BALIKESİR KEPSUT İLÇESİ SİMAV ÇAYINDAN BELGESEL TADINDA CANLI YAYIN

Simav Kepsut çayından kültür ve medeniyet tarihimiz akar
Balıkesir Kepsut ilçesi Eyüpbükü köyü dernek Bsşkanı Gebze’den değerli arkadaşım Aziz Basut beyin Daveti ile Kepsut İmami Birgüvi ve Eyüpbükü köyü tarihi belgeseli çekiyoruz
https://www.facebook.com/share/RA3dx8qQ/?mibextid=wwXIfr
KEPSUT: SİMAV ÇAYI’NIN VEFA YURDU
Balıkesir’in bereketli topraklarına doğru yol alıyoruz.
Bugünkü durağımız Kepsut…
Uzun yıllardan beri Gebze’den tanıdığım, değerli dostum ve Eyüpbükü Köyü Dernek Başkanı Aziz Basut Bey’in davetiyle Kepsut’a doğru ilerlerken bizi ilk karşılayan Simav Çayı oluyor.
Simav Çayı nazlı nazlı akıyor…
Biz de aracımızı durduruyor, kameramızı çıkarıyor ve bu güzel manzarayı tarihe not düşmek için kayda alıyoruz.
Çünkü su, sadece su değildir.
Su; hayatın, bereketin, medeniyetin ve tarihin kaynağıdır.
Simav Dağları’ndan doğan ve farklı coğrafyalardan geçerek yoluna devam eden Simav Çayı, Kepsut Ovası’na ulaştığında adeta başka bir kimliğe bürünüyor. Kepsut’un bereketli topraklarıyla buluşan bu su, çevresindeki köyleri, tarlaları ve insan hayatını besliyor.
Kepsut Ovası gerçekten bir bereket diyarı…
Meyvesiyle, sebzesiyle, toprağıyla ve suyuyla Anadolu’nun üretken yüzünü gösteriyor.
Kepsut’a girerken tabelanın önünde duruyoruz.
Kameramız çalışıyor.
Ve tarihe bir kez daha not düşüyoruz:
“Burası Kepsut… Burası suyun, toprağın, emeğin ve vefanın yurdu.”
Kepsut’un tarihini yalnızca coğrafyasıyla anlatmak mümkün değil.
Çünkü bu topraklar önemli şahsiyetlerin hayatlarında da iz bırakmış.
Bunlardan biri Bektaşlar Köyü…
Simav Çayı’nın kenarında yer alan bu köy, ilim ve kültür tarihimiz açısından araştırılması gereken önemli bir merkez.
Burada doğan ve yetişen önemli şahsiyetlerin hayatları, Kepsut’un yalnızca tarımsal değil, kültürel birikimini de ortaya koyuyor.
Özellikle İmam Birgivî’nin hayatı ve ilmi şahsiyeti bakımından bölgedeki tarihî izler ayrıca araştırılmayı hak ediyor.
Bektaşlar’da bulunan Namazgâh Tepesi gibi mekânlar da bu tarihî dokunun parçaları olarak karşımıza çıkıyor.
Biz bugün burada sadece görüntü almıyoruz.
Geçmişin izlerini arıyoruz.
Çünkü belgeselcilik biraz da budur:
Mekânların hafızasını dinlemek…
Kepsut’un bir başka önemli özelliği ise “vefa yurdu” olarak anılmasıdır.
Bu vefanın en güzel örneklerinden biri Hasan Basri Çantay’dır.
Millî Mücadele yıllarında gazetecilik yapan, kalemiyle Millî Mücadele’ye destek veren Hasan Basri Çantay, Cumhuriyet döneminde hazırladığı Kur’an-ı Kerim meali ve tefsiriyle de Türk düşünce ve kültür hayatında önemli bir yer edinmiştir.
Kepsut, Hasan Basri Çantay’ın hatırasına sahip çıkan bir memleket olarak da ayrı bir anlam taşımaktadır.
Bu toprakların yetiştirdiği veya hayatında iz bıraktığı şahsiyetleri saymakla bitiremeyiz.
Kepsut’un Millî Görüş hareketinin önemli isimlerinden merhum Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın ailesiyle de bir bağı bulunmaktadır. Erbakan Hoca’nın eşi Nermin Erbakan’ın ailesinin Kepsut’la olan bağı, ilçenin farklı dönemlerde ülkemizin önemli şahsiyetleriyle kurduğu ilişkilerin başka bir örneğidir.
