirsiniz. Çünkü kadın duygusaldır, Rahim sıfatının tecelligâhı olduğundan af ve merhamete yakındır. Ancak duyguları doyurulmayan kadın zaman içinde solmaya başlar, susar, kavgası dahi biter. Âdeta gün dolduran mahkum gibidir. “Aman çocukların düzeni bozulmasın, ailem üzülmesin, etraf duymasın” derken gençliğini usul usul heba eder. Yetmişli yaşlardaki bir teyzenin boşanma ardından söylediği cümle, yürek yakan cinstendi;
“Şimdi sadece giden gençliğime yanarım!”

Sonuna kadar mücadele ederken kadın, erkek kadını hiç gitmeyecekmiş gibi hoyratça davranmaya devam ediyorsa, o kadın bir gün gölgesini dahi bırakmadan gider.

Şems Hz.;
“Hayatının altının üstünden daha iyi olmadığını nereden biliyorsun?” der. Belki de, sonuna geldiğini görmek gerek. Boşanmak, Allah’ın en sevmediği helâldir. Fakat cennetlik olmak için boşanmamak şart değil elbet. Ashaptan boşananlar olduğuna göre, önemli olan sonuna kadar çabalayıp olmadığı yerde sonlandırmak…

“Beni görmüyor” cümlesini öyle çok duyuyorum ki! Danışanlarımın bir kısmı zahiren yorgunluk, iş , sorumluluk kısmına değinirken sonrasında vardığı nokta;
“Ben işten korkmam, kaçmam. Ama eşimin gölgesinde dinlenmek, değerli hissetmek isterim. Her dokunuşun cinselliğe varmadığı bir merhameti hissetmek isterim.”

“Marifet iltifata tabidir, müşterisiz meta zayidir.” sözünü duymuşsunuzdur. Toplumsal olarak kadın üzerinde baskı kurulmaya çalışılırken, İslâmca hayat düzeninde “Sizin en hayırlınız kadınlarına ve çocuklarına hayırlı olandır” temeli vardır. Erkek kadının himayesi ve zor olanı yapmakla görevlendirilmişken, bugün aile düzeniyle ilgili herşeyi kadının sırtlanması işleri çıkmaza sokmaktadır.

Sadece seccadeye, Ramazan orucuna sığdırılmaya çalışılan İslâm’ın bir hayat düzeni olduğunu ne zaman idrak edeceğiz acaba? Nikâhla birlikte mehir hakkının doğması kadının maddi güvencesini sağlarken, kaç Müslüman (!) erkek bu konuda hassas acaba? Mehir şöyle dursun, evde kendini yük hisseden, ihtiyaçları görmezden gelinen nice kadınlar var yazık ki!

Pek çok kadın danışanımdan yola çıkarak söylüyorum; erkeğin güçlü bir kale olmadığı her birliktelik, zayıf bir gecekondu gibi yıkılmaya mahkumdur !

Bir kadın sustuktan, vazgeçtikten, paramparça olduktan sonra, “tamam” demenin bir faydası olabilir mi dersiniz?
Önemli olan incitmeden, incinmeden sevebilmek… Yine bir danışanımın “nikâhında ölsem, onu asla ebediyette istemiyorum” diyerek akan göz yaşları yüreğimi delip geçti… Bu erkeğin hesabı nasıl ola Allah’ım!

Beyler! Müslüman olduğunu söyleyen ve Müslümanca yaşama misyonu olan erkekler!
Size emanet edilen kadın ve çocuklarınızın, kocaman bir hazine olduğunu farketmek, şükretmek ve hakkını vermek için ne bekliyorsunuz?
Küsmek çocuk tavrıdır. Yetişkinler küsmez. Küsüp surat asarak evden çıkışınızın belki dönüşü olmayacak, belki de geri geldiğinizde bıraktıklarınızı bulamayacaksınız. Dargınken ölüm bulursa, dökülecek bir damla göz yaşı dahi bırakmayacaksınız geride, farkında mısınız?

Ne dersem diyeyim, ne yazarsam yazayım… Burası dünya ve herkes tercihini yaşayacak elbet! Emanetine sahip çıkan kavvam ADAMlar ve tüm kırgınlığına rağmen Allah için gayret eden KQDINlar iyi ki var şu dünyada!
Adam olmak cinsiyet değil, şahsiyet meselesidir. Evlenerek neye talip olduğunu idrak edememiş erkek ve evliliği hiç sorumluluk almadan gezmek, tozmak sanan kızlar! Lütfen büyümeden, yetişkinlik vasfına ulaşmadan evlenmeyin ki, nesillerin aile ile ilgili algılarına da zarar vermeyin!

Ne mutlu imtihanında, kulca bir gayretle çabalayıp teslim olanlara !
Allah yuvaları cennet bahçesi ve ebediyete uzanan birliktelik vesilesi eylesin ( Amin)

Baki hürmet ve dua ile…