BİR ŞİİR, BİR ŞAİR, BİR HAKİKAT
Yeni yıla sayılı günler kala genel bir yıl muhasebesi yapmayalım mı? Bu yıl neler yaptık, ne kadar geliştirdik kendimizi, kaç kitap okuduk, kaç yeni yer gördük, değiştik mi, neleri merak ettik, nelere sevindik, nelere üzüldük…
Doğrusu, zaman hiçbir şeye yetmeyecek kadar hızlı ve yorucu geçiyor. Hepimiz sürekli meşgul, yorgun ve uykusuzuz. Düşünmek, okumak, yeni şeyler öğrenmek şöyle dursun, şöyle bir rahat nefes almaya bile vaktimiz yok gibi. Böyle zamanlarda aklıma zor bir hayatı olmasına rağmen ismini bugün hâlâ anabildiğimiz isimler geliyor. Şükredilecek onlarca şeyin içinde yeni bir şey öğrenmemek için direnen bizler, onların hayatını şöyle bir köşeden izlesek utanır mıydık acaba? Ne dersiniz?
27 Aralık 1936’da doğduğu ayda ölen M. Akif Ersoy bunun en güzel örneklerinden biridir. Hayatın kibar davranmadığı İstiklal şairi M. Akif, henüz 14 yaşlarındayken babasını kaybetmiş ve hemen ertesi sene evleri yanmıştır. Bu durum, onu maddi ve manevi olarak sarsmıştır. Ancak Akif, bu ağır kayıplara rağmen vazgeçmemiş Ziraat ve Baytar Mektebi’ni birincilikle bitirmiştir. Yabancı dillere merakı ile bilinen Ersoy, Arapça, Farsça ve Fransızca eğitim almış ve Ziraat ve Baytar Mektebi’nden mezun olduktan sonra 6 ay içerisinde Kuran-ı Kerim’i ezberleyerek hafız olmuştur. Bugün hepimizin arkasına saklanmayı tercih ettiği travmaların, istenirse başarı motivasyonu olabileceğinin çok güzel bir örneğidir Akif benim için. Size onu devlet kademelerindeki başarılarıyla yaptığı çeşitli görevleriyle de anlatabilirdim ama benim için bu yönleri çok daha özel ve örnek alınasıdır.
Bugün balığı, kuşu, kedisi ölse kendine gelemeyen, havanın neminden psikolojisi bozulabilen gençlere Akif’i böyle anlatmak gerektiğine inanıyorum. Bu isimleri tarihlerden ibaret bırakarak çocukların gönlüne sokamadığımıza inanıyorum. Zihinlerde 12 Mart 1921’de kabul edilen İstiklal Marşı’nın yazarı olarak bıraktık Akif’i ve böyle olunca belki tarihi ezberleyenler oldu ama o istiklal marşını yazan ruhu kimse tanıyıp içselleştiremedi. Akif’in belki anlatılmaya hacet olmayan en önemli özelliği şairliğiydi hâlbuki. İstiklal Marşı’nı okuyupta onun şairliğinin ustalığını anlamayan kalmamıştır diye düşünüyorum.
Akif, istiklal şairi, ilim insanı, iyi bir devlet adamı olmanın ötesinde büyük bir gönül insanıydı. Mithat Cemal KUNTAY’ın anlatımıyla mektepte arkadaşıyla birbirlerine “Kim evvel ölürse hayatta olan diğerinin çocuklarına bakacak” diye söz vermişlerdi ve bu sebeple arkadaşının ölümünün ardından Akif, sözünü tutup onun üç evladına babalık etmişti. Bu üç çocuğu Akif’in beş çocuğundan ayırt etmek zordu. Söz, onun için namustu; verdiği sözleri tutardı öyle ki arkadaşları ona söz vermeye korkardı. Onurlu, vefalı, merhametliydi.
Onun şairliği, klasik ifadelerle nitelendirilemeyecek bir güçteydi. İstiklal Marşı yazılması için yapılan yarışmaya 500 lira ödül konması sebebiyle başta katılmak istememiş, daha sonra çevresindekilerin ricaları üzerine katılmış ve kendisine verilen 500 lirayı da Dar’ül Mesai Vakfı’na bağışlamıştı. E zaten Çanakkale destanını yazmadan canını almaması için Allah’a yalvaran Akif’den de bu beklenirdi. Onun milli manevi değer ve duyguları her şeyin üstündeydi.
Akif’i kısadan hisse anlatmanın çok da mümkün olmadığı kanaatindeyim; o yüzden şöyle yeni bir yıla girmeye sayılı günler kala hâlâ 2025’i daha anlamlı kılmaya vakit varken bir Akif okursunuz diye ümid ediyorum. Belki Akifler yetiştirmek zor ama Akif’i bilen, okuyan ve anlayanlar yetiştirmek hâlâ mümkün.
Sevgiyle…
Okur kalın…