Bugün bizim için Kepsut’un bir başka anlamı daha var.
Eyüpbükü…
Aziz Basut Bey’in davetiyle Balıkesir’deki gazeteciler toplantısının ardından Kepsut’a, oradan da Eyüpbükü’ne doğru yol alıyoruz.
Amacımız yalnızca bir köyü ziyaret etmek değil.
Eyüpbükü’nün tarihini, kültürünü, insanlarını ve geçmişten bugüne taşıdığı değerleri araştırmak.
Çünkü her köyün bir hikâyesi vardır.
Her köy, Anadolu’nun büyük tarih kitabının küçük ama önemli bir sayfasıdır.
Biz de bugün o sayfalardan birini açıyoruz.
Simav Çayı akmaya devam ediyor…
Nazlı nazlı…
Sanki geçmişten bugüne bir şeyler anlatıyor.
Biz de suya bakıyoruz.
Kepsut’a bakıyoruz.
Tarlalara, köylere, insanlara bakıyoruz.
Ve bir kez daha anlıyoruz:
Su varsa hayat vardır.
Toprak varsa bereket vardır.
Hafıza varsa tarih vardır.
Vefa varsa medeniyet vardır.
İşte Kepsut…
Simav Çayı’nın hayat verdiği, Kepsut Ovası’nın bereketlendirdiği, önemli şahsiyetleriyle Türkiye’nin kültür ve tarih hafızasında iz bırakan bir vefa yurdu.
Biz de kameramızı açıyor, gördüklerimizi kayda geçiriyor ve zamana noterlik yapıyoruz.
Çünkü biliyoruz ki:
Belgesel, sadece bugünü görüntülemek değildir.
Dünü bugüne, bugünü de yarına emanet etmektir.
Kepsut’tan Eyüpbükü’ne uzanan bu yolculukta biz de tarihin izinde yürüyor, Simav Çayı’nın sesini dinliyor ve bu toprakların hikâyesini gelecek nesillere aktarmak üzere kayıt altına alıyoruz.
Kepsut’tayız…
Simav Çayı’nın kenarındayız…
Ve tarihe bir kez daha not düşüyoruz.
SİMAV ÇAYI DİLE GELSEYDİ…
Simav Dağları’ndan doğan, Kepsut’tan geçerek Balıkesir ovalarını sulayan Simav Çayı…
Daha sonra Susurluk Çayı’nın sularına karışarak yoluna devam eden bu akarsu, yalnızca bir tabiat güzelliği değil; aynı zamanda kültür ve medeniyet tarihimizin önemli tanıklarından biridir.
Kepsut’a girerken gözlerimizi Simav Çayı’na çevirdik.
Nazlı nazlı akan suya dikkatlice baktık.
Ve kendi kendimize sorduk:
“Acaba bu çay dile gelseydi bize neler anlatırdı?”
Kim bilir…
Belki de binlerce yıllık bir hafızayla konuşurdu.
“Ben bu topraklardan geçerken nice insan gördüm.
Nice kavimlerin gelişine ve gidişine şahit oldum.
Nice orduların bu vadilerden geçtiğini gördüm.
Nice köylerin, şehirlerin, medeniyetlerin kuruluşuna tanıklık ettim.
Bu toprakların nasıl yurt ve yuva olduğunu gördüm.”
Belki bize Karesi Beyliği’ni anlatırdı.
Balıkesir ve çevresinde Türk hâkimiyetinin nasıl güçlendiğini, Anadolu Selçuklu mirasının bu coğrafyada nasıl devam ettiğini, Osmanlı’nın kuruluş ve yükseliş dönemlerinde bu toprakların nasıl bir tarih sahnesine dönüştüğünü anlatırdı.
Sonra Cumhuriyet tarihinin önsözüne gelirdi…
Kuvayı Milliye’ye…
Millî Mücadele’ye…
Balıkesir ve çevresinde yakılan bağımsızlık ateşine…
Belki de şöyle derdi:
“Ben bütün bunları gördüm.
Suyum aktı, zaman geçti ama hafızam hiç kaybolmadı.”
İşte biz de Kepsut girişinde Simav Çayı’na bakarken böyle bir tarih yolculuğuna çıktık.
