KUL MU KÖLE Mİ?

Geçen gece çay faslı bittikten sonra çaydanlığın altını kapatıp yatmaya geçtim. Büyük oğlum yeniden çay içmek için ocağı açmış. “Altını kapatmayı unutma” diye seslendi babası…

Sabah mutfağa girdiğimde yüzüme birden soba yanıyormuşcasına bir sıcak çarptı. Çaydanlığın altını hâlâ yanıyordu. Ve inanılmaz olan altında su kalmamış olmasına rağmen, ne bir kararma/yanma asla yok! Ortalama sekiz saat yanan ocakta, içinde su kalmamış bir çaydanlık!! Gerçekten mantığa sığacak gibi değil!

Kısa bir şoktan sonra , yüzüme yerleşen o tebessüm ve yüreğimde yankılanan ayet;

İnsanı biz yarattık ve elbette içinden geçenleri biliriz; sağında solunda oturmuş iki alıcı (yaptıklarını) alıp kaydederken biz ona şah damarından daha yakınız.
(Kaf sûresi 16/17)

Şah damarımdan yakın olan ve “Ol” emrinin dışında hiç birşeyin olamayağını bildiğim Rabbim, azametini iliklerime kadar hissettirdi, Elhamdülillah… Bir yangın murad edilmemişti bizim için o gece hamdolsun. Kimbilir, bilmeden bizim için edilmiş bir duanın bereketini yaşadık belki de!

“Dua başa gelen bela ve musîbetlere de (henüz) başa gelmeyen (gelebilecek olan musîbetlere de) fayda verir. Ey Allah’ın kulları size dua etmenizi tavsiye ederim.” (Hâkim, De’avât, No: 1815, I, 493; Tirmizî, De’avât, 102)

Yeni evliyken, daire kapısını kapattık sanıp sabaha kadar kapı açık vaziyette uyuduğumuz geldi aklıma!! Hırsıza, uğursuza engelsiz fırsat olmasına rağmen, Rabbimiz’in merhametiyle güvenli bir şekilde sabaha ulaştık. Bunları idrak etmiş olmanın verdiği rahatlığı, şükrü anlatacak kelimeleri bulamıyorum.

Takdirden başkası bulmaz insanı, fakat kulluk gücünü kullanmak ve üzerine düşeni en güzel şekliyle yapmaya çalışma gayesi taşımakta elzem.
-Allah nasılsa korur!
-Madem herşey onun bilgisinde ve iradesinde! O zaman cennet ya da cehennem için ne diye uğraşalım!?
gibi kula yakışmayan cümleleri duymuşsunuzdur. Külli irade Rabbimiz’e, cüz’i irade insana aittir. Yani imtihan alanında insan iradesini kendi kararına göre kullanır. Kimse zorla , başımıza silah dayayıp kararlarımıza yön vermiyor. Allah (c.c) kararımızı biliyor olmakla, müdahale etmiyor. Zira hesap, imtihan sonuna ait bir durumdur.

İnsan iradesini kullanmakta zorlandığı yerde, “bana da dua eder misin?” diye ricada bulunur din kardeşine. Bu, yapmam gerekirken yapamadığım ya da yapmamam gerekirken yaptığım bir şeyin, kulluğumu zorladığı yerdir. Fakat, bu durum Allah’ın sınırları dışında olmasına rağmen rahatsız etmiyorsa, asıl problem budur. Zira günah, kalbi tırmalayan şeydir. Kalbimi acıtmıyorsa, kulluk zarara uğramış demektir. Tamir ister.

Öncelikli olarak kendini bilmekle başlar hikâye. Kendini keşfedemeyen kul, savrulan yaprak gibi o akım, bu moda, şu gündem diye insanlara tutunup onların dayattığı sisteme köle olmaya baslar. Oysa insan “ben kimim, kim olmak istiyorum?” sorusuna odaklanıp yol haritasını çizmeye niyet etmelidir. “Babamın yüzünden,annemin sertliğinden” diye başlayan kılıf uydurma cümleleri, üslup hatasına kurban olmaktan başka birşey değildir şüphesiz!

‘Annem istiyor diye örtüyorum başımı!”
“Babam tatsızlık çıkarmasın diye kılıyorum namazımı!” cümlelerine yüreğim yanarak şahit oluyorum. Oysa anne/baba için yapılan şeyler, imanî zaafiyete sebebiyet veriyor. Büyük fotoğrafı görmek istemiyorlar. İman eden kimsenin, iman ettiği dinin sınırlarındaki vazifelerini kendisinin içselleştirmesidir aslolan, birinin dayatması değil!

Elbette anne babalar son nefese kadar hakkı/hayrı tavsiye edip, hataya razı olacak değildir. Fakat sorumluluk ve imtihan, her yetişkinin kendi tercihini yaşamasından ibarettir.

İnsanları memnun etmeye çalışmak ya da kendini onların beğenisini kazanmaya odaklamak köleliktir. Oysa ALLAH’A KUL OLAN ÖZGÜR, insanları ya da nefsini memnun etmeye çalışan köledir vesselâm…

Yaşanılan her şeyden kulluğu güzelleştirecek bir ders alıp, ilâhî kudrete teslimiyetin en konforlu alan olduğunu keşfetmek gerekiyor önce.

Allah’a kul olup özgürleşen ve insanların/nefsin esaretinden kurtulan bahtiyarlardan olabilmek duası ile kıymetli dostlar …

Bâki hürmet ve dua ile…