Bir Çınarın Ardından: İbrahim Başaran ve GTO’nun Mücadeleyle Yazılmış Tarihi

Gebze’nin taşına toprağına sinmiş bir isimdi İbrahim Başaran. Sadece bir ticaret odası başkanı değil, bir hafızaydı. Sanayi ile yoğrulmuş Gebze topraklarında, “sanayinin başkenti” unvanını kazandıran mücadelelerin canlı tanığı, taşıyıcısı ve önderiydi. Vefatının birinci yıl dönümünde onu bir kez daha rahmetle ve saygıyla anarken, ardında bıraktığı mücadelelerle örülü bu değerli mirası yazıya dökmek görev addedilmelidir.

Gebze Ticaret Odası’nın (GTO) kuruluşu sıradan bir bürokratik süreç değil, adeta bir milli mücadeleydi. Bir kentin kendi kimliğini kazanma çabasıydı. GTO, 1988 yılında İbrahim Başaran liderliğinde kuruldu ama bu başarı, yıllar süren İzmit lobisine karşı verilen bir irade savaşıyla kazanıldı. O dönemde, ticaret ve sanayi potansiyeli göz ardı edilen Gebze’nin kendi odasına sahip olması pek çok çevre tarafından istenmiyor, öteleniyor ve engelleniyordu.

Gebze bölgesinin, sanayinin, ticaretin kalbi olduğu inkâr edilemez. Ama bu gerçeklik bile yıllarca İzmit merkezli siyasi ve ticari lobilerin baskısı karşısında görünmez kılındı. 1983 yılında yapılan ilk oda girişimi başarısızlıkla sonuçlanmıştı. Ancak yılmayan bir grup vardı: Başlarında İbrahim Başaran’ın olduğu Gebzeli iş adamları.

“İzmit lobisi ile adeta bir meydan muharebesi yapılarak”, diye ifade ediliyor belgelerde. 1988’de ikinci kez başlatılan girişim, kararlılık, dayanışma ve vizyon sayesinde başarıya ulaştı. 5 Ekim 1988’de Gebze Ticaret ve Sanayi Odası fiilen faaliyetlerine başladı. Ancak İzmit’in baskısı bitmedi. Kocaeli Sanayi Odası’nın 1989’da kurulmasıyla GTO, “sanayi” ifadesini isminden çıkarmak zorunda kaldı. Böylece 14 Eylül 1989’da bugünkü adını aldı: Gebze Ticaret Odası.

Bu süreç, sadece bir tabela değişikliği değil; kent belleğine kazınmış bir haksızlıktır. İbrahim Başaran’ın ifadesiyle, “Bu planlama yanlıştı. Ovalara kurulan fabrikalar tarımı öldürdü.” Zira Gebze sadece sanayiye değil, tarıma da ev sahipliği yapan bereketli bir coğrafyaydı.

Başaran’ın Hatırası, Gebze’nin Geleceği
İbrahim Başaran sadece bir kurucu değil, bir mücadele adamıydı. Gebze’nin hafızası olan bu değerli ismin anılarının bir kitap haline getirilmesi gerektiğini defaatle dile getirmiştik. Ne yazık ki, ömrü bu hayalini gerçekleştirmeye yetmedi. Ancak bu görev bizlerin, medya dünyasının ve yerel yöneticilerin omuzlarındadır. Kültürel bir borçtur bu.

GTO’nun bugün dört ilçeyi (Gebze, Darıca, Çayırova, Dilovası) kucaklayan bir yapıya kavuşması, bir tesadüf değildir. Bu birliktelik ruhu, İbrahim Başaran’ın yıllarca süren kapsayıcı yönetim anlayışının ürünüdür. GTO Başkanı Nail Çiler’in de bu misyonu devam ettirerek, bölgeyi Ankara’da ve Kocaeli genelinde etkili bir şekilde temsil ettiğini görüyoruz.