Daha sonra Bektaşlar Köyü yolunda yine çayın kenarında durduk.
Bazen sustuk.
Bazen konuştuk.
Bazen de Simav Çayı ile adeta söyleştik, hasbihal ettik.
Çünkü bazı mekânların anlatacak çok şeyi vardır.
Yeter ki onlara bakmasını bilelim.
Simav Çayı da bize kendi lisan-ı hâliyle çok şey anlattı.
Bize suyun sadece su olmadığını hatırlattı.
Su; hayat demekti.
Su; bereket demekti.
Su; yerleşim demekti.
Su; tarım demekti.
Ve su, çoğu zaman medeniyet demekti.
Simav Çayı’nın geçtiği coğrafya da bunun canlı bir örneğiydi.
Dağlardan ovaya inen su, insanları toprağa bağladı.
Toprak insanı yerleşik hayata bağladı.
Yerleşim kültürü meydana getirdi.
Kültür ise medeniyete dönüştü.
İşte bu yüzden Simav Çayı’nı sadece bir akarsu olarak görmemek gerekir.
O, aynı zamanda bu coğrafyanın tabiat hafızasıdır.
Biz de Devr-i Âlem belgeselciliği anlayışıyla bu hafızanın peşine düştük.
Kepsut girişinde durduk.
Simav Çayı’na baktık.
Bektaşlar yolunda yeniden durduk.
Çayın akışını seyrettik.
Ve geçmişten bugüne doğru uzun bir yolculuğa çıktık.
Kamera kayıttaydı.
Çay akıyordu.
Zaman geçiyordu.
Biz ise tarihe not düşüyorduk.
Çünkü bizim için belgeselcilik;
görmek, araştırmak, dinlemek ve gördüğünü geleceğe emanet etmektir.
Simav Çayı belki gerçekten konuşamaz…
Ama onun akan sularında bu coğrafyanın binlerce yıllık hikâyesini okumak mümkündür.
Biz bugün o hikâyenin peşindeyiz.
Kepsut’tan Bektaşlar’a…
Karesi Beyliği’nden Osmanlı’ya…
Kuvayı Milliye’den Cumhuriyet’e…
Suya, toprağa ve insanımıza bakarak…
Devr-i Âlem farkıyla kültür ve medeniyet tarihimize doğru bir yolculuk yapıyoruz.
Ve son söz yine Simav Çayı’nın olsun:
“Ben akmaya devam edeceğim.
Siz yeter ki hafızanızı kaybetmeyin…”
SİMAV ÇAYI: DAĞLARDAN KEPSUT’A, TARİHTEN MEDENİYETE AKAN SU
Belgeselci İsmail Kahraman’ın notları
Bir akarsu düşünün…
Dağlardan doğuyor, ovalardan geçiyor, köylerin, şehirlerin ve bereketli toprakların hayat damarına dönüşüyor. Yüzyıllar boyunca insanlara su, toprağa bereket, yerleşimlere hayat veriyor. Ardından başka akarsularla birleşerek Marmara Denizi’ne ulaşıyor.
İşte Simav Çayı böyle bir akarsu…
Kütahya’nın Simav çevresinden doğan Simav Çayı, Balıkesir topraklarına girerek Sındırgı, Bigadiç ve Kepsut çevresinden geçiyor; Susurluk Havzası’nın en önemli akarsularından biri olarak yoluna devam ediyor. Tarım ve Orman Bakanlığı’nın Susurluk Havzası Taşkın Yönetim Planı’nda Simav Çayı, havzanın en önemli akarsuyu olarak tanımlanıyor ve uzunluğu 175 kilometre olarak veriliyor. (Tarım ve Orman Bakanlığı)
Kepsut’a geldiğimizde ise bu akarsuyu başka bir gözle seyrediyoruz.
Çünkü Kepsut, Simav Çayı ile adeta bütünleşmiş bir ilçe.
Kepsut Kaymakamlığı’nın verdiği coğrafi bilgilere göre ilçe merkezi, üç tarafı Değirmencik, Kille ve Simav Çayı ile çevrili bir yarımada görünümündedir. Simav Çayı’nın batısında uzanan Kepsut Ovası ise oldukça verimli topraklara sahiptir ve çok çeşitli tarım ürünlerinin yetişmesine elverişlidir. (Kepsut Kaymakamlığı)
SİMAV ÇAYI VE KEPSUT OVASI
Kepsut’a girerken gözümüz önce suya takılıyor.
Simav Çayı nazlı nazlı akıyor.
Biz de duruyor, bakıyor ve düşünüyoruz:
“Acaba bu çay dile gelse bize neler anlatırdı?”
Kim bilir…
Belki binlerce yıllık tarihimizin hikâyesini anlatırdı.
Belki bu vadilerden geçen insanları, kurulan köyleri, ekilen tarlaları, yapılan yolları, kurulan medeniyetleri anlatırdı.
Çünkü Anadolu’da suyun bulunduğu yerde hayat vardır.
Su varsa tarım vardır.
Tarım varsa yerleşim vardır.
Yerleşim varsa kültür vardır.
Kültür ise zaman içerisinde medeniyete dönüşür.
Bu bakımdan Simav Çayı yalnızca bir coğrafya unsuru değildir. Aynı zamanda Güney Marmara’nın tabiat ve insanlık tarihinin önemli tanıklarından biridir.
KEPSUT’UN BEREKETİ
Kepsut Ovası’nın verimliliğinde suyun önemli bir yeri vardır.
Çayın çevresindeki topraklar tarımsal üretime imkân verir. Bu nedenle Kepsut’ta su ile toprak arasında güçlü bir ilişki kurulmuştur.
Bizim için Kepsut’a girişte Simav Çayı’na bakmak, aslında Anadolu’nun kadim su ve medeniyet ilişkisine bakmaktır.
Çayın kenarında durduğumuzda yalnızca akan suyu görmüyoruz.
Geçmişi görüyoruz.
Bugünü görüyoruz.
Geleceği düşünüyoruz.
Ve kameramızı açıyoruz.
Çünkü belgeselcilik, sadece görüntü almak değildir.
Mekânın hafızasını kayda almaktır.
TARİHİN AKAN TANIĞI
Simav Çayı’nın geçtiği coğrafya, tarih boyunca farklı kültürlerin ve siyasi yapıların kesiştiği geniş bir havzanın parçası olmuştur.
Antik çağlardan Türklerin Anadolu’daki hâkimiyet dönemlerine, Karesi Beyliği’nden Osmanlı dönemine ve nihayet Millî Mücadele yıllarına kadar Balıkesir ve çevresi önemli tarihî gelişmelere sahne olmuştur.
Bu nedenle Simav Çayı’na yalnızca bugünün gözüyle bakmak eksik kalır.
Çünkü bu akarsu, farklı dönemlerde aynı coğrafyada yaşayan insanların hayatına dokunmuştur.
Karesi Beyliği’nin Balıkesir merkezli olarak ortaya çıkması, ardından Osmanlı hâkimiyetinin bölgede güçlenmesi ve Millî Mücadele döneminde Balıkesir’in Kuvayı Milliye hareketindeki önemli rolü, bu coğrafyanın tarihî önemini göstermektedir.
Simav Çayı bütün bu tarihî gelişmelerin doğrudan “sebebi” olarak gösterilemez; ancak geçtiği havzanın doğal ve ekonomik yapısının oluşmasında önemli bir coğrafi unsur olduğu açıktır.
İşte belgeselci açısından asıl mesele de budur:
Coğrafya ile tarihi birlikte okuyabilmek…
SUYUN HAFIZASI
Bektaşlar Köyü yolunda Simav Çayı ile yeniden karşılaşıyoruz.
Bazen duruyoruz.
Bazen konuşuyoruz.
Bazen sadece seyrediyoruz.
Suyun sesi insana düşünme fırsatı veriyor.
Çayın akışı adeta geçmiş ile bugün arasında bir köprü kuruyor.
Ve kendi kendimize soruyoruz:
“Bu su konuşabilseydi neler anlatırdı?”
Belki bize eski köyleri anlatırdı.
Belki tarlalarda çalışan insanları…
Belki çocukların su kenarındaki oyunlarını…
Belki savaş yıllarını…
Belki Millî Mücadele günlerini…
Belki de yüzyıllardır aynı topraklarda değişen hayatları…
Çünkü su değişiyor gibi görünse de aslında sürekliliğin kendisidir.
Aynı yatağın içinden farklı zamanlarda farklı sular geçer.