Başaran, “Geçmişi olmayanın geleceği olmaz,” diyordu. Sanayi tarihimiz üzerine yaptığı açıklamalarda bu anlayışa sadık kaldı. Gebze’ye Sanayi Müzesi kurulması önerisini, ısrarla savundu. GOSB’un 30. yılı vesilesiyle yaptığı çağrılar, sadece nostalji değil, kalkınma reçetesiydi. Her sanayi kolunun kendi alanından örnekleri sergileyeceği bir müze, geleceğe bırakılacak en değerli armağan olurdu.

Bir Fuar, Bir Hafıza, Bir Miras
Başaran’ın önerileri arasında fuar alanı kurulması da vardı. İş Bankası’nın yerine bir fuar merkezi kurulmasını teklif etmişti. “Hannover Fuarı gibi, kara, deniz ve hava yoluyla ulaşılabilen bir fuar alanı Gebze’ye çok yakışır,” demişti. Gerçekten de bu öneri, sanayinin kalbinin attığı bu bölgeye ticari bir canlılık, kültürel bir etkileşim ve uluslararası bir vitrin kazandıracak nitelikteydi.

Ancak bu öneriler hayata geçirilemedi. Belki de onun vefatının ardından bir vicdan borcu olarak bu projelere yeniden eğilmeliyiz. GTO bünyesinde kurulacak “GTO Tarihi ve Hafızası Müzesi” bu anlamda büyük bir adım olur. Kurucu Başkan Başaran’ın hayatı, belgeleri, sözleri ve mücadeleleriyle bu müzede yaşatılmalı.

Sanayileşmenin Sessiz Tanıkları
İbrahim Başaran ile yaptığımız belgesel söyleşide, sanayileşme süreci hakkında çok kıymetli bilgiler verdi. Çayırova’ya gelen 154 bin voltluk enerji hattının Bayramoğlu’na trafo kurulmasıyla sanayileşmeyi tetiklediğini; bunun bir planlama sonucu olduğunu ama bu planlamanın tarımı yok ettiğini vurgulamıştı.

“1943 yılında Eskihisar’daki çimento fabrikasının kapanması,” onun belleğinde hâlâ tazeydi. “Ziraat Okulu bölgesinde halktan istimlak edilen alan, iyi teknisyenler yetiştirirken, Arçelik gibi dev markaların da yer bulduğu alanlara dönüştü,” diyordu. Bunlar, dönüşümün sessiz tanıklarıydı.

Bir Yıl Oldu… Ama Eksik Kaldı
Bugün, vefatının birinci yıl dönümünde, GTO önünde yapılan törenle Başaran’ı anıyoruz. Ancak bu yetmez. Bu kadar büyük bir miras, sadece bir törenle değil; projelerle, kalıcı yapılarla yaşatılmalı. İbrahim Başaran’ın hayatı bir örnek, mücadele azmi bir meşaledir. Onun eksikliğini hissediyoruz ama varlığıyla aydınlattığı yolu takip etme mecburiyetindeyiz.

Gebze Ticaret Odası, onun ardından bir hafıza merkezi oluşturmalı. Genç girişimciler, sanayiciler ve iş insanları için “Başaran Girişimcilik Ödülleri” gibi projelerle bu mirası geleceğe taşımalı.

Son Söz Yerine: Cahit Sıtkı Tarancı’dan Bir Hatırlatma
İbrahim Başaran’ın ardından yazılanlar içinde en dokunaklılarından biri de şair Cahit Sıtkı’nın “35 Yaş” şiiriydi. GTO’nun 35. yılına armağan edilen bu şiir, aslında Başaran’ın ömrünü verdiği kurumun yolculuğunu da özetliyordu:

“Geç fark ettim taşın sert olduğunu.
Her doğan günün bir dert olduğunu,
İnsan bu yaşa gelince anlarmış…”

Evet, zaman geçiyor. İnsan da kurumlar da olgunlaşıyor. Ancak geçmişle bağını koparmayanlar, geleceği inşa edebiliyor. Tıpkı İbrahim Başaran gibi.