İnsanlar değişir.
Devletler değişir.
Şehirler değişir.
Fakat nehir akmaya devam eder.
SİMAV ÇAYI’NIN BİYOLOJİK HAFIZASI
Simav Çayı sadece tarih ve tarım açısından değil, doğal hayat bakımından da önemlidir.
Bilimsel araştırmalarda Simav Çayı havzasında çok sayıda balık türü ve farklı balık familyalarına ait taksonlar tespit edilmiştir. 2017 yılında yayımlanan bir çalışmada, havzanın farklı noktalarında 19 balık taksonu belirlenmiştir. Bu durum, çayın doğal yaşam açısından taşıdığı değeri de ortaya koymaktadır. (DergiPark)
Ancak günümüzde bu değerli su sisteminin karşı karşıya bulunduğu çevresel sorunlar da vardır.
Resmî su kalite izleme çalışmalarında Simav Çayı’nın farklı noktalarında tarımsal, evsel, termal ve sanayi kaynaklı baskılar kaydedilmiştir. (Web Dosya)
Geçmişte Susurluk çevresinde çayın renginin değişmesi ve kirlilik iddiaları da kamuoyuna yansımıştır. (Anadolu Ajansı)
Bu nedenle Simav Çayı’nı anlatmak, yalnızca geçmişi anlatmak değildir.
Aynı zamanda geleceğe karşı sorumluluk taşımaktır.
SUYUN GELECEĞİ
Bugün Simav Çayı’nın kenarında duran bizler, aslında gelecek nesillerin emaneti olan bir tabiat varlığının karşısındayız.
Çayın suyu yalnızca Kepsut’un değil, geniş bir havzanın hayatıyla ilişkilidir.
Bu nedenle Simav Çayı’nın korunması;
tarımın,
doğal hayatın,
yerleşimlerin,
sulak alanların
ve Marmara Denizi’ne ulaşan su sisteminin korunması anlamına gelir.
Bir çay kirlenirse yalnızca su kirlenmez.
Toprak etkilenir.
Tarım etkilenir.
Balıklar etkilenir.
İnsan hayatı etkilenir.
Ve nihayetinde deniz etkilenir.
DEVR-İ ÂLEM’İN KAMERASINDAN
Biz Kepsut’a girerken Simav Çayı’na baktık.
Nazlı nazlı akan suyu seyrettik.
Sonra hafızamızda derin bir yolculuğa çıktık.
Çayın kenarında durduk.
Kameramızı açtık.
Ve tarihe not düştük.
Bize göre Simav Çayı, sadece Simav Dağları’ndan gelen bir su değildir.
O, dağ ile ova arasında; tabiat ile insan arasında; geçmiş ile gelecek arasında bir bağdır.
Kepsut’ta bu bağı daha güçlü hissediyoruz.
Çünkü burada Simav Çayı ile Kepsut Ovası adeta birbirini tamamlıyor.
Su toprağa hayat veriyor.
Toprak insana hayat veriyor.
İnsan da yaşadığı coğrafyaya kültür ve medeniyet bırakıyor.
İşte bu yüzden Simav Çayı’na bakarken sadece suyu görmüyoruz.
Tarihi görüyoruz.
Medeniyeti görüyoruz.
İnsanı görüyoruz.
Ve belgeselci gözüyle zamana noterlik yapıyoruz.
Belki Simav Çayı gerçekten konuşamaz.
Ama biz ona kulak verirsek, kendi lisan-ı hâliyle çok şey anlatır.
Dağlardan doğup ovalardan geçen, Kepsut’un bereketli topraklarına hayat veren ve sonunda Marmara’ya ulaşan bu su, bize Anadolu’nun değişmeyen gerçeğini hatırlatıyor:
Su varsa hayat vardır.
Hayat varsa insan vardır.
İnsan varsa kültür vardır.
Kültür varsa medeniyet vardır.
Simav Çayı akmaya devam ediyor…
Biz de Devr-i Âlem farkıyla onun izinde yürümeye, suyun ve toprağın hafızasını araştırmaya, gördüklerimizi kayda almaya ve tarihe not düşmeye devam ediyoruz.
Simav Çayı’na selam olsun…
Kepsut’a, bereketli topraklarına ve bu coğrafyanın kadim hafızasına selam olsun.